Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Demokratik Toplumu İnşa Etmek

Demokratik Toplumu İnşa Etmek

featured

Son dönemde otuz yılı aşkın süre cezaevinde kalan Kürt siyasetçilerinin yaptığı değerlendirmeler, yalnızca Kürt kamuoyunda değil, demokrasi tartışmalarını izleyen geniş çevrelerde de dikkatle takip ediliyor.

Çetin Arkaş‘ın açıklamaları, Soydan Akay‘ın son yazısı ve benzeri değerlendirmeler ortak bir noktada buluşuyor: Kürt siyasetinin yeni dönemde yalnızca devletle ilişkisini değil, kendi örgütlenme anlayışını da yeniden tartışması gerekiyor.

Bu tartışmalar önemlidir.

Çünkü uzun yıllar cezaevinde kalan bu insanlar yalnızca bedel ödemiş kişiler değildir. Aynı zamanda hareketin farklı dönemlerine tanıklık etmiş, teorinin pratikle buluştuğu ya da buluşamadığı noktalara bizzat şahit olmuş insanlardır. Bu nedenle söyledikleri, yalnızca bir eleştiri olarak değil; demokratik toplum tartışmasına yapılmış önemli katkılar olarak değerlendirilmelidir.

Soydan Akay‘ın yazısında işaret ettiği merkeziyetçilik, kadroculuk, halkın karar süreçlerinden uzaklaştırılması ve demokratik toplum paradigmasıyla pratik arasındaki çelişkiler, üzerinde ciddiyetle durulması gereken sorunlardır. Çetin Arkaş‘ın son dönemde yaptığı değerlendirmeler de aynı tartışmayı farklı yönleriyle beslemektedir.

Bu tartışmanın götürdüğü bir başka soru

Soydan Akay‘ın yazısı merkeziyetçilik sorununu görünür kılıyor. Bu tartışmanın doğal olarak bizi götürdüğü bir başka soru ise şudur: Demokratik toplum nasıl örgütlenecek?

Bugün tartışmaların önemli bir bölümü kurumlar üzerinden yürütülüyor.
Yerel yönetimler nasıl değişmeli?
Partiler nasıl çalışmalı?
Komünler nasıl işletilmeli?

Bunlar elbette önemli sorular.
Ancak bunların da ötesinde cevap bekleyen temel soru, demokratik toplumun hangi örgütlenme modeliyle hayat bulacağıdır.
Çünkü devleti eleştirmek başka şeydir, devletin dışında yeni bir toplumsal düzen kurabilmek ise bambaşka bir şeydir.

Bugün hâlâ birçok tartışma devlet merkezlidir.
Oysa demokratik toplumun merkezinde devlet değil, toplum olmalıdır.

Merkeziyetçilik sadece kurumların sorunu değildir

Burada sosyolojik bir gerçekle yüzleşmek gerekiyor.
Merkeziyetçilik yalnızca yöneticilerin alışkanlığı değildir; toplumun da alışkanlığıdır.
Bunun tarihsel nedenleri vardır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet geleneği, toplumun kendi kendini yönetmesini değil, devlet tarafından yönetilmesini esas aldı. Devlet merkezli siyasal kültür yalnızca kurumları değil, insanların düşünme biçimlerini de şekillendirdi.

Yüzyıllardır insanlar yönetime katılmaktan çok, güvendikleri insanların kendileri adına karar vermesine alıştı.
Partilerde de böyledir.
Sendikalarda da…
Derneklerde de…
Kooperatiflerde de…
Hatta aile içinde bile çoğu zaman aynı ilişki biçimi görülür.

Bu nedenle merkeziyetçilik yalnızca yukarıdan dayatılan bir sistem değildir; aşağıdan da yeniden üretilmektedir. İnsanlar sorumluluk almak yerine temsil edilmeyi tercih ettikleri sürece, en demokratik tüzükler bile zamanla yeni bir merkeze dönüşebilir.
Demokratik toplum bu nedenle yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda kültürel ve sosyolojik bir dönüşüm meselesidir.

Demokratik toplumun kurumsal zemini

Demokratik toplum çoğu zaman belediyeler ya da komünler üzerinden tartışılıyor. Oysa bunlar yalnızca araçtır. Asıl mesele, toplumun kendisini nasıl örgütleyeceğidir.

Demokratik toplum; devletin görevlerini topluma devretmesi değil, toplumun kendi sorunlarını çözebilecek örgütlenme kapasitesini kazanmasıdır. Başka bir ifadeyle demokratik toplum, devletin küçülmesinden önce toplumun büyümesini hedefleyen bir siyasal ve toplumsal örgütlenme modelidir.

Bunun için siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarının tamamında katılımcı yapılar oluşturulmalıdır.

Mahalle meclisleri yalnızca şikâyet dinleyen yerler olmamalıdır. Mahallenin güvenliğini, ulaşımını, çevresini, çocukların oyun alanlarını, yaşlıların bakımını ve sosyal dayanışmasını planlayan karar organları hâline gelmelidir.

Köy ve kent meclisleri, yerel kalkınma planlarını hazırlayabilmeli; belediye bütçelerini tartışabilmeli ve yatırımları öncelik sırasına koyabilmelidir.

Ekonomik alanda üretici kooperatifleri, tüketim kooperatifleri, kadın girişimleri ve yerel kalkınma birlikleri yalnızca ekonomik kuruluşlar olarak değil, aynı zamanda demokratik katılım okulları olarak görülmelidir. Çünkü ekonomi, demokrasinin dışında bırakıldığında siyasal demokrasi de eksik kalır.

Kültür alanında yerel kültür meclisleri; dilin, tarihin, sanatın ve ortak hafızanın korunmasını üstlenmelidir.

Eğitim alanında halk akademileri, meslek atölyeleri, okuma grupları ve sürekli eğitim merkezleri toplumun kendi bilgi üretme kapasitesini geliştirmelidir.

Ekoloji yalnızca çevrecilerin işi değildir. Su havzalarını, meraları, ormanları ve doğal yaşamı koruyan yerel ekoloji meclisleri oluşturulmalıdır. Çünkü doğa da yerel demokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bütün bunların yanında önemli eksikliklerden biri de sorun temelli örgütlenmelerdir.

Bugün örgütlenmelerin önemli bir bölümü kurum eksenlidir. Oysa demokratik toplum, aynı zamanda sorun eksenli örgütlenmeleri de geliştirmelidir. İşsizlik, bağımlılık, kadına yönelik şiddet, eğitim, sağlık, çevre, göç, yaşlılık ve yoksulluk gibi her temel toplumsal sorun için halkın doğrudan katıldığı kalıcı çözüm platformları oluşturulmalıdır.

Toplum, sorunlarını konuşan değil; çözen örgütler kurabildiği ölçüde demokratikleşir.
Demokratik toplumun başarısı, kaç örgütlenme kurduğu ile değil; kaç toplumsal sorunu çözebildiği ile ölçülmelidir.

Devlet küçülürken toplum büyümelidir

Demokratik toplumun başarısı, devletin hangi yetkileri bıraktığıyla değil; toplumun hangi sorumlulukları üstlenebildiğiyle ölçülür. Devlet geri çekilirken toplum örgütlenemiyorsa ortaya demokrasi değil, yalnızca bir yönetim boşluğu çıkar.
Demokratik toplum, devletin geri çekildiği alanların sahipsiz kalması değil; toplumun bu alanlarda örgütlü, yetkili ve sorumlu hâle gelmesidir.

Sonuç olarak; Bu tartışmaların sürmesi, demokratik toplum anlayışının gelişmesi açısından önemlidir. Ancak yalnızca sorunları tespit etmekle yetinmek de yeterli değildir. Teorik tartışmalar kadar, çözüm önerilerini çoğaltmaya ve uygulama deneyimlerini değerlendirmeye de ihtiyaç vardır. Çünkü demokratik toplum, yalnızca savunulan bir paradigma değil; birlikte düşünülen, birlikte inşa edilen ve birlikte geliştirilen bir yaşam biçimidir.

Demokratik Toplumu İnşa Etmek
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter