Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Göreli Gerçeklik ve Sınıfçı Mantığın Dönüşümü -1-

Göreli Gerçeklik ve Sınıfçı Mantığın Dönüşümü -1-

featured

Marksist-Leninist teze göre: “Sınıf çelişkisi yani proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki”, “emek – sermaye çelişkisi”, “ezen – ezilen ulus çelişkisi”, “Emperyalizm ile Sosyalizm arasındaki çelişki” gibi çelişkiler “antagonist (uzlaşmaz) çelişkiler” olarak tanımlanır ve aralarındaki “ilişki” reddedilir(di). Tüm sınıfsal ve ulusal mücadeleler de bu diyalektiğe bağlı olarak gelişti. Devrimler sürecinde ve sonrasında da bu temel saptama olarak kaldı. Dışına çıkanlar ya da yönelme eğilimi gösterenler, “oportünist”, “revizyonist”, “sosyal emperyalist” olarak anıldı…

Hikayeyi uzatmayayım: Kanımca bu çelişkiler ve bu çelişkilerden hareketle yapılan çıkarsamalar “tüm savaşların anası” gibidir. Düalist akla ve bu aklın oluşturduğu “ret ve kabul” ölçülerine göre işleyen denklem; uzlaşmaz çelişkilerin şiddetle/savaşla çözümü fikrini besleyerek pratikleştirir. Devrim ve özgürlük sorununu “karşıtların mutlak tasfiyesi” ne indirger. “Biri yok olmadan öteki özgür olamaz” fikri,  Sol Sosyalistler kadar, yurtseverlerin de ana perspektifi olarak yüzyıllık tarihte yer tutar.

Dahası her biri “barışçıl geçiş” ya da “karşıtların bir arada yaşaması” fikrini reddeder. “Karşı güç ya da eğilimlerin varlığı” sosyal devrimlerle bağdaştırılmaz. Bağdaştırılmadığı gibi, bunun eski toplumsal düzene yani kapitalizme “geri dönüş” ün koşullarını yarattığı düşünülür.

Lenin’in “geriye dönüş” kaygısı da buradan doğar. “Küçük meta üretimi her gün, her saat kapitalizmi üretir“, “Küçük meta üretimi binde bir dahi olsa geri dönüşünün koşullarını hazırlar” fikri, işçi sınıfı ve yoksul köylülük dışında, hiçbir sınıf, güç ya da yapının varlığına izin vermez.

Bu tezin mayalayarak inanç haline getirdiği en önemli şey, “sınıf”ların başka bir tanıma ve sınıflar arası ilişkilerin başka bir yoruma kapatılmış olması gerçeğidir. İdeoloji ya da teorik saptamaların inanç haline gelmiş olması, ilerici güçleri kısırdöngüye alarak, alternatif yol ve mücadele biçimlerine de kapatır.

“Tek doğru” fikrinin yarattığı “tek yol” takıntısı, değişim ve sosyal dönüşümleri reddeden dogmatizmi besler. Ve her şeyin neden-sonuç ilişkisiyle önceden belirlendiğini, dolaysıyla gerçekleşmesinin zorunlu olduğunu savlayan determinist aklı moderniteyle eşleştirir. Pozitivist önermeleri güçlendirir.

Ancak burada Kuantum devreye girer: Kuantum fiziği, bakış açısını genişletir ve olasılıkları çoğaltır. Yapıları tek ve mutlak doğru saplantısından kurtarır. Kuantuma göre  “çelişki, belirsizlik, olasılık ve çokluk doğasal yasalardır.” Doğa da toplum da homojen değil, karmaşık ve etkileşimli bir yapıya sahiptir. Her şey sınıfsallıkla ya da karşıtların varlığıyla açıklanamaz.  Gerçeklik de mutlak olmadığı gibi “tek” de değildir; göreceli ve ilişkiseldir.

Doğru sonuçlara varılmak isteniyorsa kaba materyalizm eleştirisi üzerinden; diyalektik ve tarihsel Materyalizme bir de Kuantum fiziği eklenmelidir. İzafiyet teorisi, klasik özelliğini kaybeden sınıf, toplum, yapı ve olayların karmaşık yapısını tanımlamayı hayli kolaylaştırmıştır.

Şiddetten-şiddetsizliğe evrilen sürecin doğru anlaşılmasını güçleştiren en önemli unsur, “sınıfçı mantığın” Kuantumcu perspektifle yorumlanmamış olmasıdır.

Devam edecek…

Göreli Gerçeklik ve Sınıfçı Mantığın Dönüşümü -1-
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter