İdris Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Haftanın Vicdanı: Gülistan Doku!

Haftanın Vicdanı: Gülistan Doku!

featured
Haftanın Vicdanı: Gülistan Doku!

Dosyalar Yaşar, İnsanlar Kaybolur.
Bazı dosyalar vardır; devlet onları “açık” gösterir, zaman ise çoktan kapatmıştır.
Her yıl raflarının tozu alınır. Bir klasör sağdan sola, soldan sağa taşınır. Birkaç imza atılır. Sonra tanıdık bir cümle duyulur: “Soruşturma titizlikle sürdürülmektedir.”

Titizlik…
Bu ülkede en uzun yaşayan kelimelerden biridir.
Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de kaybolmasının üzerinden altı yılı aşkın zaman geçti. Munzur Üniversitesi öğrencisi genç bir kadın evinden çıktı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. O günden bu yana yürütülen soruşturma kapsamında güvenlik kamerası kayıtları incelendi, telefon sinyalleri değerlendirildi, Uzunçayır Baraj Gölü ve çevresinde çok sayıda arama yapıldı. Savcılık dosyası kapanmadı; soruşturma ise farklı aşamalarda genişletildi.

Bütün bunlar resmî kayıtların anlattıklarıdır.
Bir de kayıt altına alınamayanlar vardır.
Bir annenin her sabah aynı umutla uyanması…
Bir babanın her telefon sesinde irkilmesi…
Bir kardeşin, yıllardır kurulmamış tek bir cümleyi beklemesi:

“Bulundu.”
Henüz böyle bir cümle kurulmadı.

Bugün Gülistan Doku dosyasında süren adli süreç hakkında hiç kimse kesin hüküm kuramaz. Soruşturma devam ederken kişileri peşinen suçlu ilan etmek de, soruşturmanın sonucunu olmuş bitmiş kabul etmek de hukuka aykırıdır. Masumiyet karinesi yalnızca sanıkların değil, adaletin de güvencesidir.

Fakat hukukun başka bir ilkesi daha vardır.
Devlet, yalnızca yargılamakla değil, gerçeği ortaya çıkarmak için etkili soruşturma yürütmekle de yükümlüdür.
İşte tartışılması gereken asıl mesele budur.
Son günlerde dosyada yeniden hareketlilik yaşandı. Soruşturma kapsamında yeni adli işlemler gerçekleştirildi, gözaltılar kamuoyuna yansıdı ve Adalet Bakanlığı soruşturmanın sürdüğünü açıkladı. Bunlar önemlidir.

Ancak hiçbir gözaltı tek başına gerçeğin bulunduğu anlamına gelmez.
Hukukta sonuç, soruşturmanın değil; delillerin ve mahkeme kararlarının ortaya koyduğu hakikattir.
Tam da burada insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu ülkede bazı dosyalar neden yıllarca aynı cümleyi tekrar eder?

“Nitelikli inceleme sürüyor.”
“Yeni deliller değerlendiriliyor.”
“Soruşturma devam ediyor.”

Elbette bazı dosyalar gerçekten karmaşıktır. Her kayıp olayı kısa sürede çözülemez. Ancak zaman uzadıkça yalnızca deliller eskimez; toplumun adalete olan güveni de aşınır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yaşam hakkını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesini yorumlarken devletlere yalnızca yaşamı koruma değil, kayıp ve şüpheli ölüm olaylarında bağımsız, etkili ve makul sürede soruşturma yürütme yükümlülüğü de yükler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi de yaşam hakkını güvence altına alır.

Bu hükümler yalnızca hukuk kitaplarında okunmak için yazılmadı.
Onlar, bir annenin yıllarca aynı kapıya bakmaması için yazıldı.
Gülistan Doku dosyası bize yalnızca bir kaybı anlatmıyor.
Bize hafızamızı anlatıyor.
Toplumsal hafıza garip çalışır.
Bazen isimleri unutur.
Tarihleri karıştırır.
Ama cevapsız bırakılan soruları unutmaz.

Bir ülkenin gerçek medeniyeti, kaybolan bir evladın ailesine yıllar sonra bile “Hakikati bulmak için elimizden geleni yaptık.” diyebilmesidir.

Çünkü adalet yalnızca suçluyu bulmak değildir.
Masumu koruyarak, delili titizlikle inceleyerek ve gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarabilmektir.
Belki Gülistan Doku dosyası bir gün tamamen aydınlanacak.
Belki bugün cevabı olmayan soruların hepsi yarın cevap bulacak.
Herkesin ortak temennisi budur.
Çünkü hiçbir aile belirsizliğe mahkûm edilmemelidir.
Ve hiçbir toplum, cevabı bulunamamış sorularla yaşamaya alışmamalıdır.
Bir dosyanın kapanması adalet değildir; adalet, o dosyanın içindeki son sorunun da cevabını bulduğu gündür.

Haftanın Vicdanı: Gülistan Doku!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter