Amedspor-Trabzonspor maçı öncesinde Trabzon’da yaşanan bir olay hepimizi endişelendirdi. Amedsporlu kadın bir taraftarın formasını çıkarmaya yönelik girişim, geçmişte yaşanan acı tecrübeler nedeniyle doğal olarak kaygı yarattı.
Fakat maç günü korkulan olmadı.
Birkaç münferit olay dışında Diyarbakır’da Trabzonspor taraftarları büyük ölçüde misafirperverlikle karşılandı. Daha da önemlisi, Trabzon’daki bazı taraftar grupları Amedspor taraftarlarına gösterdikleri sağduyu ve misafirperverlik nedeniyle teşekkür etti.
Bence asıl konuşmamız gereken de budur.
Çünkü ülkemizde yeni bir barış ikliminin oluştuğu bir dönemde futbol, bu iklimi güçlendiren, toplumlar arasındaki mesafeyi azaltan önemli bir araç olabilir.
Ancak futbolun bir başka yüzü de var.
Tribünleri provokasyon alanına çevirmek isteyenler, toplumun kanayan yaralarını yeniden kaşımak için fırsat kollayanlar her zaman olacaktır. Geçmişin acılarını bugünün çocuklarına ve gençlerine taşımak isteyenlere karşı en büyük sorumluluk kulüp yöneticilerine, taraftar gruplarına ve tribün liderlerine düşmektedir.
Ve elbette Amedspor’a…
Amedspor bu süreçte yalnızca sahadaki futboluyla değil, tribünlerde yaratacağı atmosfer ve kullanacağı dille de tarihi bir sorumluluk taşıyor.
Çünkü futbol bizi farklılıklarımızla değil, ortak duygularımızla buluşturur. Futbolun birleştirici gücü sadece kazanmakla ilgili değildir. Futbolun geride bırakması gereken en önemli miras; dostluk, kardeşlik, dayanışma ve birbirine saygıdır. Futbol kavga etmenin değil, birlikte yaşamanın dili olabilir. Tam da bugün ülkemizin ihtiyacı olan şey budur.
Aynı takımın taraftarı olmak değil; aynı ülkenin insanları olduğumuzu hatırlamak… Çünkü futbolun en büyük zaferi rakibini yenmek değil, insanı insana yaklaştırmaktır. Bu nedenle tribünlerin dili ayrıştıran, ötekileştiren ve düşmanlaştıran bir dil olmamalıdır. Tam tersine; bütünleştiren, kardeşleştiren ve farklılıklarımızı zenginlik olarak gören bir dil olmalıdır. Amedspor, Türkiye’nin dört bir yanına futbolun bu dilini taşıyabilir.
“Farklı olabiliriz ama birlikte yaşayabiliriz.”
Türkiye halklarının tam da buna ihtiyacı var.
Amedspor kazanırken sadece üç puan kazanmasın.
Dostluğu kazansın.
Kardeşliği kazansın.
Dayanışmayı kazansın.
Birlikte yaşama iradesini güçlendirsin.
Trabzon’la oynanan karşılaşmanın ardından Diyarbakır’da ve bölgenin birçok kentinde Amedspor taraftarlarının sokaklara çıkarak sevinçlerini paylaşması bunun önemli bir göstergesiydi.
Çünkü futbol doksan dakikalık bir oyundan çok daha fazlasıdır.
Bazen bir şehrin ortak sevincidir.
Bazen bir bölgenin dayanışmasıdır.
Bazen bir ülkenin ortak duygusudur.
Bazen de hiç tanımadığınız insanların aynı anda aynı heyecanı yaşamasıdır. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor tribünlerinde farklı kimliklerden, inançlardan ve yaşam biçimlerinden insanların aynı forma altında buluşabildiğini biliyoruz.
Amedspor da bunu başarabilir.
Hatta Amedspor, futbolun ötesine geçen daha büyük bir hikâyenin taşıyıcısı olabilir.
Diyarbakır’dan Trabzon’a, İstanbul’dan İzmir’e, Dersim’den Antalya’ya kadar farklı renklerin, farklı kimliklerin ve farklı düşüncelerin aynı tribünde buluşabileceği bir Türkiye’nin mümkün olduğunu gösterebilir.
Bunun yolu düşmanlık üretmekten değil, dostluk üretmekten geçiyor.
Rakibine saygı duymaktan, misafir taraftarı sahiplenmekten, farklılıklara tahammül etmekten ve futbolun barış dilini büyütmekten geçiyor.
Bugün Amedspor’un önünde yalnızca sportif bir hedef yok.
Çok daha büyük bir fırsat var: Futbolu barışın, kardeşliğin ve birlikte yaşama iradesinin dili haline getirmek.
Doksan dakika sonra maç bitecek.
Skor tabelası değişecek.
Futbolcular sahadan ayrılacak.
Ama tribünlerde insanların birbirine nasıl davrandığı hafızalarda kalacak.
Ve belki yıllar sonra bugünleri hatırladığımızda, “Biz futbolu sadece maç kazanmak için değil, birbirimize yaklaşmak için de kullandık” diyebileceğiz.
Çünkü bazen bir gol üç puan getirir; bazen de bir tribünün kardeşçe attığı tezahürat, yıllardır aşamadığımız duvarlarda bir gedik açar.
Amedspor’un gerçek şampiyonluğu da işte o duvarları yıkıp insanları aynı tribünde, aynı ülkede ve aynı kardeşlik duygusunda buluşturmak olsun.
