Demokratik siyaset parlamentarist-akademik bir disiplin değildir ve salon siyasetiyle bağdaşmaz.
Demokratik kitle hareketini kriminalize edecek iki şey vardır: Birincisi, popülist siyasetin beslediği parlamentarist akıl ve reflekstir. İkincisi ise, salon siyasetidir. Bir diğer ifadeyle demokratik kadroların “salon kadrosu”na, kitlenin ise “salon kitlesi”ne dönüşmesidir.
İlki, uzun yıllardır zaten hayli yol almıştır. Bu popülist /parlamentarist eğilim oldukça güçlüdür ve hayli yol almıştır. Düşünsel ve sosyal olarak komünalizmle ters orantılıdır. Aynı biçimde kitleyi de hayattan çekerek gerçeklikten koparmıştır.
İkincisi, yani yani salon siyaseti ise, 2000’li yılların ortalarında “salon kadrosu” eğilimini güçlendirmiş, bu da ciddi bir “salon kitlesi” yaratmıştır. Ortak yanları ise, sosyal pasifikasyondur.
Bu eğilimlerin temel kadro/kitle özellikleri ile benzeşerek, kitleyi salonlara çekerek, soyut-masalsı bir dünyaya hapsettiğini söylemek gerekir.
Ayrıca bu aktif, güncel eğilimin, entelektüel üretimi derinleştirmediğini; daha çok bir sosyal statü göstergesi ve şık bir söylev malzemesi olarak kaldığını söylemek gerekir. Aristokratik seçkinci eğilimi beslediğini de…
Doğru tarz, kitle içinde siyasal çalışmadır. Bu da salonlardan çıkılarak, salon kadrosu olmayı reddederek başarılabilir.
Demokratik siyaset, akademik bir disiplin ve hayata indirgenemez. 18. ve 19. yüzyıl Avrupa’sındaki “salon kültürü”nü aratmayan fiillerin, pratikten uzak, teorik ve yüzeysel sonuçlar verdiği, ötesine geçmediği açıktır.
Mevcut kadro bir “salon kadrosu”dur, politik öncü olarak parti bir “salon partisi”dir. Dolayısıyla bunlarda demokratik öncülük vasfı ya hiç yoktur ya da oldukça zayıftır. Kitle de bir salon kitlesi konumuna çekiliyor gibidir.
Oysa değişim, paradigmasal anlamda da pratik anlamda da komünaldir; hayatın içinde bir arayış ve hakikat peşinde koşma eylemidir.
Yeniden yapılanmanın bir diğer özelliği, kadro ve kitleyi salonlardan çıkarmaktır. Zira popülist- parlamentarist direnci kırarak yeniden yapılanmanın başka bir yolu yoktur.
