Acelecilik ve İllüzyon: Kürt Siyasetinde Erkencilik ve Hubris Çıkmazı (2)

featured
Acelecilik ve İllüzyon: Kürt Siyasetinde Erkencilik ve Hubris Çıkmazı (2)

Abartmamak ve doğru tanımlamak gerekir. Bu anlam ve varlığın sürekliliği; tarihsel rolü ve dönüşümü için gereklidir. Kürtler bir ulus devlete değil, demokratik bir oluşuma sahiptir.  Doğal olarak meşruluk/yasallık/kabul görürlük problemi yaşayan bir konumdadır. Sınırlı alan ve olanaklara sahiptir. Ulusal, Bölgesel ve küresel ölçekte kabul görmüş; tarihsel, siyasal ve toplumsal arka planlar oluşturmuş bir yapı değildir…

Peki çözüm nedir? Ne gibi alternatifler geliştirilebilir? Hubris çıkmazı, Sisifos döngüsügibi bariyerler nasıl aşılabilir?

Şunu biliyoruz: Hatalı belirlemeler hatalı sonuçlar doğurur. Erkenci ifadeler, hedefler, belirlemeler hatalı sonuçlar yaratmakla kalmaz, toplumsal duygu ve psikolojiyi de olumsuz etkiler. Keskin duygu geçişlerine yol açarak demokratik siyasal bütünü bozar.

Aklın kıblesi…

Bundandır ki, süreci basamaklarken ya da “aşamalar” sıralaması yaparken daha akılcı, somut duruma uyan, öznel ve nesnel şartlarla örtüşen gerçekçi bir yaklaşım ve dil kullanmak doğru olur.  Aşırı abartılı, güç ve olanaklarını fazlasıyla abartan bir yaklaşımdan kaçınmak daha olumlu sonuçlar verir. Çağ, dönem, süreç belirlemeleri hatalı oldukça/yapıldıkça demokratik mücadelede sorunlu gelişecektir. Toplum da beklentilerini buna dayandıracaktır.

Herkesçe unutulan ya da es geçilen hakikat şudur. Kürt mücadelesi bir ulus devletin ya da hâkim ulusal gücün geliştirdiği bir mücadele değildir. Büyük gelişse de bir çok başarıya imza atsa da irtifa kaybetmiştir.

Realite şudur: Küresel ve bölgesel stratejik yer tutan, meşru görülen ulus devletlerin geliştirdiği ya da bir biçimde onlara dayanan hareketlerdir. Kürtlerin bir ulus organizasyonundan çok, “sosyal hareket” konumunda oluşu nesnel anlamda geleneksel “ulus-devletler” zeminin de tutunmasını güçleştiren bir olgudur. Zira bölgesel ve küresel diyalektik toplumlar, hak ve özgürlükler hukukuna göre değil; devletler hukukuna göre işler…

Bundan ulus devlet arzusu çıkmaz. Söylemek istediğimiz şudur: Nesnel olarak bir ulus devletin bölge dengeleri açısından tuttuğu yer ile Kürt hareketinin tuttuğu yer ve yaratacağı etkiler aynı değildir, olamaz da. Birinde müzakere ve diplomasi yol aldırabilir, ikincisin de ise toplumsal mücadeleyi gerektirir.

Hubris çıkmazı aşmak… Sisifos döngüsünü kırmak…

Teorik bağlam:

Bir: Kürtler pratik planda bir Sisifos döngüsüne girmiştir. Öcalan’ın teorik ve entelektüel olarak döngüye müdahale etiğini görüyoruz. Elbette döngüyü kırmak her zaman olası olmayabilir. Burada değerli olan sonuç değil, müdahaledir. Zira müdahale olmadan sonuç yaratılamaz.  Bir döngüden çıkmak, onu kırmak elbette zordur. Çıkmazdan kurtulmak da öyle… Değiştiremediğiniz bir şeyi, değiştirmeye zorlayarak değil, bir diğer ifadeyle iradi zorlamalarla değil; değişerek aşabilirsiniz. Bu da “güç” ve “anlam” algınızı sorgulamayı zorunlu kılar.

Anlam, sonuca ulaşmaktan değil, tekrar eden eylemlerde bilinçli kalmaktan-dağılmamaktan doğar ve bu da döngüyü kırmanızın öznel koşullarını yaratır. Bilinçli kalır ve dağılmazsanız anlamla buluşursunuz.  Birinci temel kural değiştirmek için değişerek anlam derinliği kazanmaktır.

İki: Erken sonuç alma isteği ya da erkencilik genellikle dürtüseldir. Bilimsel yanı yoktur. Ancak kolektif bilgi ve bilinci güçlendirerek eylemi bağlamda tutmak aceleciliği sınırlar.

Üç: Nesnel-öznel ilişkisi diyalektik bütünü oluşturur. Nesne, öznenin kolektif örgütlü faaliyeti ile değişir. Güncellenmiş özne, nesneyi değiştirme potansiyelini taşır. Öznelin, nesneli etkileyerek dönüştürmesinin başka bir koşulu yoktur. Kürtler güncellenerek toplumsal özne olmayı başararak hayat içinde yer edinebilir.

Dört: “Güç”ü değil, doğru bilginin yön verdiği eylemi işlevsel kılmak gereklidir. Çünkü bilgi, eleştirel ve katılımcı kullanıldığında Güç’ü yıkıcı özelliğinden arındırır; toplumsal amacın nesnesi yapar. Bilgi olmayınca Güç, onun yerini alır ve yıkıcılaşır. Bu da Güç’ü abartır ve toplumun kendini bulduğu mitosu haline getirir.  Bu mitos yıkılmadıkça, insanlardaki “zor-karşı zor” algısı değişmez.

Pratik bağlam:

Bir: Abartmamak ve doğru tanımlamak gerekir. Bu anlam ve varlığın sürekliliği; tarihsel rolü ve dönüşümü için gereklidir. Kürtler bir ulus devlete değil, demokratik bir oluşuma sahiptir. Doğal olarak meşruluk/yasallık/kabul görürlük problemi yaşayan bir konumdadır. Sınırlı alan ve olanaklara sahiptir. Ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte kabul görmüş; tarihsel, siyasal ve toplumsal arka planlar oluşturmuş bir yapı değildir…

Öncelikle bunu görmek, kabullenmek ve buradan bakmasını bilmek gerekir. Bu bakış açısı Kürtleri abartılı yaklaşım ve isteklerden, gerçekçi-makul olana çekerek doğru zemine oturtur.  Gerçekçilik, taleplerin haklılığını mevcut güç dengeleriyle ölçmek değildir. Bu taleplere ulaşmak için olanakları, engelleri ve gerekli hazırlığı doğru değerlendirmektir.

İki: Hz. Ali’nin “Kaçın, vakitleri gelmeden işleri yapmak için acele etmekten; işlerin yapılması mümkünken gevşeklik ve ihmalden” doğru denklemi verir. Doğru bir zaman- yapı-eylem bağıntısı oluşturur. Zamanı gelmemiş, koşulları olgunlaşmamış adımlardan kaçınırken; koşulları oluşmuş adımlardan da kaçınmamak, ertelememek doğru sonuçlar verir.

Üç: Güç sahiplerinin gerçeklik algısı genellikle yanılgılıdır. Bu durumda empati ve sosyal algıları zayıflar. “Abartılı güç” olgusu bir argüman olarak kullanıldığında derin siyasal, toplumsal yarılma ve kopuşlara yol açar. Güç merkezini kitleler nezdinde tanınmaz/öngörülmez hale getirir. Bu da doğru bir gerçeklik algısına ihtiyaç duyar.

Dört: Çıkmazı aşmak ve döngüyü kırmak için derin bir öz farkındalık, kültürel değişim ve yapısal önermeler gerekir. Bu bağlamda Öcalan’ın geliştirdiği yapısal önermeler, birey ve toplumun özgür ve eleştirel katılım yoluyla gerçek karşılığını bulabilir. Burada yapı içi özgür alanlar oluşturmak; geçmiş ve güncel hataları açıkça konuşmak, analiz etmek, aynayı kendine tutmak zorunlu ön koşuldur.

Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Acelecilik ve İllüzyon: Kürt Siyasetinde Erkencilik ve Hubris Çıkmazı (2)
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter