Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Barişa “Ama” Koyanlar

Barişa “Ama” Koyanlar

featured

Öcalan’a ait olduğu ileri sürülen “İmralı görüşme tutanakları” hiçbir resmî makam tarafından doğrulanmadı. Abdullah Öcalan metinleri reddetti. DEM Parti İmralı Heyeti reddetti. Devletin güvenlik kaynakları da bunları “hayal mahsulü”, “maksatlı” ve barış sürecini sabote etmeye yönelik bir servis olarak niteledi. Buna rağmen “Alevi Aydınlar Bildirgesi”, yalanlanmış notları Öcalan’ın kesin sözüymüş gibi kullandı. Tartışmanın düğüm noktası budur.

Bir tarih tartışmasının arkasındaki siyasal hesaplar…

20 Temmuz ve 2 Ağustos 2026 tarihli görüşmelere ait olduğu ileri sürülen notlar 17 Ağustos’tan itibaren internette dolaşıma girdi. Öcalan’a “Yavuz, İdris-i Bitlisî’ye beyaz bir kâğıt verir, ne istersen yaz der” ve “Yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız” sözleri atfedildi. Metinlerin imzalı bir nüshası, ses kaydı veya resmî makamlarca doğrulanmış aslı ortaya konulmadı.

23 Ağustos’ta İmralı Heyeti, notlarda kaynağı belirsiz ekleme ve çıkarmalar bulunduğunu ve Öcalan’ın görüşlerinin çarpıtıldığını açıkladı. İki gün sonra Öcalan, kendisine atfedilen “ifade, görüşme, isim, belge, tutanak ve atıfların” gerçek dışı olduğunu; yapılanın süreci hedefleyen bir komplo ve provokasyon niteliği taşıdığını bildirdi. Aynı gün TRT Haber’e konuşan güvenlik kaynakları da metinleri reddetti ve bunların süreçten rahatsız olan çevrelerce servis edildiğini duyurdu.

Bildirge ise bütün bu açıklamalardan sonra, 31 Ağustos’ta yayımlandı. Metin daha önce hazırlanmış olsa bile yayımlanmadan önce düzeltilebilir, geri çekilebilir ya da hiç değilse tartışmalı sözlerin reddedildiği okura bildirilebilirdi. Yapılmadı. Kaynağı belirsiz bir sızıntı önce Öcalan’ın güncel programına dönüştürüldü; ardından o program üzerinden Aleviler adına siyasal hüküm kuruldu.

Böyle bir durumda “yanlış bilgiye inanılmış” demek yetmez. İlk servisin arkasındaki kişi veya yapılar henüz kanıtlanmış değildir; fakat servisin işlevi açıktır: Öcalan’ı güvenilmez göstermek, Alevilerle Kürt hareketi arasına tarihsel korku yerleştirmek ve barışın muhatabını daha süreç ilerlemeden tartışmalı hale getirmek…

Bir cümle değil, tarihsel bir hat

Yavuz–İdris-i Bitlisî örneği Öcalan’ın düşüncesinde tek başına duran bir benzetme değildir. Aynı tarih okumasında Malazgirt’i, Osmanlı dönemindeki Kürt emirliklerini, Kurtuluş Savaşı’nı ve cumhuriyetin kuruluşunu peş peşe ele alır. Bunları birbirinden kopuk övgü nesneleri olarak değil, Türklerle Kürtlerin tarihsel dönemeçlerde kurduğu ittifakın kilometre taşları olarak kullanır.

Öcalan’ın Mihri Belli ile 1997’de yayımlanan söyleşisindeki çizgi nettir. Malazgirt’te Kürt desteği olmadan Selçukluların Anadolu’ya yerleşemeyeceğini savunur. Yavuz–İdris ilişkisinde Kürt emirliklerinin kendi yönetimlerini koruduğu, siyasal varlıklarının tanındığı bir anlaşma görür. Kurtuluş Savaşı’nı “kesin bir Türk–Kürt ittifakı” diye tanımlar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtler olmadan kurulamayacağını söyler. Daha sonraki değerlendirmelerinde Birinci Meclis ile 1921 Anayasası’nı da farklı halkların ortak iradesine dayanan kuruluş fikrinin siyasal ifadesi olarak ele alır.

Bu tarih anlatısının amacı Yavuz’u aklamak değildir. Aranan şey, bugünkü barış için geçmişten bir ortaklık dili kurmaktır. Öcalan tarih boyunca çatışma yaşanmadığını söylemez; tersine, ittifak ile inkârın yan yana ilerlediğini anlatır. Seçtiği örneklerin ortak paydası bir hükümdar, mezhep veya devlet biçimi değil; Kürtlerin yok sayılmadığı dönemlerde kurulan birlikteliktir.

Yavuz–İdris ilişkisinin Kızılbaşlar açısından kanlı bir tarih taşıdığı tartışmasızdır. Aynı ittifak Sünni Kürt emirlerine statü sağlarken Kızılbaşlara baskı ve ölüm getirdi. Bu yönü hatırlatmak meşrudur. Fakat bir tarihsel örneğin sınırını göstermekle, o örneğin hangi amaçla kullanıldığını tersine çevirmek aynı şey değildir. Öcalan’ın kurduğu bağ “Yavuz’un yolunu izleyelim” değil, “Kürtleri inkâr etmeyen bir ortak hukuk kuralım” düşüncesidir.

Bu nedenle benzetmeden bir Alevi karşıtlığı çıkarmak hem cümlenin bağlamını hem Öcalan’ın genel siyasal çizgisini görmezden gelmektir. Alevilik başlı başına konuşulduğunda ortaya çıkan yaklaşım; Kızılbaş tarihini devletçi Sünniliğin dışında, direnişçi ve komünal bir toplumsallık olarak okuyan yaklaşımdır. Kürt hareketinin örgütsel pratiği de bunun tersini değil, devamını gösterir.

Kürt hareketinin Kızılbaş damarı

Alevi Kürtler bu hareketin kenarında duran bir topluluk değil, kurucu özneleridir. Mazlum Doğan, Sakine Cansız, Ali Haydar Kaytan, Mustafa Karasu, Rıza Altun, Hamili Yıldırım ve Bese Hozat gibi isimler kuruluşta, ideolojik gelişimde ve karar mekanizmalarında yer aldı. Bu kadroları “İmralı etkisindeki Aleviler” diye küçümsemek, iradelerini ve yarım yüzyıllık mücadelelerini yok saymaktır.

PKK’nin üyelerinin inanç dağılımını gösteren bir istatistik bulunmuyor. Olması da gerekmiyor. Buna karşılık hareketin güçlü bir Alevi damarı taşıdığı görülüyor: ortakçılık, komünal yaşam, kadın özgürlüğü, sekülerlik, sosyalist düşünce, doğayla bağ, merkezi iktidara mesafe ve halkların eşitliği. Bunlar Alevilikten alınmış hazır bir program değildir; fakat Alevi toplumsallığıyla belirgin biçimde kesişir.

Kadınların bağımsız örgütlenmesi, yönetim ve karar mekanizmalarında yer alması, eş başkanlık sistemi ve kadın özgürlüğünün toplumsal özgürlüğün ölçüsü sayılması bu kesişmenin en görünür alanlarından biridir. BDP ve HDP dönemlerinde, aynı seçim döneminde 11 Dersimli Alevi kadının belediye başkanı veya eş başkan olması, dışarıdan kurulmuş bir vesayetin değil, Alevi Kürt kadınların hareket içindeki siyasal ağırlığının göstergesidir. Bugün de böyledir. Dersim’e dışarıdan Sünni ya da Şafii bir siyasetçi veya başka bir halktan herhangi biri getirilip belediye başkanı yapılsaydı, bugün “Alevi aydını” sıfatıyla konuşanların bunu Dersim’in iradesine müdahale sayacağı açıktır. Dersimli Alevi kadınlar kendi kimlikleri ve iradeleriyle Kürt hareketi içinde yönetici olduğunda aynı temsili “İmralı etkisi” veya “vesayet” diye küçümsemek ise açık bir çifte standarttır: Alevi kadının iradesini ancak Kürt hareketinden uzak durduğu ölçüde geçerli saymaktır.

HDP ve DEM geleneği yalnız Alevilere değil; Türk sosyalistlerine, Ermenilere, Süryanilere, Ezidilere, Araplara, kadınlara ve farklı toplumsal hareketlere kendi sayısal güçlerinin çok üzerinde temsil alanı açtı. Şerafettin Halis BDP’den Tunceli milletvekili oldu. Müslüm Doğan HDP’nin kurucu yönetiminde yer aldı, milletvekilliği ve bakanlık yaptı. Bu geçmiş ortadayken Kürt hareketini Alevilere dışsal bir tehdit gibi sunmak tarihsel bir tespit değil, güncel bir siyasi tercihtir.

Barışın öznesini tasfiye ederek barış kurulmaz

Bildirgeyi taşıyan siyasi çizgide uzun süredir PKK ve Öcalan karşıtlığıyla bilinen, Kürt hareketinden ayrılmış veya onun Dersim’deki etkisini kırmaya çalışan isimlerin ağırlığı görülüyor. “Alevi aydını” sıfatı bu siyasi yönelimi toplumun ortak sözüne dönüştürmüyor. Alevi hafızası da herhangi bir grubun Kürt hareketiyle hesaplaşmasının dokunulmaz zırhı değildir.

Eleştiri haktır. Yavuz–İdris benzetmesinin sınırlarını tartışmak da haktır. Fakat barış sıradan bir taktik başlık değil, halkların geleceğini belirleyen stratejik bir meseledir. Eleştiri ile barışın gerçek muhatabını etkisizleştirme girişimi arasındaki çizgi tam burada belirginleşir. “Barışa karşı değiliz ama…” diye başlayıp her seferinde barışın öznesini hedefe koymak, sonuçları bakımından barış siyaseti değildir.

Kürt hareketinin silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçerek çözümün ve bölgesel geleceğin meşru bir parçası haline gelmesi bazı çevrelerin kurduğu siyasal zemini ortadan kaldıracaktır. Yıllardır “PKK ile hiçbir şey olmaz”, “Öcalan muhatap değildir” ve “Kürt hareketi tasfiye edilmelidir” diyenler için barışın başarısı aynı zamanda siyasi bir yenilgidir. Reddedilmiş bir metinden siyaset devşirilmesinin gerisindeki hırs burada aranmalıdır.

Mesele Yavuz’u sevmek veya İdris-i Bitlisî’yi yüceltmek değildir. Mesele, Kürtlerin örgütlü iradesinin yeni dönemde kurucu ve meşru bir güç olarak yer alıp almayacağıdır. Alevi hafızası bu iradeyi barış masasından uzaklaştırmanın aracına dönüştürülemez. Alevilerin güvenliği ile Kürtlerin özgürlüğü birbirinin karşıtı değil, aynı demokratik ortaklığın iki vazgeçilmez koşuludur.

Bu tartışmaların büyümesinde İmralı çevresindeki iletişim kapalılığının da payı var. Öcalan gazeteciler, sivil toplum kuruluşları ve aydınlarla doğrudan, düzenli ve kayda geçen temas kuramayınca kamuoyu aracılara ve kaynağı belirsiz “tutanaklara” mahkûm kalıyor. Bu bir ayrıcalık değil, barış sürecinin şeffaflık ihtiyacıdır. Sorular doğrudan sorulur, yanıtlar eksiksiz yayımlanırsa sahte metinlerden siyaset üretme alanı büyük ölçüde daralır.

Kaynaklar

1. “Alevi Aydınlar Bildirgesi”nin tam metni ve imzacı listesi, 31 Ağustos 2026: https://alevigazetesi.com/alevi-aydinlari-yavuz-selim-ittifakini-reddetti/
2. DEM Parti İmralı Heyeti, dolaşıma sokulan görüşme notlarına ilişkin açıklama, 23 Ağustos 2026: https://t24.com.tr/politika/imrali-heyetinden-ocalanin-gorusme-notlarina-iliskin-aciklama,1318048
3. Abdullah Öcalan’ın kendisine atfedilen ifade, görüşme, isim, belge ve tutanakları reddeden açıklaması, 25 Ağustos 2026: https://www.amedtv.com/gundem/ocalan-kendisine-atfedilen-gorusme-notlarini-reddetti-gercek-disi/409920
4. Güvenlik kaynaklarının dolaşımdaki görüşme notlarını “hayal mahsulü” ve “maksatlı” diye niteleyen açıklaması, TRT Haber, 25 Ağustos 2026: https://www.trthaber.com/haber/gundem/guvenlik-kaynaklari-imralida-yapildigi-iddia-edilen-gorusme-hayal-mahsulu-954910.html
5. Abdullah Öcalan–Mihri Belli, “Kürt–Türk İlişkileri Çözüm Arıyor”, Serxwebûn, Temmuz 1997, s. 16–18. Malazgirt, Yavuz–İdris-i Bitlisî ilişkisi ve Kurtuluş Savaşı değerlendirmeleri: https://serxwebun.org/wp-content/uploads/2023/05/187_temmuz-1997.pdf
6. Birinci Meclis ve demokratik cumhuriyet tartışmasının Öcalan’ın çözüm yaklaşımındaki yeri üzerine söyleşi: https://www.medgundem.com/birinci-meclisin-102nci-yili-cikis-demokratik-cumhuriyette/amp

Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Barişa “Ama” Koyanlar
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter