Mehmet Bidav
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yeni Parti, Eski Paradigma

Yeni Parti, Eski Paradigma

featured

CHP’de yaşananlar sürpriz değil. Uzun süredir işaret ettiğimiz sürecin doğal sonucudur.

“Tiyatro: Son Seçimler, Anlaşmalar ve CHP” (5 Ekim 2024) başlıklı yazımızda vitrindeki uzlaşının yapaylığını anlattık. “Tiyatroda İkinci Perde: Kareli Ceket’in Sırrı” (7 Ekim 2024) yazısında merkeze oynayan pragmatist siyaseti ele aldık. “CHP: Fiili Bölünmeden Resmî Kopuşa” (3 Ekim 2025) başlıklı yazımızda ise parti içindeki gerilimin kaçınılmaz biçimde ayrılıkla sonuçlanacağını ifade ettik.

21 Temmuz 2026’da yaşanan gelişme, yeni bir başlangıç değil; uzun süredir ilerleyen sürecin son halkasıdır.
Tiyatro bitti. Kostümler çıkarıldı. Fiilî bölünme resmiyet kazandı.

Özgür Özel ekibinin Yeni Partiadıyla ayrılması, yıllardır derinleşen fay hattının sonunda kırılmasıdır.

Yeni Olan Ne?
Ancak asıl mesele ayrılık değildir. Asıl mesele, bu ayrılığın hangi siyasal ihtiyacın ürünü olduğudur.

Yeni Parti, CHP’nin siyasal çizgisine yönelik ilkesel bir itirazdan doğmuş görünmüyor. Partiyi uzun yıllardır yöneten kadroların kendi içindeki güç mücadelesinin ulaştığı yeni aşamayı temsil ediyor.

Eğer gerçekten köklü bir paradigma değişikliği hedeflenmiş olsaydı, bunun işaretleri ayrılıktan çok önce ortaya çıkardı. Program hazırlanır, yeni bir siyasal dil kurulurdu. Toplumsal destek aranırdı.

Oysa burada süreç tersinden ilerledi.
Önce ayrılık yaşandı. Sonra grup kuruldu. Program ise hâlâ tartışılıyor.
Bu nedenle Yeni Partinin en temel sorusu şudur: Yeni olan nedir?

İsim mi, Zihniyet mi?
Siyasette isim değiştirmek kolaydır. Yeni tabela asmak da öyle.
Eski reflekslerle hareket eden, aynı yöntemleri sürdüren ve toplumu yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan bir anlayış, kendisini “yeni” ilan etse de yeni olmaz.
Yenilik isimde değil, zihniyettedir.
Gerçek siyasal hareketler toplumsal ihtiyaçlardan doğar. Toplum çağırır, siyaset cevap verir.Yeni Parti” ise tabanın talebinden çok parti içindeki güç mücadelesinin sonucu olarak ortaya çıktı. Bu nedenle yeni bir siyasal başlangıçtan çok, CHP’deki krizin yeni evresini temsil ediyor.

CHP’nin Değişmeyen Gerçeği

Aslında bu kopuş da kaçınılmazdı. Kılıçdaroğlu‘nun “Sırtımdan bıçaklandım.” sözünden sonra aynı çatı altında güven ilişkisini yeniden kurabilmek kolay değildi. Yaşanan ayrılık, ilkesel bir kopuştan çok birlikte siyaset yapabilme zemininin ortadan kalkmasının sonucudur.
CHP’de yıllardır değişmeyen tek şey parti içi iktidar mücadeleleri oldu.
Genel başkanlar değişti.
Kadrolar değişti.
Sloganlar değişti.

Değişmeyen ise parti içindeki güç savaşıydı.
Değişim söylemi, çoğu zaman değişimin kendisini değil, yalnızca aktörlerini değiştirdi.

Asıl Kazanan Kim?

Bu iç hesaplaşmanın sonuçları yalnızca CHP ile sınırlı kalmadı. Türkiye siyasetindeki güç dengesi de bundan doğrudan etkilendi.
Muhalefetin uzun süredir kendi krizleriyle meşgul olması, siyasal inisiyatifi iktidarın eline bıraktı. Her ayrışma, her kurultay kavgası ve her liderlik tartışması muhalefetin enerjisini içeride tüketirken, iktidarın hareket alanını genişletti.
Bugün ortaya çıkan tabloya bakıldığında birçok siyasal aktörün iktidarla daha temkinli bir ilişki kurmaya yöneldiği görülüyor.

MHP, Cumhur İttifakı’nın devamını stratejik öncelik olarak görüyor.
DEM Parti, anayasal değişiklikler ve barış süreci ekseninde diyalog kanallarını açık tutmaya çalışıyor.
CHP ise yargı süreçleri, kayyum ihtimali ve siyasal baskı ortamını dikkate alarak hareket ediyor.

Siyasetin Yeni Dengesi

Asıl soru şudur: Bu yeni dengede kim ne kazanacak?
Siyaset, biraz da karşılıklı çıkarların yönetilmesi sanatıdır (!).
Bugünkü tabloya bakıldığında herkes masaya kendi hesabıyla oturuyor. Kimisi ittifakın devamını, kimisi anayasal düzenlemeleri, kimisi ise siyasal hareket alanını korumaya çalışıyor.
İktidarın hedefi ise diğerlerinden daha büyük görünüyor.
Yeni anayasa tartışmaları üzerinden yalnızca sistem değişikliğini değil, aynı zamanda yeni dönemin siyasal mimarisini kurmak ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin geleceğini güvence altına almak istiyor.
Eğer bu süreç böyle ilerlerse, siyasal rekabet giderek iktidarla muhalefet arasındaki mücadeleden uzaklaşıp muhalefetin kendi iç hesaplaşmasına dönüşecektir.
Bunun en büyük siyasal kazananının ise iktidar olacağı açıktır.

Sonuç
Sonuç değişmiyor.
Felsefi omurgası güçlü olmayan, toplumsal karşılığı oluşmamış ve hazırlığını tamamlamadan yola çıkan hiçbir hareket, yalnızca ismiyle yeni olamaz.
Mekân değişebilir.
Tabela değişebilir.
Parti değişebilir.
Ama zihniyet değişmiyorsa, yürünmeye çalışılan yol da eskidir.

Yeni Parti, Eski Paradigma
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter