Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyasal gündeme ilişkin: Yanıtını arayan sorular…

Siyasal gündeme ilişkin: Yanıtını arayan sorular…

Bu ülkede siyasal argümanlar, karşılığı olmayan vaatler, maalesef yalan ve aldatmalar üzerine kurulmuştur. Siyasal gündeme ilişkin sorular...

featured
Siyasal gündeme ilişkin: Yanıtını arayan sorular...

Bu ülkede siyasal argümanlar, karşılığı olmayan vaatler, maalesef yalan ve aldatmalar üzerine kurulmuştur. Dümeninde ise, Makyavelist akıllar ve bu akılların geliştirdiği demagoji ve laf ebeliği vardır.  Ülke, içinde bulunduğu “acınası durum”u, çözümsüzlük öykülerini biraz da bu aktörlere borçludur. Gericilik ve cehalet de çoğunlukla aynı aktörlerinin hanesine yazar. Hakim siyasal anlayış, toplumun heyecanını, umutlarını, yaşama arzusunu dibe çekmiştir.

Mevcut tablo sadece egemen siyaset ve aktörlerini anlatmaz. Genelde muhalefet, özelde demokratik güçler -ki buna Sol güçler de dahildir- alternatif demokratik siyasete geçiş yapabilmiş değillerdir. İdeolojik olarak “ileri” olsalar da pratik olarak egemen tarza yakın ve yatkındırlar. Bu yakınlık, özellikle genel ve yerel seçim süreçlerinde daha görünür olmaktadır.

Bu “görünürlüğün” ilgili toplum ya da toplumsal kesimlerce “rahatsız edici” bulunması-ki son derece doğaldır- bizleri sayısız soru cümlesi kurmaya itmiştir:

Demokratik güçlerin kırmızı çizgilerine ne oldu?

Demokratik güçlerin kırmızı çizgilerine ne oldu?

Genel-yerel seçimler neden heyecan verici değil? Bu karmaşa, bir türlü netleşmeyen muğlaklık, tanımlanamayan, açıklaması yapılamayan olayla zinciri de ne?

Ne yapıyoruz böyle? Hanedanlık mı kuruyoruz? Derebeylikler mi oluşturuyoruz? Siyaset sahnesindeki feodal çağrışımlar yapan bu görüntüler, çağrı ve çıkışlar da neyin nesi? Yüksek idealleri olan ve isimsizlerin ödünsüz karşılıksız emeğiyle oluşan siyasal yapılar, aile şirketine mi dönüşüyor? “Üçüncü yol”, “alternatif siyaset”, “demokratik değişim”, “halk iradesi”, “toplumsal talep” rafa mı kaldırılıyor? Demokratik hareketin “emek”, “eşitlik”, “adalet” gibi kırmızı çizgileri, bariyerleri artık yok mu? Aidiyet duygusu mu değişti? Bu kim kime dum duma halleri, sosyal medyaya taşınan şamata, hır-gür; taşlamalar, teşhir etmeler de neyin nesi?

Demokratik siyasette “kan bağı” bu kadar yol aldı mı?

Gerçekten de ipin ucu kaçtı mı? Küçük “aile saadeti” için, büyük toplumsal aile, hakkaniyet ilkesi feda mı ediliyor? “İsim benzerliği” tamam da bu kadar soy isim benzerlerinin bir araya gelmesi/getirilmeye çalışılması, “halef-selef” olması ya da olma gayreti içinde bulunması caiz mi? Demokrasi mücadelesi, gerçekten de “böyle “popülist”, ikonik”, “sembol/simge” isimler üzerinden yürür mü? Anlayışa uyar mı? Neden her dönem böyle kıymık gibi gözümüze batar dururlar? Ya da “aynı soyadı taşımış olmak” ötekine söz hakkı, temsil hakkı, karar hakkı, yetki, mevkii hakkı, kariyer hakkı verir mi? “Özal-Semra”, “Ecevit-Rahşan”, bilmem kim kim ikilisine benzer ilişkiler mi sahne almaya başlıyor? Demokratik siyasette “kan bağı” bu kadar yol aldı mı?

“Şunun eşi, bunun kardeşi, oğlu-kızı” da ne demek? “Değer ailesi”, “yakını” gerçekten de “emeğin” mutlak ve doğrudan karşılığı mı? Artık sorgulamak gerekmez mi? “Babadan-oğula/kıza” devri mi? Dedik ya hanedanlık mı kuruyoruz?

Demokratik yönetimlerin görevi basit bir “koordinasyon” dan ibaret değil mi?

Hollanda Başbakanı Mark Rutte

Amaç; güç, çıkar, imtiyaz içermeyen; sadece kolaylaştırıcı rolü olan naif ve “basit bir mekanizma” yaratmak değil mi?

Yoksa, demokratik ekolojik toplumun hiyerarşik olmayan ve kan bağına dayanmayan yapısından vaz mı geçildi? 

Değilse; böyleyse, emeği, üretkenliği, katılım güç ve yeteneğini esas alan bir anlayışı öncelemek gerekmiyor mu? Yozlaşmayı, kastlaşmayı yabancılaşmayı engellemek için rotasyonlar beklenmez mi?. Bürokratik idari aygıtlara izin vermeyen; bireyin ya da bir eğilimin kendini örgütlemesine olanak tanımayan disiplinler neden bu kadar işlevsiz?

Öyleyse değilse; bu kurum, mevki fetişizmi bu kademeleşmeler, kendini dayatmalar, “dokunulmaz, vazgeçilmez” görmeler, tekrar tekrar sahne alamalar de ne? Neden kimse emeği, birikimi, yeteneklerini, çözüm güç ve iradesini, kültürel gelişkinliğini değil de iktidar iştahını, yetki ve kariyer arayışını önceliyor? Bu kadar talepkar biçimde öne çıkarıyor? Yoksa yeteneği mi yok? Düşünsel, kültürel ve sosyal birikimden mi yoksun?

Sahi gerçekten bu anti demokratik kültürü kim ya da kimler taşıyor? Nasıl olur da katı hiyerarşik geleneği olmayan ve emeğe-yeteneğe dayanan böyle bir demokratik yapıda, “aile, dost, akraba, arkadaş, duygudaş” gibi negatif disiplinler bu kadar cesur ve konuşulur olur?  Eğilimler, farklı çıkar grupları zorlar olur?

Nasıl olurda “toplumsal fayda” ve amaca dönük siyasal efor, bireysel, grupsal ve ailesel çıkarlara odaklanabilir? Yerel yönetim seçimlerinde tüm çaba, enerji gerçekten de alternatif demokratik toplum amacı güden “yerinde yönetim” için midir? Yoksa bireysel, ailesel ya da grupsal istek ve çıkarları da mı tolere etmekte?

Simge kent Diyarbakır’ın örnek olması gerekmez mi?

Simge kent Diyarbakır’ın örnek olması gerekmez mi?

Her şeyi bir yana bırakın, demokratik güçler için “simge kent” konumunda olan ve öyle de algılanan Diyarbakır’da (ve daha birçok yerde) demokratik teamüllere uygun örnek ve problemsiz bir süreç nasıl olurda işlemez? İşliyorsa basına sosyal medyaya taşınan bu tepkiler, rahatsızlıklar, iptal istekleri vs. neden?

Demokratik ekolojik toplum anlayışı mı çöktü? Ciddi sapmalar mı söz konusu? Eğilimler mi ağırlık oluşturuyor? Yoksa popülist siyasetin aktör ya da aktörleri mi rol oynuyor? Bir tür hanedanlık hevesi mi var? Soyadları mı etkin? Merkezi kontrol sistemi mi çöktü? Bunların her biri mi, yoksa hiçbiri mi? Hiçbiri değilse eğer, o zaman yaşanan da neyin nesi?

Demokratik alan siyasetinden sonuç odaklı siyasal anlayışa -ki sapmadır- evirilme eğilimi midir bunu yaratan? Alınan olumsuz/yetersiz sonuçlar ve bu sonuçlar üzerinden gelişen daralmalar, güç ve alan kayıpları mı kolektife karşı bireyselliği tetikliyor? Demokratik siyasetin güç ve ifade alanlarının daralma olasılığının yarattığı bir tedirginlik mi var? Bu tedirginlik demokratik kültürü özümsememiş birey ve çevreleri ürkütüyor mu? Metrobüste yer kapmaya çalışan şuursuz kalabalıklar gibi, canhıraş biçimde “kapağı bir yerlere atma, bir yer kapma, kendini güvenceye alma” tutumuna mı itiyor?

Bilemiyorum…

Aklımda sadece sorular var… Daha yığınca soru…

İlgili ve duyarlı herkese, doğru yanıtlar ve çözümler diliyorum…

Siyasal gündeme ilişkin: Yanıtını arayan sorular…
1

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

1 Yorum

  1. Bahsetmiş olduğunuz bütün sorunlar birebir yapildi ve onaylandı.Malesef.