Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ‘Sokratik Cehalet’ Işığında Kürt Siyasetinde Yetki ve Akıl Sorunsalı

‘Sokratik Cehalet’ Işığında Kürt Siyasetinde Yetki ve Akıl Sorunsalı

featured
‘Sokratik Cehalet’ Işığında Kürt Siyasetinde Yetki ve Akıl Sorunsalı

Not: Bu makalenin ana konusu, eleştirel tonu ve odaklandığı temel konular dikkat çekici görülebilir: Bunlar: “Sokratik cehalet”, “totaliter akıl”, “rasyonalist kibir”, “her şeye kadir” olma yanılsaması ve tüm bunların yeni sürece yansımalarıdır. Ayrıca önemli bir sorun olduğu gözden kaçmayan “Bilgi öğretmenliği” ve “bilgi satıcılığı”na da vurgu yaparak paradokslara dikkat çekmektir.

Kaldı ki, hayli sıkıntılı geçen “geçiş süreçleri”nde eğitici bir aforizma olan “Sokratik Cehalet” de duyarsız kalışımızı reddeder…

“Sokratik cehalet”, harika bir aforizmadır. Gereği yapıldığında Bireyi gerçek “bilgi kaynağı” haline getirir.

Nedir Sokratik Cehalet: “Bildiğim bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir.” Sokrates, kendini her alanda yeterli/yetkin görenlerin aksine, gerçek bilginin kendi cehaletini (yani bilgisizliğini) kabul etmekle başladığını söyler. Ona göre, “bilmediğini bilmek, her şeyi bildiğini sanmaktan çok daha üstün bir bilgeliktir.” Bu sadece ahlaki bir duyarlılık ve mütevazı bir davranış değil,  bilgi ve bilime duyduğumuz saygı kadar onu doğru eylemleştirmenin de gereğidir.

Bilgi ve Bilge’nin etkisi, akışkanlığı, toplumsallaşarak değere dönüşmesi de buradan başlar. “Bilgi öğretmenliği” ya da “akıl satıcılığı” ise tersi durumlar yaratır. Israr edilirse bireyi Antik Yunan’daki Sofistler’e dönüştürür. Sofistler ise bilgiyi acımasızca satar. Bireyi bilgi nesnesi olarak görmez, aksine pazarı olarak algılar.

Sokratik düşünenler ise bilgiyi “satacak” şey olarak görmez. Onlara göre; “Akıl zaten insanda mevcuttur, sadece açığa çıkarılması gerekir.”  Bu felsefi denklem, bilgi-birey/toplum ilişkisinin karakterini de belirler.

Gerçeği arayan bireyler olmaktan çıkmak: Rasyonalist kibir.

“Bilgi öğretmenliği” ya da “bilgi satıcılığı”nın referansı, mutlakçılık bir diğer ifadeyle “totaliter ve otoriter akıl”dır. Totalitarizmde ise  bilgi gerçeği arayan dinamik, yapıcı, inşa edici bir süreç olarak gelişmez. Aksine kapalı bir sistem haline gelir. Tekelleşir ve orada kalır. Bu sistemde ise “rasyonalist kibir” gelişir. Birey her sorunu çözebileceğine ve “evrenin kusursuz bir şemasını çizebileceğine” inanır olur. Sokratik Cehalet’i reddeder ve kendini yeni sosyolojinin “her derde deva yaratıcı dehası” olarak görür.

Burada “bilgi” de, “yetki” de, “temsil” de dinamik bir süreç olmaktan çıkmış; kör/kapalı bir sisteme dönüşmüştür.

Oysa hakikat şudur: Birey ne kadar yetkin olursa olsun, konumu, kariyeri, entelektüel birikimi ne kadar yüksek olursa olsun, isterse doğa üstü (özel) yeteneklere sahip olsun, hiç bir zaman her şeye kadir olamaz. Her şeyi bilemez; her şeyi yapamaz, herkesi, her yapıyı/kurumu yönetemez, her şeye hakim olamaz. Zira, en yetkin bireyin bile sınırları vardır. Beceri sınırı, bilgi sınırı, görev ve yetki sınırı, yapabilme sınırı, başarabilme sınırı… Bu bağlamdaki sınır; hakkaniyet, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi değerlere, politik etiğe nefes aldırır.

Önemli bir problem: “Her şeye kadir” olduğunu düşünmek…

Kürt hareketinin temel problemlerinden biri “her şeye kadir” olduğunu düşünen örgütçü tipidir. Bu tip kendini “her derde deva” sanır. Sınırsız bir etki ve hakimiyet alanı vardır. Her alana rahatlıkla girer/geçiş yapar. “İdeolojik alan”, “siyasal alan”, “toplumsal alan”, “ekonomik alan”, “kültürel alan”, “Basın-yayın” fark etmez. Yetkindir! Maşallahı vardır: Her alanı bilir! Her alana girer! Her alandan anlar! Her alanı yönetir! Asla “bilmem”, “yapamam”, “yetkin değilim”, “yeterli değilim”, “hakim değilim” demez.

Gerektiğinde “ideolog”dur! Gerektiğinde “siyasetçi”dir! Gerektiğinde “psikolog”dur! Gerektiğinde “ekonomist”tir! Gerektiğinde “felsefeci”dir! Gerektiğinde “sağlıkçı”dır! Gerektiğinde “ekolojist”tir! Gerektiğinde “dil bilimci”dir! Velhasıl: Her şeydir!

Bu akla sahip birey veya yapılar; ideolojiden ekonomiye, sanattan siyasete, bilimden kültüre kadar her alanda her şeyi bildiğini ve en doğru kararları tek başına alabileceğini varsayarlar.

Oysa, gerçek demokratik yapılarda bunlardan hiç birinin karşılığı yoktur; olamaz da… Çünkü bilimsel değildir. Mantık örgüsü yoktur. Ancak, verimli olmadığı halde, Kurumlar literatüründe adı da yeri de karşılığı da: “Görev adamı” dır! “Profesyonellik”tir!

Totaliter akıl, otoriter yapı ve rasyonalist kibrin yarattığı bu tablo, günümüzün temel problemlerden biri, belki de en önemlisidir.

“Görev adamı” kimliği değişim  yaratamaz.

Tablo tam da budur. Belki yeri değil; ayrı bir çalışma konusudur ama, Kürtler “çatışmalı dönem” kadrosunu yaratmıştır ancak “demokratik dönem” kadrosunu yaratamamıştır.  Kendini “her şeye kadir; her derde deva” gören “Görev adamı” kimliği, yeni sürecin kadrosu/kimliği değildir; olamaz da. “Kapalı sistem”e özgü özellikler taşıyan ve zorlanmadan alanlar arası geçiş yapıp duran, her alanda kendini etkin ve yetkin gören, yeterli sayan birey, sürecin yapıcı öznesi değil; çelişkisidir. Ve bu birey, Sokratik düşünmez. “Bildiğim bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir.” demez. Bu zorlamalı, bir o kadar da idealist ve dogmatik tutum; her alanı ve her kurumsal yapıyı kendi içinde körelterek tıkamış gibidir.

Yanıtsız sorular:

Kürt siyasal yapısı; Sokratik düşünen, demokratik Sosyalist bir güçtür. Sol sosyalist mücadeleye analitik düşünceyi kazandırmıştır. Dar, sınıfçı anlayış ve eğilimi aşmak da onun eseridir. Klasik sol kalıpları kırmak da öyle… Reel sosyalizm eleştirisi üzerinden sosyalist tezi de güncellemiştir. Tüm bunlar doğru, itiraz da olmaz.

Ancak nasıl olur da böyle bir paradoksu, böyle bir handikabı yaşar? Nasıl olur da bireyi “Bilgi öğretmenliği” ve “akıl satıcılığı” konumundan çıkararak “Sokratik Cehalet” kavramına uygun yapılandırmaz? Nasıl olur da “birikimine ve yeteneğine göre” ilkesine özen göstermez?

Temel yöntem, “doğru kişiyi, doğru rolün gereklilikleriyle ve yapının stratejik hedefleriyle en yüksek uyumda buluşturmak”  değil midir? Öyle ise bu kadar uyumsuzluk, çelişkili tutum neden? Neden aşağıdan yukarı doğru bir itiraz, bir eleştiri gelişmez?

Şunu biliyoruz: Kürtler de toplumsal olarak hâlâ bir “kanaat toplumudur” ve bunu aşamamıştır. “Kanaat toplumu,  bireylerin derinlemesine düşünmek ve sorgulamak yerine, hazır fikirleri, inançları ve imajları olduğu gibi kabul ettiği toplum biçimidir. Bu yapıda insanlar akıl yürütme zahmetine girmez; bunun yerine çevrelerinden, medyadan veya otoritelerden gelen kalıp yargıları benimser.”

Birinci neden budur ve otoriter kimlikler bu yapıdan beslenir ve pratik olarak uyum içinde olur. Değişim sorunsalının en büyük kaynağı, kanaat toplumu ile otoriter sistemler arasındaki bu “uyumdur.” Bu da her değişim hamlesinde görüldüğü gibi; yaratılan ya da yaratılacak olan her şeyin bir öncekiyle benzeşmesiyle sonuçlanır. Zira her şeyden önce değişim yaratacak olan “pratik inşa” değil, zihinsel inşadır!

İşe, doğru insanın her yerde değil; doğru/gerekli yerde durmasıyla başlanabilir. Doğru insan, teorik-pratik uyumu sağlamış, kendindeki iktidar alanını yıkmış, yetkiciliği, güce dayanmayı aşmış insandır. Unutulmamalı ki: “Yanlış yerdeki bir dâhi, doğru yerdeki sıradan bir çabadan daha az etkilidir.”

‘Sokratik Cehalet’ Işığında Kürt Siyasetinde Yetki ve Akıl Sorunsalı
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter