Ferhat Tunç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Amara’nın Bahçesinde Kalanlar

Amara’nın Bahçesinde Kalanlar

featured
Amara’nın Bahçesinde Kalanlar

Ferhat TUNÇ

“Eyvah!” dedi, telefondaki kişi.
Sesi önce duvarlara çarptı, sonra içimize bir taş gibi oturdu.
Ardından gelen cümle delip geçti: “Amara Kültür Merkezi’nde bomba patlamış, sayısız ölü var.”

O anda anladım.
Bir şey çatırdadı içimde.
Zaman değil, zamana tutunduğum yerdi kırılan.
Nefesim asılı kaldı havada. Toz gibi çaresiz.
Önce sis çöktü üstüme.
Sonra bıçağa düştü ve usulca göğsüme indi.

Bir koşturmaca, bir yıkım ve kendimi arabanın içine atmam.
Anahtarı çeviren dostumun gaza basması ve motorun gürültüsü…
Suruç’a yirmi dakika mesafede bir yerdeydik.
Yanımda dostlar ve sessizlik.
Kalplerimizin atışındaydı çığlıklarımız.
Yüzümüze vuran güneş acılarımızla dertleşiyordu.
Kültür Merkezi’nin önüne geldiğimizde insandan bir duvar örülmüştü.
O duvarı yararak girdik içeri.
Ayaklarımızın altındaki toprak bile titriyordu.

Ve sonra bahçe.
Bahçede ölüm vardı.
Yaşamın ortasına ağıt düşmüştü.
Kelimeler yetmedi, cümleler dağıldı.
Etrafa savrulmuş bedenler gördük.
Ömürlerinin baharına şiir söyleyen fidanlar…

Onlar buraya savaşmaya gelmemişti.
Kobanê ile dayanışmaya gelmişlerdi.
“Yeniden inşa edeceğiz” demeye gelmişlerdi.
Ellerinde moloz değil, kitap vardı.
Omuzlarında silah değil, oyuncak vardı. Baharı yeşertmeye gelen çiçeklerdi.
Her biri rengarenkti.

Tozun ve kanın içindeydi kitaplar.
Oyuncaklar sahipsiz, torbalarda bekliyordu.
Hiç açılmamışlardı.
Hiçbir çocuğun eline değmemişlerdi.
Tıpkı sahipleri gibi.

Çaresizlik dizlerimi çözdü.
Yere yığıldım.
Kafama, dizlerime vura vura döküldü gözyaşlarım.
Ateşin içindeki sessizliğe ağladım, ağladım, ağladım.

Telefonlar susmadı.
Kiminin cebinde, bir çantada, avluda…
Israrla çalıyorlardı.
Sanki “buradayım” demek ister gibi.
Sanki “gel” der gibi.
Yerden birini kaldırıp baktım.
Ekranı kanlıydı.
“Alo” diyemedim.
Karşıdan kopan ses bir annenin sesiydi.
Belki bir kardeşin.
Dünya başıma yıkıldı.
Kapattım.
O çığlığı sırtlanacak gücüm yoktu.
O gün bugündür her telefon çaldığında, sesi beni Amara’nın bahçesindeki o puslu karanlığa götürür.

Sirenler hiç susmadı.
Ambulanslar geldi, yaralıları aldı, gitti.
Her gidişlerinde bizden de bir parça götürdüler.
Geride kalan bizler ne yapacağımızı bilemedik.
Yerde yatan genç bedenlerin üzerini gazetelerle örtmeye çalıştık.
Dün “barış” yazan manşetler, bugün kefen olmuştu.

Onlar özgür bir gelecek hayal etmişlerdi.
Kardeşçe bir yaşam istemişlerdi.
Alçakça, acımasızca ellerinden alındı.
Zebaniler, taşeronlar, karanlığın bekçileri yıkmışlardı o güzelliği.

Biz ne yapacağız peki?
Adlarını unutmayacağız.
Yüzlerini unutmayacağız.
Hayallerini unutmayacağız.

Hatırlayacağız.
Her 20 Temmuz’da hatırlayacağız.
Her bir kitap açıldığında hatırlayacağız.
Her bir oyuncak bir çocuğun eline geçtiğinde hatırlayacağız.
Her “Kobanê” dediğimizde 33 düş yoldaşını hep hatırlayacağız.

Çünkü unutanlar kaybeder.
Biz ise asla unutmuyoruz.

Amara’nın Bahçesinde Kalanlar
2

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

2 Yorum

  1. 30 Temmuz 2026, 10:25

    İnsanlarımızın daha diqqətli və bilgili olması üçün çox önəmli bir yazı olmuş, əməyinizə sağlıq

  2. 31 Temmuz 2026, 12:43

    çok acı verici bir durum