Kutsallaştırmanın Gölgesinde: İtaatin Gizli İnkarı ve Liderin Yalnızlığı

featured

—————-

Tevekküle yatan birey sorumluluktan kaçar. Aradığı sığınağı önce tanrıda, ardından yeryüzündeki kudretli liderlerde bulur. Ancak bu tapınma ve kutsallaştırma ilişkisi, özünde bir bağlılık değil; hayatın tüm yükünü omuzlarına yıkarak lideri yalnızlaştıran ve tüketen gizli bir inkardır. Toplumsal normalleşmenin önündeki en büyük pranga da, zihnin derinliklerindeki bu gizli biat mekanizmasıdır.

————-

Sorumluluktan Kaçışın Teolojik ve Politik Kökenleri

Tevekkülcü toplumlarda tanrı sevgisinin, tanrı-kul ilişkisinin özü, karşılıklı istek ve beklentilerle sınırlıdır. Tanrıyı yüceltmenin, onu dokunulmaz ve tartışılmaz kılmanın altında yatan gerçek, çoğunlukla saf bir sevgi ya da bağlılık değil, “sahip olunma” arzusudur. Emeksizleşen, sorumluluktan kaçan insan; dünyevi ve uhrevi tüm ihtiyaçlarını tanrıya havale ederek kendini sorumluluk sahasının dışına iter. Varlığını bu yolla gölgelerken, “birey olma” problemini daha da büyütür. “Tanrı bilir”, “tanrı görür”, “tanrı verir” ezberleriyle açılan eller, bireyi yalnızca kaderciliğin kurbanı yapmakla kalmaz; bu kaçış biçimi —ki özünde bir inkardır— tanrının omuzlarına taşınamayacak bir yük yükleyerek onu tartışılır hale getirir.

Sömürge toplumlarının ve bireylerinin lider/öncüye yüklediği anlam, bu tanrı-birey refleksiyle birebir örtüşür. Tıpkı teolojik bağda olduğu gibi birey, liderini baş döndürücü bir biçimde yüceltir; onun “her şeye kadir” olduğunu varsayarak hayatın tüm yükünü ve sorumluluğunu omuzlarına yıkıp yalnızlaştırır. Tanrıyı tartıştıran şey varlıksal yapısı değil, toplumun ona yüklediği bu ağır misyondur. Asyatik ve özellikle Ortadoğu toplumlarının yoğun teolojik davranışlar sergilemesinin kökeni de buradadır. Teoloji bağlamında insan (kul) doğası gereği acizdir; korunmaya, teselli edilmeye ve bir anlama ihtiyaç duyar. Sorumluluk tanrıda olduğu için “sonucu” da belirleyen odur. Kul ise tevekküle sığınarak her sonucu peşinen kabullenir. Politik düzlemde liderle kurulan mutlak bağ da bireye aynı sahte huzuru ve “imtiyazlı güvence” hissini verir.

Arz-Talep Denkleminde Kırılma: Sahte Huzurdan Öfkeye

Ancak denklem sarsılmaz bir yasaya sahiptir: Beklentiler karşılık bulmadığında, teolojik kırılmalarda olduğu gibi, lider-birey ilişkisinde de sığınmacı yakarışlar yerini öfkeye bırakır. Lidere duyulan sevgi ya da nefretin merkezinde saf bir aidiyet değil, ham bir arz-talep ilişkisi vardır. Talebin karşılanmadığı ilk anda güven zedelenir; sorunlu yapı, en nihayetinde lideri de bireyi de çıkmaza sürükler.

İşte bu yüzden, birey ya da toplum bu teolojik prangadan kurtulmadıkça normalleşemez. Devrimden de, demokratik mücadeleden de, hak ve özgürlük talebinden de önce zihinsel bir normalleşme şarttır. Çünkü her bireyin zihninin derinliklerinde gizli ya da aşikâr bir biat ve itaat tortusu mevcuttur.

Oysa biat ve itaat, öncüye duyulan gerçek bir bağlılık değil; bireyin kendi elleriyle kendine vurduğu prangadır. Öncüyü tıkayan, onu gerçeklikten koparıp yalnızlaştıran bir modern zaman tuzağıdır; itaatin gizli inkarcılığıdır.

Otoriteyi Kırmak: Özne Niteliği ve Özgür İlişkiler

Kahraman ve lider kültünün tarihsel dönemeçlerde kritik roller oynadığı, devrimlerin bu külte dayandığı açıktır. Bu roller tarihsel olsa da bugün karşılığı yoktur. Bundandır ki gerçek anlamda normalleşmek, bireye özne niteliği kazandırmak ve “otorite mekaniği” ni aşmak zorunludur.

Bu başarıldığı ölçüde lider-birey ve lider-toplum ilişkisi; faydacı, sınıfçı yapısından kurtularak özgürlüğe ve özgür ilişkilere kapı aralayacaktır. Aksi durumda itaatin gizli inkarcılığı, lideri önce mutlak yalnızlığa sonra da başarısızlığa mahkum edecektir.

Lideri yüceltmek, bağlıymış gibi görünmek, anlıyormuş gibi yapmak, eleştirilere set çekmek lidere yapılacak en büyük kötülüktür. Eğer “artçı-öncü” gibi sınıfçı bir bağ varsa (ki olmamalıdır) bu bağ lider savunuculuğunu yapmakla değil; yoldaşı, yol arkadaşı olmakla gerçek karşılığını bulur.

Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Kutsallaştırmanın Gölgesinde: İtaatin Gizli İnkarı ve Liderin Yalnızlığı
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter