Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Çeyrek Asır Sonra Aynı Soruların Gölgesinde…

Çeyrek Asır Sonra Aynı Soruların Gölgesinde…

featured

Bazen eski gazeteleri karıştırırken yalnızca geçmişe değil, bugüne de rastlarsınız.

Elinizdeki yazı, Delil Karakoçan tarafından 2001 yılında kaleme alındı. Aradan tam çeyrek asır geçti. Türkiye değişti, iktidarlar değişti, partiler kapatıldı, yenileri kuruldu, kuşaklar değişti. Ancak bu satırları bugün yeniden okuduğumuzda insanın aklına tek bir soru geliyor: Gerçekten ne değişti?

Çünkü bu metin, yalnızca bir dönemin tartışmalarını değil; demokrasi, özeleştiri, değişim ve kendini yenileme meselesini anlatıyor. Ve ne yazık ki, 25 yıl sonra bile bu soruların önemli bir kısmı hâlâ önümüzde duruyor.

Bu yazıyı bir nostalji olsun diye değil, biraz da ibret olsun diye yeniden yayımlıyoruz. Çünkü bazı yazılar eskimez; toplumların çözemediği meseleler nedeniyle yeniden ve yeniden güncel hale gelir.

Belki de çeyrek asır sonra hâlâ aynı cümleyi yeniden okumamızın nedeni budur:

“Değiştirmek için, değişmek gerekiyor.”

DELİL KARAKOÇAN

Biz farklı olmak zorundayız. Çünkü ciddi bir hareketiz ve omuzlarımızda dünyanın en ağır yükünü taşıyoruz…
Halk, yani milyonlar bize umut bağlamış durumda. Özgür Kürdü ve insanlığı temsil ediyoruz. Türkiye kördüğümünü çözecek tek gücüz. Demokratik Cumhuriyet’in geleceği de bize bağlı.

Tepkiler alıyoruz. HADEP, belediyeler vb. konulara ilişkin yazdığımız yazılardan dolayı aldığımız tepkiler… Geniş okuyucu kitlesinden olumlu tepkiler alıyoruz ama, parti yapısından aldığımız tepkiler pek de olumlu değil. Yazdıklarımız kimilerine göre yanlış, haksız ve abartılı…

Tabii amacımız tepki yaratmak, tepki toplamak değil. Demokrasi hareketine mütevazı bir destek sunmak. Tek amacımız bu. Bunu yaparken de demokratik aydınlanma çabasını esas alıyor, objektif olmaya çalışıyoruz. Yazdıklarımıza tepki duyulabilir, eleştiri yapılabilir. Yapılmalıdır da. Bu da sorumluluk gereğidir. İsteriz ki yazılarımıza daha güçlü, daha kapsamlı eleştiriler yapılsın. Zira eleştiri de nefes borusu ve gelişimdir.

Ama bir tutumumuz var. Kimi okuyucularımız eleştiriyi ve yazdıklarımızı içe yöneltilmiş eleştiriler olarak değerlendiriyor. “Düzene yöneltilmesi gereken onca eleştiri varken, neden parti ve belediyeler eleştiriliyor?” diyor karşımıza çıkan bazı okurlar ve yoldaşlar.

Değişmeliyiz…

Bir değişim hareketiyiz. Ama “değişmek için önce değişmeliyiz”. Salt değişim istemek, sistemi eleştirerek bir yere varamaz.

Belli amaçlar ve projeler doğrultusunda kendimizi yeniden yaratmalı, güçlü bir değişim hareketi olduğumuz, halka ve yurtsever kitlelere dönük çalışmalarımızın niteliği ortaya konan bir süreç yaşamalıyız.

“…Sistem şöyle, sistem böyle…” deyip duruyoruz. “Devlet değişmiyor, adım atmıyor.” “Anti demokratik uygulamalar var.” “Baskı yapıyor, geri, çağdışı bir anlayışı taşıyor.” diye sıralıyoruz.

Sistemi oldukça ciddi ve kapsamlı eleştiren bir gücüz. Haklı ve gerçekçi eleştiriler yapıyoruz. Sistemi çözümlüyoruz. Temel tıkanma nedenlerini, neden açılım yapamadığını, tarih, çağ ve uygarlık karşısındaki duruşunu, anti demokratik yapısının nasıl bir toplumsal şekillenişe yol açtığını vb. oldukça kapsamlı ortaya koyuyoruz. Ama buna rağmen bir değişim gücü olamıyor ve etkiler yaratamıyoruz.

Neden?

Çünkü “değişim gücü” olamıyoruz. Kültürel birikim yaratamadığımız, kendimizi doğru çözümleyemediğimiz için SÜRECE YÖN VEREN DEMOKRATİK İRADE haline de gelemiyoruz.

Kendi gerçekliğinden sürekli kaçan, dışarıyı eleştiren, politik duruşunun merkezine daha çok sisteme dönük eleştirileri koyan bir güç, kendine yönelmezse zamanla sistemle benzeşir, ona döner.

Bu sadece bir saptama değil, sosyolojik bir gerçektir. İlkel milliyetçiliğin de geleneksel solun da kaybettiği nokta da budur. Sol adına karşı sağ değerler, dar dogmatiklik bir duruş sergilerken, eleştiriyi içe yöneltmedi, kendini çözümlemedi.

Kendini eleştirmediği gibi, halkın, demokrasi güçlerinin eleştirisine de kapalı tuttu. Dolayısıyla bir “değişim gücü” haline gelemedi, sisteme döndü, onunla bütünleşti. Çığlığımızda, solumuzda, yani başımızda bu trajik öyküyü yaşayan yüzlercesi var. Öyle değil mi?

Biz farklıyız…

Biz farklı olmak zorundayız. Çünkü ciddi bir hareketiz ve omuzlarımızda dünyanın en ağır yükünü taşıyoruz. Halk, yani milyonlar bize umut bağlamış durumda. Özgür Kürdü ve insanlığı temsil ediyoruz. Türkiye kördüğümünü çözecek tek gücüz. Demokratik Cumhuriyet’in geleceği de bize bağlı. Demokratik uygarlık, değişim gücümüzün eseri olacak. Bu davaya kan ve can verenlerin umut ve beklentileri de bu doğrultudadır.

Demokratik bir hareket, kendini eleştiriye açık tutarak, geniş halk yığınları başta olmak üzere, ilerici, aydın, demokrat ve yurtseverlerle böyle bir bağ kurdukça kendini aşabilir. Kendini hele aşarak, yenilemeyen bir hareket tutuculaşır…

Bugün, emeği ve yarattığı uygarlık-insanlık değerleri tartışılmaz olan Sayın Öcalan bile, o ölümcül koşullarda “burada en büyük özeleştiriyi ben yaptım” diyor. Şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz.

Sayın Öcalan’ı özeleştiriye yönelten nedir? Çağın ideolojisini yaratma isteği kadar, halkına karşı taşıdığı devrim sorumluluğudur.

Birçok dostlar bu eleştirisini Halk yüreğindekini ortaya koyduğu gibi, eleştirilerini de yapsın! Kendimizi eleştirmekten, özeleştiri yapmaktan korkmamalıyız.

Özeleştiri, sistem karşısında duruşumuzu güçlendirir, motive eder, enerjiyi yoğunlaştırır. Bir anlamda, mücadele yaratıcı gücü temel gücümüzü de artırır. Bu da DEĞİŞİM GÜCÜ KAZANMAK demektir.

Hayatımız, yani işlerimiz ortaya koyduğumuz bakış açımız, ufkumuzu genişletir. Hayat, olay ve olguları kavramaya uğraşmadan daha yalın, daha objektif görmeye başlarız. Hayatın, sorunlardan kopmayız.

Üretim, yönetim düzeyimiz gelişir. Değişen şartlara, ihtiyaç ve önceliklere göre kendini yenileyen dinamizm bir özellik kazanır.

Sürecin ve sorunların gerisine düşmeden, gerçeklikten kopmadan yürümeye başlarız. Bu da bize DEĞİŞTİRME YETENEĞİ kazandırır.

Formülasyon…

Formülasyonumuz şudur:
Eleştiri + iç eleştiri + özeleştiri = Değişim
Değişim = Değişme gücü
Değişme gücü = Demokratik dönüşüm + Demokratik Cumhuriyet + Demokratik Uygarlık
Demokratik uygarlık = İnsanlığın kurtuluşu

Bunu inanıyoruz. Eleştirel yazılarımızın mantığı da bu. Böyle anlaşılmasını istiyoruz. Yetersiz değerlendirme ve yorumlarımız olabilir. Her şeyi çok iyi ifade ettiğimizi söylemiyoruz. Bu temelde yazılarımıza dönük eleştiriler büyük değer biçiyoruz.

Daha çok eleştiri bekliyoruz. Çünkü değişim, demokrasi ve özgürlük iddiamız var!

Çeyrek Asır Sonra Aynı Soruların Gölgesinde…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter