Prof. Dr. Şükrü Aslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İstihdamı Türkleştirmek

İstihdamı Türkleştirmek

featured

Modern devlet politikalarının en önemli unsurlarından biri olan milliyetçilik, her alanı olduğu gibi istihdam alanını da etkilemiş, ‘millileşmenin’ en büyük hedef olduğu 20. yüzyıl boyunca, bu alanın da ‘milli’ olması arzu edilmişti. Ancak bu hiç kolay bir iş değildi, çünkü Türkiye’nin sanayi ve ticaretinde, demografik dokunun bir yansıması olarak ‘Türk-Müslüman’ olmayan bir büyük istihdam ağı vardı. Şehirlerin çoğunda sadece mülk sahipleri değil, çalışanlar da genelde ‘Türk-Müslüman’ değildi

Cumhuriyetle birlikte kurulan yeni rejim, yine de bu zor yolu seçmiş, demografik dokuyu olduğu gibi, istihdam alanını da ‘millileştirmek’ için bir dizi yasal düzenleme yapmıştı. Bu da kamudan özel sektöre kadar bir dizi alana müdahale demekti. En önemli alanlardan biri olan adliyede 3 Mart 1926 tarih ve 766 sayılı Hakimler Kanunu ile hakimlik mesleğine kabul edilmek için ‘Türk olmak’ şartı getirilmişti. Bu şekilde Türk-Müslüman olmayan vatandaşların yargı erkine girmesi engellenecekti. Yargıdan dışlanan bu kesimlerin Avukatlık yapmaları da zorlaştırılmış, 1924’de çıkarılan 460 sayılı Avukatlık Kanunu ile mesleki yeterliliği ölçmek üzere bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyon kararlarıyla Baro’lara kayıtlı Türk-Müslüman olmayan pek çok avukat, ‘yeterlili olamadıkları’ gerekçesiyle meslekten çıkarılmışlardı. Ek olarak, 1926’da 708 sayılı kanunla, avukatların baroya kabul edilebilmeleri için bir mahkemede iki yıl devlet memuru olarak çalışmaları zorunluluğu getirilmişti ki, bu da Türk-Müslüman olmayanların alanın dışında kalmalarını sağlamıştı.

Silahtarağa kontrol odası

Ekonomik üretim alanlarını Türkleştirmek için de benzer mesai harcanmıştı. Mesela elektrik üretiminde Nafia Vekaleti 1923’de, Müslüman memurların istihdam edilme şartını ilgili tüm resmi-özel şirketlere dayatmıştı. Yanısıra ilgili şirketler Rum, Yahudi ve Ermeni memur istihdamına devam ederlerse, kendileriyle yapılmış sözleşmelerin feshedileceği de tebliğ edilmişti. Hatta 1924’de Nafia Vekaleti, yabancı sermaye ile işletilen ve kamu hizmeti üreten şirketlerden çalıştırdıkları işçilerin isim, uyruk, etnik ve dini kimlik ve pozisyonlarını ihtiva eden listelerin gönderilmesini istemişti. Bu politika etkisini göstermiş olacak ki 1936’da Silahtarağa Elektrik Santralini gezen İzzettin Muhittin Apak, 150 çalışandan iki kişi hariç, herkesin ‘halis Türk çocukları’ olduğunu ‘memnuniyetle’ yazmıştı.

İstihdamı millileştirmek için özel ilgi gösterilen alanlar arasında Eczacılık, Basın ve Tıp da vardı. 24 Ocak 1927 tarih ve 964 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açma hakkını sadece Türk vatandaşı olup eczacılık diploması olanlara tanımıştı. 11 Nisan 1928 tarihli ve 1219 sayılı Tıp ve Tıbbi Bilimler Kanunu uyarınca, hekim olarak çalışacakların İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu ve Türk vatandaşı olmaları zorunlu kılınmıştı. Basın alanında ise 25 Temmuz 1931’de yürürlüğe giren Basın Kanunu, sadece diplomalı Türk vatandaşlarının dergi ve gazete sahibi olabileceklerini hükme bağlamıştı.

1932’de çıkarılan 2007 sayılı Türk Vatandaşlarına Ayrılan Ticaret ve Hizmetler Kanunu ise istihdamı Türkleştirmek için sisteme çok daha radikal müdahale imkanları sunuyordu. Buna göre, yabancıların seyyar satıcı, müzisyen, fotoğrafçı, matbaacı, berber, borsa komisyonculuğu, devlet tekel ürünleri satıcılığı, tercümanlık, ayakkabı giysi ve şapka imalatçılığı, tur rehberliği, inşaat, demir ve ahşap işçiliği, yükleme-boşaltma işçiliği, su-elektrik-ısıtma tesislerinde işçi, sürücü, bekçi, hizmetli, kapıcı, odabaşı, garson, şarkıcı, veteriner olarak çalışması yasaklanmıştı. Yasa, ‘yabancılara’ yönelik görünse de azınlıklara karşı da bir araç olarak kullanılmıştı.

İstihdamı ‘millileştiren’ yasal-fiili politikalar sonraki yıllarda açık-örtük hep devam etti. Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül olayları herhalde en tahrip edici olanlarıydı ama daha onlarca başka örnekler vardı. Dolayısıyla üretimi-istihdamı Türkleştirme politikasının yarattığı eşitsizliklerle yüklü büyük bir toplumsal maliyet ortaya çıktı. Ama en ilginç olan, bu politikaların, ülkede ‘sınıf’ı konu alan literatürde bile neredeyse yer almamış olmasıydı. ‘Millileşmenin’ bu biçimi ‘sınıf siyaseti’ni pek de etkilememişti.

İstihdamı Türkleştirmek
1

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

1 Yorum

  1. Çok güzel haberler her zaman izlemede qalacam