Acelecilik ve İllüzyon: Kürt Siyasetinde Erkencilik ve Hubris Çıkmazı  (1)

featured
Acelecilik ve İllüzyon: Kürt Siyasetinde Erkencilik ve Hubris Çıkmazı  (1)

Yunan Tragedyalarda da gücü abartmanın karşılığı “Hubris”tir.  Hubris, “ölümlü bir insanın kendini tanrısal bir kudrete veya sınırsız bir kontrol yetkisine sahip olduğunu sanmasıdır.” Aynı tragedya da bu sanı kaçınılmaz olarak “Nemesis”le yani ilahi adalet- kaçınılmaz çöküşle sonuçlanır. Varlık trajik biçimde son bulur.

Kürt gelenekselliğinin iki önemli karakteri vardır. Birincisi, erkenci/aceleci yapısıdır. İkincisi ise masalsı/mitolojik çağrışımlarla kendini olduğundan güçlü gösterme eğilimidir. Hubris çıkmazı zirveleri güçleştirir ve tutkulu kitlelerin geri çekilmesine yol açar.  Güç illüzyonunun kaybolmasıyla ortaya çıkan hakikat, ruhsal ve siyasal motivasyonu bozar. Politik öncüye sonu gelmez Sisifos döngüsü yaşatır.

Bir: Politik acelecilik, idari erkin uzun vadeli akılcı ve akıcı stratejiler yerine ani sonuçlara ve hızlı çözümlere odaklanması durumudur. Bir diğer ifadeyle nesnel şartların, iradi zorlamalarla baskılanarak değiştirilmesi anlamını taşır. Acelecilik, yapısı gereği derin düşünme ile akılsal denge arasındaki uyumu bir çırpıda reddeder.  Bu reddediş, yapısal dönüşüm ile iradi müdahaleler arasındaki hassas dengeyi bozarak derin siyasal ve toplumsal kırılmalara yol açar.

Politik Kürtlerin büyük çoğunluğunda zaman-mekân olgusu yoktur. Özellikle günümüzde nesnel-öznel bağını pek kurmazlar. Genellikle spontane erkenci/aceleci bir yapısı vardır.  Erken sonuç almak isterler. Erken tanımlar, erken ad koyar, erken yargıda bulunur, erken sever, erken terk ederler.  Nefretleri de öyledir. Duygu geçişleri hızlı ve paradoksaldır. İyimserliği de kötümserliği de bir anda oluşur. Bugün onayladıkları bir şeyi yarın reddedebilirler.

Bu gelenekselliği modern Kürt hareketi kısmen değiştirmiş de olsa, kendisi de bir yönüyle etkisi altındadır.

İki: Aynı Kürtlerin kendini olduğundan güçlü görme ya da her şeye kadirmiş gibi göstermeleridir. Bu yolla yaygın bir “ikna ve kabul görürlük” yaratılmak istenmiştir. “Güçlüyüz”, “hakimiz”, “seçeneksiz değiliz”, “kontrol bizde”, “şu kadar menzilli bilmem neyimiz var”, “şu kadar askeri gücümüz var” gibi ifadelerin abartı içerdiği, “iç propaganda”da tüketildiği görülmüştür. Bu bağlamda gücün ve güç merkezinin mutlaklaştırması, sıklıkla dogmatizme, politik güvensizliğe oradan da nihilist boşluğa yol açar.

Yunan tragedyasında gücü abartmanın karşılığı “Hubris”tir.  Hubris, “ölümlü bir insanın kendini tanrısal bir kudrete veya sınırsız bir kontrol yetkisine sahip olduğunu sanmasıdır.” Aynı tragedya da bu sanı kaçınılmaz olarak “Nemesis”le kaçınılmaz çöküşle sonuçlanır. Varlık trajik biçimde son bulur.

Aceleciliğin zamansız ilan-ı aşkı..

Bu erkenci eğilim, Kürtlerin yaşadığı diğer alanları da (Suriye gibi) kapsama alarak genişler; hatta bunlardan bazıları paradoksal gelişir.

Örneklemekte fayda vardır: “Bir parça özgür vatan”, “Kurtarılmış alanlar”, “Alan özgürleştirmeler”; “İkili iktidar”,  “denge durumu”, “zafer yılı” gibi saptamalar; “Özerk alan”, “özerk yönetim”, “federe yapı” gibi adlandırmalar bu erkenci anlayış ve abartılı siyasal anlayışın ürünü olarak öne çıkar.

Bu erkenci eğilim, Kürtlerin yaşadığı diğer alanları da (Suriye gibi) kapsama alarak genişler; hatta bunlardan bazıları paradoksal gelişir. Örneğin paradigmasal değişime rağmen “Hendekler”le “öz yönetim ilanları” gibi… Nesnel ve öznel şartlar arasındaki boşluğun iradi zorlamalarla doldurulmaya çalışılmanın sonucudur bu…

Erken olan ve nesnel şartlara uyumlanmayan bu adımlar, ad koymalar “motive edici” bulunmuş olabilir.  Hatta bazıları doğrulanmış da olabilir. Ancak çoğunlukla coğrafi, siyasal ve idari karşılığının olmaması bir çok açıdan sarsıcı olmuş ve yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Bununla da kalmamış, Kürt hareketini zorlayarak sorgulatmıştır.

Kürtler bugün daha ihtiyatlı olunsa da zamansız/erken tanımlar, adlandırmalar yapmaktan vazgeçmiş değildir. Çünkü bunların her biri illüzyon rolü oynuyor ve Kürt tabanında “önemli adımlar, aşamalar” olarak algılanıyor.

Oysa bu kavram ve tanımların çoğunun karşılığı yoktur. Kavramsal ve pratik olarak zemini zayıftır. Teorik, kavramsal ve zamansal açıdan da bir o kadar da karmaşıktır.  Sonuç olarak erkendir.

Bu karmaşa ve onu besleyen abartılı güç ve erkenci anlayışın bugün de baskındır. Demokratik toplum, alelacele üretilmiş kavram ve belirlemelerin, siyasal programların peşine takılan değil, tüm bunlara bizzat doğrudan katılan, öznesi olmayı başaran toplumdur. Toplumlar da çağa, zamana, tarihe uygun içerikler üreterek ilerlerler…

Erkencilik ve abartılı siyasetin nedenleri…

Kanımca erkencilik ve “abartılı” tutumda Kürtlerin ve Kürt demokratik güçlerinin; politik sahneye geç çıkışının, kendini tamamlamış olmasının, ulus-devlet bağlamında idari bir yapıya sahip olamayışının büyük rolü vardır. Tarihsel ve toplumsal bağlamda oluşan baskı ve geniş zamana yayılmış yoksunluk Kürt erkenciliğini ve abartı siyasetini tetikleyen olgular olarak karşımıza çıkar.

Bu bağlamda yoksunluğun ve bunun yarattığı duygusal reaksiyonların Kürdün gerçekçiliğini ve gerçekçi aklını büyük oranda baskıladığını söylemek gerekir. Somut sonuçlar arıyor, her şeyi bir anda görmek, yaşamak istiyor oluşunun nedeni de bu hakikatte saklıdır.

Bundandır ki, bir dönem tahammül ve tevekkülün tolere ettiği “yoksunluk”, bugün “ızdırap” veriyor. Kürtler bu eşikte kaldıkça düşünsel ve ruhsal olarak dağılıyor. Teori- Pratik uyuşmazlığının yarattığı ideolojik/düşünsel karmaşalar; akıl, aidiyet, temsil, kimlik, kişilik ve mücadele sorunlarını  daha problemli hale getiriyor…

Nedenleri şöyle özetleyebiliriz:

Bir: Nesnel-öznel şartlar ilişkisinin doğru kurulmamış olmasıdır. Bu iki olgu doğru orantılı olmadığında doğal olarak ortaya beklenmedik sonuçlar çıkar.

İki: Olaylara nasıl ve nereden bakıldığıyla ilgilidir. Tek perspektiften bakmak, meseleyi başka açılardan ve başkalarının gözüyle de okuyamamak nedenlerden bir diğeridir. Şartları her zaman biz belirleyemeyiz.  Meseleye doğru acı ve perspektiften bakılmaması elbette yanlış sonuçlar doğuracaktır.

Üç: Doğru tahlil ve tanımlamalarda yaşanan problemdir. Abartılı ve “sloganlara” gizlenmiş bir sol sapma olan “iradecilik” meselede üçüncü sıradadır.

Dört: “Çabuk sonuçlu savaş” mantığının yarattığı aşırı iyimserlik ve bu iyimserliğin oluşturduğu “beklentiler” yığınıdır. Muteber olabiliriz ancak her koşulda muktedir olamayız.

Beş: Kendi nesnel gerçekliğinden çok, karşıya; karşı söylemlere angaje olmanın yarattığı zemin kayması ve bunun sonucu oluşan alternatif üretememe gerçekliğidir. Kürtlerin provokatif, saptırıcı gündem ve söylemlere angaje olabildiği, temel gündemden düştüğü (özellikle politik saha da) pek çok kez görülmüştür.

Altı: Yaşanan siyasal kriz ve kriz yönetimindeki zayıflıktır. Bunun en iyi örneği ise Suriye pratiğidir. Erkenciliğin ya da koşullanmış siyasal anlayışın; statüler, idari tanım ve biçimler kadar hak ve özgürlükler meselesinde de keskin savrulma ve geri çekilmelere yol açtığı görülmüştür. Suriye de, Federe/özerk yapıdan entegrasyona doğru kırılan politik tavır, sadece bir çelişkiyi ifade etmez, Kürtlerin rasyonellikle problemine de dikkat çeker.

Yedi: Öcalan’ın tüm çabalarına rağmen düalist akıl ve refleksin aşılmaması, bağlı olarak görecelik ilkesi ihlalleri Kürtleri zorlayan bir diğer olgudur.

Not: Peki çözüm nedir? Ne gibi alternatifler geliştirilmelidir? Hubris çıkmazı,   Sisifos döngüsügibi bariyerler nasıl aşılabilir? Yanıtlarını yazımın İkinci Bölüm’ünde bulacaksınız.

Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Acelecilik ve İllüzyon: Kürt Siyasetinde Erkencilik ve Hubris Çıkmazı  (1)
1

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

1 Yorum

  1. Cok ihtiyac duyulan bir konuya deginmişsin.en yakinimizdakine anlatmakta zorlandigimiz şwyi bütünlük oluşturup aktarmişsın.emegin karşılıksiz kalmasın ..