Bölüm 3: Kürt Aydınının Politik Konumu ve Toplumsal Sorumluluğu
Tiranlık gitgide kök salıyor. Tarihsel olarak neredeyse bütün yaşamın teknik olarak kayıt altına alınabildiği tarih yazımı ve entelektüel üretim açısından olanca olanağa rağmen kök salan bir tiranlık söz konusu. Bir taraftan C. Orwell’in 1984 romanında mevcut olandan daha derin bir otoriter toplum inşa edilirken bizler iktidarcı imtiyazcı yaklaşımlarla yine Orwell’in “Hayvan Çiftliği” romanının sonunda domuzların görüntüsünden çok farklı görünmüyoruz. Karşıtımıza benzemenin ötesinde ontolojik olarak karşıtımıza dönüşüyoruz. Halk, halkın özgürlüğünün tutkunları sistemden değil bizlerden daha çok kaçınıyor. Örgütlülük denen korkuların örgütlenmesi güvende hissetmenin araçları olan kurumlara sırf bizler örgütlülüğü bütünleşme olarak algılamadığımız ve dizayn etmediğimiz için mesafeli olunmasının sorumluları en çok ta biz Kürt aydınlarıyız. Gençler en çokta bizim seçimden seçime enerji harcamalarımızdan dolayı derebeyliklere dönüşen kurumlardan uzaklar. Kurumlarımızın çoğu (seçim süreçleri harici) birer “emekli lokali” ya da kişiler arası ticari uyuşmazlıkların görüşüldüğü çok uzun süren toplantıların yapıldığı bir mekanizmaya dönüşme riski taşıyor. Bu riskin mevcudiyetinin sorumluları olmakla birlikte mevcut risk faktörünü ortadan kaldırma sorumluluğu da Kürt aydınındadır.
Hiç kimse yaşamda yaşamında keskin ikilemlerin olduğu yol ayrımlarından haz duymaz. Bu insanın ontolojik doğası ile ilintilidir. Fakat toplumsal devinim ve türün tarihsel bağlamında da keskin bir yol ayrımının olduğu su götürmez bir hakikat.
Burada öncelikle toplumsal yaşamda, sağcı-popülist hegemonyanın ivme kazandığının ve siyasal oluşumların gerçek ve hakiki seçimler yapma olanaklarından yoksunluk hissi oluşturduğunun tespiti yapılmak durumundadır. Şu an tam olarak bu bir yenilgiden söz edilemeyeceği modern kara bir pandemik vakıaya dönüşmüş otoriter rejimlerin mutlak tekil ve sürekli ve de alternatifsiz olmamaları bir sonraki eşikte halk tarafından siyasal kurumların demokratik bir özdeşlik ruhu ile sahiplenilmediği demokratik yaşama “düşman” arkaik kimliklerin egemen olmayacağı anlamı taşımıyor. Maalesef ki halkların demokratik sürece olan inanışlarının tamamen yitirilmesi tehlikesi halen varlığını muhafaza etmektedir. Kürt, Türk, Arap, Çerkez vs kolektif kimlik aidiyeti içinde var olmuş aydınların ve siyasal partiler arasında siyasal sınırların olmasından doğal bir şey olamaz. Bu sınırların bulanıklaşması durumunda algılanan “ittifak” adı altında oluşturulmaya çalışılan demokratik cepheleşmeler siyasal alanın demokratik dizaynı bir yana geleneksel aşiretçi vb. arkaik kimliklerin zemin bulmasının yolunu açar. Ki coğrafyamızda aşiret derneklerinin tarikatların mafyatik yapıların sürekli olarak zemin bulmasını sırf devlet teşviki olarak açıklamaya çalışmak kolaycılıktan başka bir anlam ifade etmez. Aydın ın rolü ve varlık gerekçesi siyasal-politik kurumsal alanda herhangi bir yetki için rekabet etmek değil kurumların sadece seçkinler arası bir çatışma alanı olmadığını canlılığın devamı için 3. bir yolun mevcudiyetini topluma hissettirmektir. 3. yol dışındaki liberal ve ya merkezi otoriter yapıların öngördüğü ve seçenek olarak sunduğu temelde “kültürel ve fiziksel imha” arasında tercih yapmaya zorlanmaktan başka bir şey olmamasıdır. Demokratik özgür bir ulusun inşası amacıyla mücadele ediyor olmak demokratik yaşamın demokratik birliğin kurucu unsurları olması gereken kurumları sırf “dışlanmama” kaygısı ile eleştirmemek eleştirememek aydın kimliğinin yadsınması anlamına gelmez mi?
Sadece kimliğin yadsınması değil aslında bu tavrın yaygın olması durumunda devlet mekanizmasının evrensel tüm olgu ve kavramları kendi tasarrufunda istismar etmesinden farklı bir yaklaşım ifade etmiyor. Bırakın uzlaşmayı eleştirmemeyi otoriter olan her yapı ve kurumun evrensel olan kavramları (aydın-barış-emek-hak-adalet-özgürlük…) hatta evrensel kavramının kendisinin de devlet dahil kendi tasarrufunda kendi özdeşliğinde mevcut olduğu yönündeki dayanaklarını ifşa etme, bilinç işçiliği yapma yani alternatif bilgi üretme sorumluluğu aydındadır.
Aydın kişi; İnsanlık tarihinin aydınlık yüzü olmuş nefes alışverişlerinin tamamını canlılığın sürekliliğine adamış insanların yoldaşları ise (aydınlanma bilinci ve aydın sorumluluğu özünde bu hissiyattır büyük oranda) geçmişi modifiye etmeden Adeta “Günahlardan sevap damıtırcasına” tüm çıplaklığı ile eleştirmekten kaçınmayacak. Yani toplumsal dönüşümün öncüsü iddiasındaki yapılanmaların aydın ve aydınlanmaya dair yıllardır süre gelen pragmatist ve politik duruma göre keskin dönüşler içeren yaklaşımlarını da eleştirmekten çekinmeyecek. “Çoğul Özne” liğin içerisinde olmak, barışın, geleceğin inşası geçmişi ve şimdiyi eleştirip dönüştürmeden mümkün olabilir mi?
