Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Silahlı Mücadeleden Demokratik Topluma-4

Silahlı Mücadeleden Demokratik Topluma-4

featured

Kürt Hareketinin Bölgesel Dönüşümünde Sorular, İmkânlar ve Yön Arayışları

4. Bölüm: İran, PJAK ve Yeni Dönemin Yönü

İran’ın zayıflaması Kürtler için kendiliğinden özgürlük anlamına gelmez. Demokratik bir program oluşturulamazsa devlet krizinin yerini iç savaş, vekâlet ilişkileri ve yeni bağımlılıklar alabilir.

İran, Kürt meselesinin en zor alanlarından biri. Devletin merkezî ve baskıcı yapısı, Kürt bölgelerindeki ekonomik eşitsizlik, siyasi idamlar, dil ve örgütlenme üzerindeki baskılar uzun yıllardır devam ediyor.

Bugün bunlara daha büyük bir belirsizlik eklendi. İran’ın İsrail ve ABD’yle yaşadığı çatışma, ekonomik kriz ve rejimin toplumsal desteğindeki aşınma ülkenin geleceğini tartışmalı hâle getirdi.

Bu durum Kürtler açısından yeni imkânlar doğurabilir. Fakat aynı zamanda büyük tehlikeler taşıyor.

Bir devletin zayıflaması ile toplumun demokratikleşmesi aynı şey değildir. Merkezî otoritenin sarsılması özgürlük alanları açabilir; fakat iç savaş, etnik çatışma, dış müdahale ve yeni silahlı güçlerin ortaya çıkmasına da yol açabilir.

Irak ve Suriye deneyimleri bu konuda yeterince uyarıcıdır.

İran’a karşı kurulan hesap

İsrail uzun süredir İran’ın askerî ve bölgesel gücünü zayıflatmaya çalışıyor. ABD’nin de nükleer program, bölgesel silahlı yapılar ve enerji güvenliği üzerinden Tahran’a yönelik baskısı devam ediyor.

İran’daki Kürt bölgeleri bu nedenle önem kazanıyor. Sınır alanlarında örgütlü, rejimle çatışma yaşamış ve silahlı deneyime sahip Kürt yapıları, İran’a baskı kurmak isteyen devletlerin ilgisini çekiyor.

Fakat dış destek hiçbir zaman karşılıksız değildir.
Kürtlere verilen destek onların özgürlüğünden çok İran’ın zayıflatılması amacıyla sağlanıyorsa şartlar değiştiğinde sona erebilir. Kürtler ortada bırakılabilir veya daha büyük bir anlaşmanın pazarlık unsuruna dönüşebilir.

Bu gerçek, Kürt hareketinin İran politikası bakımından temel gerilimlerden birini oluşturuyor.

İran rejiminin baskıcı niteliğini açıkça ortaya koymak ile İran’ın dış müdahaleyle parçalanmasını savunmak aynı şey değil. Kürtlerin haklarını savunmak ile onları İran’a karşı kurulmuş bir askerî cephenin unsuru hâline getirmek de aynı şey değil.

PJAK ne yapacak?

Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirerek demokratik siyasete yönelmesini istedi.

Çağrının bölgedeki diğer örgütler için ne anlam taşıdığı ise farklı yorumlandı.

PJAK, Öcalan’ı düşünsel önder olarak kabul etmekle birlikte çağrının kendisini doğrudan bağlamadığını açıkladı. İran’daki baskı koşullarını ve meşru savunma” ihtiyacını gerekçe göstererek silahlarını bırakmayacağını bildirdi.

Bu tutumun anlaşılır nedenleri var.

Türkiye’de devletle bir görüşme süreci yürütülürken İran’da benzer bir muhataplık ve hukuki güvence bulunmuyor. İran rejimi Kürt siyasetini ağır baskı altında tutuyor. Silah bırakacak kişilerin güvenliğini sağlayacak, siyaset yapma hakkını koruyacak veya dönüşlerini düzenleyecek herhangi bir mekanizma da yok.

Bu koşullar, silahlı mücadelenin ne kadar süreyle ve hangi siyasal amaçla devam edeceği sorusunu ortadan kaldırmıyor.

PJAK’ın önündeki asıl soru yalnızca silah bırakıp bırakmamak değil. İran’ın geleceğinde nasıl bir siyasal programla yer alacağıdır.

Mücadele yalnızca Kürt bölgelerinin silahlı korunmasına mı dayanacak? Yoksa Kürtlerin haklarını İran’daki diğer halkların, kadınların, emekçilerin ve demokrasi güçlerinin talepleriyle birleştiren daha geniş bir siyaset mi kurulacak?

Tartışmanın ağırlık noktası bu ayrımda ortaya çıkıyor.

Öcalan’ın mesajının İran’daki karşılığı

Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının genel yönü açık. Silahlı mücadelenin yerine demokratik siyaseti, demokratik uzlaşmayı ve halkların ortak örgütlenmesini koyuyor. Demokratik toplumu, toplumun kendi kimliğiyle örgütlenmesi; yerel demokrasiyi ise kentlerin ve köylerin kendilerini ifade etme ve yönetme hakkı olarak ele alıyor.

Öcalan’ın PJAK’a ilişkin yaklaşımı da bu çerçevede değerlendirilebilir. PJAK’ın kendi varlığını ve örgütlü gücünü koruması, İran’daki Kürt toplumunun siyasal ve toplumsal iradesini savunması açısından önem taşıyor. Ancak bu varlığın yalnızca silahlı mücadele üzerinden tanımlanması, demokratik toplum, halkların ortak mücadelesi ve İran’ın demokratikleşmesi başlıklarını açıkta bırakıyor.

Bu yaklaşım İran’a uyarlandığında, Kürtlerin özgürlüğünü İran’ın parçalanmasına değil, İran’daki halkların ortak demokratik mücadelesine bağlayan bir yön ortaya çıkıyor.

Bu, Kürtlerin ulusal ve kültürel haklarından ya da örgütlü varlığından vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine Kürt kimliğinin, dilinin, yerel yönetim hakkının ve siyasal temsilinin İran’ın demokratikleşmesinin kurucu unsurlarından biri hâline gelmesi demek.

Ortak mücadele mümkün mü?

İran yalnızca Farslardan ve Kürtlerden oluşmuyor. Azeriler, Beluçlar, Araplar, Türkmenler ve farklı inanç toplulukları aynı devlet sınırları içinde yaşıyor.

Kadınların “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla yükselttiği mücadele, rejimin baskısının etnik sınırların çok ötesine geçtiğini gösterdi. Kürt bir kadın olan Jina Mahsa Amininin ölümünün ardından başlayan protestolar kısa sürede İran’ın farklı kentlerine ve toplum kesimlerine yayıldı.

Bu gelişme Kürt hareketinin önündeki önemli imkânlardan birini gösteriyor.

Kadın özgürlüğünü, yerel demokrasiyi, kültürel hakları, sosyal adaleti ve inanç özgürlüğünü bir araya getiren bir program İran’ın farklı halklarına seslenebilir. Kürt meselesini yalnızca sınır veya toprak tartışması olmaktan çıkarıp bütün ülkenin demokratik geleceğinin parçası hâline getirebilir.

Kürt örgütleri arasındaki rekabet ise bu ihtimalin önündeki önemli engellerden biri.

İran Kürdistanı’ndaki partilerin tarihsel ayrılıkları, farklı ideolojik yönelimleri ve dış devletlerle kurdukları ilişkiler ortak bir program oluşturmayı zorlaştırıyor. Bazı İranlı Kürt örgütlerinin 2026’da bir koalisyon kurması önemli bir gelişme. Ancak bu birlikteliğin dış müdahale beklentisine mi, yoksa ortak bir demokratik programa mı dayanacağı henüz açık değil.

Kürtler arasındaki birlik arayışı önemli bir siyasal imkân sunuyor. Bununla birlikte yalnızca Kürt birliğine dayanan bir siyasetin, İran gibi çok halklı bir ülkede nasıl bir karşılık bulacağı da ayrı bir soru olarak duruyor.

Silah ve siyaset arasındaki denge

İran koşullarında güvenlik meselesini görmezden gelmek kolaycı olur.
Rejimin geçmişte Kürt örgütlerine, siyasetçilere ve sivillere yönelik uygulamaları ortada. İnsanlara hiçbir güvence sunmadan silah bırakmalarını söylemek gerçekçi değil.

Yine de silahın varlığı siyasetin önüne geçtiğinde başka bir sorun doğuyor. Toplum kararların dışında kalıyor, dış destek belirleyici hâle geliyor ve örgütlerin geleceği bölgesel savaşların seyrine bağlanıyor.

Bu tablo, geçişin yönünün ne olacağı sorusunu bugünden gündeme getiriyor.
Silahın bir amaç, kimlik veya sürekli varlık nedeni olmaktan çıkması; demokratik siyasetin, toplumsal örgütlenmenin ve halklar arası ortaklığın daha fazla ağırlık kazanması yeni dönemin ihtimallerinden biri.

PJAK açısından Öcalan’ın çağrısının anlamı da burada tartışılıyor. Mesele Türkiye’de alınan bir kararı İran’a aynen taşımaktan çok, silahlı mücadele döneminin sınırları ve demokratik toplum arayışının İran koşullarında nasıl karşılık bulacağıdır.

Silahın hangi şartlarda ve nasıl bırakılacağı ayrı bir süreç. Fakat yeni dönemin siyasi yönüne ilişkin tartışma şimdiden başlamış durumda.

İran’ın çöküşünden medet ummak

İran’ın çökmesi bazı çevreler tarafından tarihsel bir fırsat olarak görülebilir.
Ancak çöküşün yerine neyin geleceği belli değilse “fırsat” kısa sürede felakete dönüşebilir. Devlet kurumlarının dağılması, silahlı gruplar arasında savaş, milyonlarca insanın göçü ve bölge ülkelerinin müdahalesi Kürtleri özgürleştirmek yerine yeni cephelerin ortasında bırakabilir.

İran rejimini savunmak ile dış müdahale ve parçalanma üzerinden özgürlük beklemek dışında başka bir siyasal alan da bulunuyor: İran halklarının demokratik haklarını ve rejime karşı mücadelesini desteklerken ülkenin yeni vekâlet savaşlarına sürüklenmesine karşı çıkmak.

Kürtlerin geleceğini Tahran’ın baskıcı düzenine teslim eden bir çizgi de Washington’un veya Tel Aviv’in savaş planlarına bağlayan bir çizgi de kalıcı bir özgürlük güvencesi sunmuyor.

Daha kalıcı bir zemin, Kürtlerin öz örgütlülüğü ile ülkenin diğer halkları ve demokrasi güçleri arasında kurulacak ortaklıkta aranabilir.

PJAK’ın önündeki tarihsel soru da burada duruyor: İran’ın zayıflamasından yararlanacak silahlı bir güç mü olacak, yoksa İran halklarının ortak demokratik geleceğini kuracak siyasi ve toplumsal güçlerden biri mi?

Bir sonraki bölümde İsrail’in Kürtlerle ilişkisinin tarihsel ve güncel nedenlerine, İran ve Suriye politikalarına ve Kürtlerin bu ilişkide özne olmaktan çıkıp bölgesel hesapların aracı hâline gelme riskine bakacağız.

Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Silahlı Mücadeleden Demokratik Topluma-4
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter