Başlarken öncelikle Marxizm’in aşılmış olduğu yönündeki tartışmaya açıklık getirmek açısından şu hususu belirtmek isterim. Marksizm’in aşılması, orta sınıf siyasetçilerinin kendi politik konumlanma çıkarlarını sağlamlaştırma kaygısıyla algıladıkları biçimde onu yadsımak değil, özgürlük, eşitlik ve dayanışma temelli toplum vizyonunu tamamlayarak zenginleştirip güncelleyerek, güncel toplumsal sorunlara yanıt verecek şekilde yeniden yorumlanmasıyla mümkündür. Bu, Marx’ın tarihsel materyalist analizinin, çağdaş metalaştırma ve özgürlük problemlerine uygulanarak geliştirilmesini gerektirir.
Yine; Aristoteles’ten Hegel’e, Hegel’den Marx’a, Marx’tan Lenin’e, Lenin’den, Rosa’ya- Gramsci’ye, Gramsci’den Negri’ye ve Negri’den Öcalan’a (ve yüzlerce toplumcu düşünce insanına)uzanan düşünce zincirini kavramadan Marksizm’i tam anlamıyla anlamak mümkün değildir; Marksizm’in aşılması, bu düşünürlerin tarihsel materyalizme katkılarını yadsımadan, onları tamamlayarak ve güncelleyerek, özgürlük, eşitlik ve dayanışma temelli vizyonu çağdaş ekolojik ve toplumsal sorunlara yanıt verecek şekilde yeniden inşa etmeyi gerektirir. Bu süreç, Hegel’in diyalektik yöntemi, Marx’ın sınıf analizi, Lenin’in devrimci pratiği, Gramsci’nin hegemonya kavramı, Negri’nin çokluk fikri ve Öcalan’ın demokratik konfederalizm yaklaşımıyla zenginleşerek, metalaşma ve ekolojik krizlere karşı yeni bir anti-kapitalist çerçeve sunar.
Bizde bu perspektiften hareketle Marxizm’in hukuk ile olan ilişkisini tarihsel süreçleri de içine katacak şekilde irdelemeye çalışacağız.
Marxizm, toplumsal ilişkilerin maddi üretim koşullarına dayandığını savunan tarihsel materyalist bir çerçeve sunar. Karl Marx ve Friedrich Engels’in eserlerinden türeyen bu yaklaşım, hukuku, kapitalist üretim ilişkilerinin bir yansıması ve egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir araç olarak analiz eder. Hukuk, Marxist perspektifte, tarafsız bir düzenleyici sistem değil, sınıfsal hegemonyayı sürdüren ideolojik ve baskıcı bir yapıdır. Bu çalışmada, Marx’ın hukuk anlayışını, artı-değer ve ilkel birikim kavramlarının hukukla ilişkisini, Marxist hukuk teorisyenlerinin katkılarını, hukukun kapitalist toplumdaki rolünü ve sosyalist bir toplumda hukukun geleceğine dair tartışmaları ele alarak, Marxizm’in hukuk teorisine kapsamlı bir bakış sunmayı amaçlamaktayız.
1. Marx’ın Hukuk Anlayışı: Tarihsel Materyalizm ve Sınıf
Marx’ın hukuk anlayışı, tarihsel materyalizm çerçevesine dayanır. Bu yaklaşıma göre, toplumun ekonomik altyapısı (üretim araçları ve üretim ilişkileri), üst yapıyı (hukuk, devlet, ideoloji, din) şekillendirir. Hukuk, bu bağlamda, üretim ilişkilerini düzenleyen ve egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir araç olarak işlev görür.
- Hukukun Sınıfsal Karakteri: Marx, hukukun sınıflı toplumlarda egemen sınıfın hegemonyasını pekiştirdiğini savunur. Kapitalist toplumda, burjuvazi (sermaye sahipleri), özel mülkiyeti, sözleşme özgürlüğünü ve emek gücünün sömürüsünü koruyan hukuki normları dayatır. Örneğin, mülkiyet hukuku, üretim araçlarının burjuvazinin elinde toplanmasını güvence altına alırken, işçi sınıfının (proletaryanın) bu araçlara erişimini engeller. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da, burjuva hukukunun “burjuvazinin ortak çıkarlarını koruyan bir irade” olduğunu belirtir.
- Hukuk ve İdeoloji: Hukuk, yalnızca bir baskı aracı değil, aynı zamanda ideolojik bir işlev görür. Marx, Alman İdeolojisi’nde, egemen sınıfın fikirlerinin toplumun egemen fikirleri haline geldiğini ve hukukun bu fikirleri evrensel, “doğal” ve “adil” olarak sunduğunu savunur. Örneğin, kapitalist hukukta “eşitlik” ilkesi, bireyleri biçimsel olarak eşit yasal özneler olarak tanır, ancak maddi eşitsizlikleri (servet ve güç dağılımını) gizler.
- Hukukun Tarihselliği: Marx, hukukun evrensel veya ebedi olmadığını, tarihsel olarak belirli üretim biçimleriyle ortaya çıktığını vurgular. Feodal toplumda feodal hukuk, kapitalist toplumda burjuva hukuku egemendir. Marx, sınıfsız bir komünist toplumda hukukun “sönümleneceğini” öngörür, çünkü hukuk, sınıfsal çelişkilerin bir ürünüdür.
2. Artı-Değer ve Hukuk: Kapitalist Sömürünün Hukuki Çerçevesi
Marx’ın Das Kapital’deki artı-değer kavramı, hukukun kapitalist sömürüdeki rolünü anlamak için kritik bir anahtardır. Artı-değer, işçinin ürettiği değer ile aldığı ücret arasındaki farktır ve kapitalist kârın temel kaynağıdır. Hukuk, bu sömürü sürecini meşrulaştırır, düzenler ve korur.
- Emek Gücü ve Sözleşme Hukuku: Kapitalist toplumda işçiler, emek güçlerini (çalışma kapasitelerini) “özgürce” satar. Ancak bu özgürlük, yalnızca biçimseldir; çünkü işçiler, hayatta kalmak için emek güçlerini satmak zorundadır. Sözleşme hukuku, bu eşitsiz ilişkiyi “eşit taraflar arası anlaşma” olarak sunar. Marx, Das Kapital’de, işçinin kapitalistle pazarlık yaptığı bu sürecin, sömürünün başlangıç noktası olduğunu belirtir. İşçi, emek gücünün değeri (ücret) karşılığında çalışır, ancak ürettiği değer, bu ücreti aşar.
- Artı-Değerin Hukuki Korunması: Artı-değer, işçinin çalışma gününün bir kısmında ürettiği gerekli emek (kendi geçimini sağlayan değer) ile artı-emek (kapitalistin el koyduğu fazlalık) arasındaki farktır. Hukuk, bu süreci çeşitli yollarla destekler:
- Çalışma Hukuku: Kapitalistlerin artı-değeri artırmak için çalışma gününü uzatması (mutlak artı-değer) veya emeğin verimliliğini artırması (nispi artı-değer), çalışma hukukuyla düzenlenir. Örneğin, 19. yüzyıl İngiltere’sinde fabrika yasaları, işçilerin mücadeleleriyle çalışma saatlerini sınırlasa da, bu yasalar, kapitalist üretimin temel mantığını değiştirmez.
- Mülkiyet Hukuku: Üretim araçlarının özel mülkiyeti, artı-değer üretiminin ön koşuludur. Mülkiyet hukuku, fabrikaların, makinelerin ve diğer sermaye araçlarının burjuvazinin kontrolünde kalmasını sağlar. İşçiler, bu araçlara erişemediği için emek güçlerini satmak zorundadır.
- Ceza Hukuku ve Disiplin: Ceza hukuku, artı-değer üretimini tehdit eden davranışları (örneğin, grevler, hırsızlık) cezalandırarak işçileri disipline eder. Marx, Das Kapital’de, 19. yüzyıl İngiltere’sinde küçük hırsızlıkların ağır cezalarla karşılanırken, kapitalistlerin işçilere yönelik sömürüsünün hukuken dokunulmaz kaldığını örnekler.
3. İlkel Birikim ve Hukukun Tarihsel Rolü
Marx, Das Kapital’in “İlkel Birikim” bölümünde, kapitalizmin başlangıcının barışçıl bir ekonomik süreç değil, şiddet ve zorla gerçekleşen bir tarihsel süreç olduğunu savunur. Hukuk, bu süreçte merkezi bir rol oynamıştır.
- Toprakların Çevrilmesi : 15.-18. yüzyıllarda İngiltere’de, köylüler ortak kullanılan topraklardan zorla çıkarılmış ve bu topraklar özel mülkiyete dönüştürülmüştür. Parlamento yasaları, bu topraksızlaştırma sürecini meşrulaştırmış ve köylüleri ücretli işçilere dönüştürmüştür. Marx, bu süreci “kan ve ateşle yazılmış tarih” olarak tanımlar. Örneğin, 17. yüzyılda İngiltere de çıkarılan “Enclosure Acts”, köylülerin topraklarından koparılmasını hızlandırmıştır.
- Sömürgecilik ve Kölelik: Avrupa burjuvazisinin sermaye biriktirmesi, sömürgecilik ve köle ticaretiyle mümkün olmuştur. Amerika, Afrika ve Asya’daki sömürge yağmaları, uluslararası hukuk normlarıyla (örneğin, sömürge charter’ları) desteklenmiştir. Köle emeği, kapitalist üretimin erken dönemlerinde artı-değer üretiminin önemli bir kaynağıdır.
- Devletin Hukuki Müdahaleleri: Devlet, ilkel birikim sürecinde aktif bir rol oynamıştır. İngiltere’de “Kanlı Yasalar” (Bloody Legislation), topraksızlaşan köylüleri çalışmaya zorlamış ve işçi sınıfını disipline etmiştir. Örneğin, işsizlik veya dilencilik, ağır cezalarla (hapis, kırbaçlama) karşılaşmıştır.
- Sonuçları: İlkel birikim, kapitalist üretim için iki temel unsuru yaratmıştır: (1) Sermaye biriktiren bir burjuvazi, (2) Emek gücünü satmaktan başka çaresi olmayan bir proletarya. Hukuk, bu eşitsiz toplumsal yapının kurulmasında ve korunmasında kilit bir araç olmuştur.
4. Marxist Hukuk Teorisyenleri ve Geliştirmeler
Marx, hukuka dair sistematik bir teori geliştirmedi; ancak sonraki Marxist teorisyenler, onun fikirlerini hukuk alanına uyguladı ve zenginleştirdi.
- Evgeny Pashukanis: Sovyet hukukçu Pashukanis, Hukuk ve Marksizm (1924) adlı eserinde, hukukun kapitalist meta değişimiyle bağlantılı olduğunu savunur. Hukuk, bireyleri “eşit” yasal özneler olarak tanır, ancak bu eşitlik, kapitalist sömürüyü gizler. Pashukanis’e göre, sosyalist bir toplumda hukuk, meta ekonomisinin ortadan kalkmasıyla “sönümlenecek” ve yerini toplumsal düzenlemelere bırakacaktır. Ancak, Pashukanis’in bu görüşü, sosyalist devletlerin hukuk ihtiyacını hafife aldığı için eleştirilmiştir.
- Antonio Gramsci: Gramsci, hukukun ideolojik hegemonyayı sürdürmedeki rolünü vurgular. Hukuk, burjuvazinin kültürel ve ahlaki liderliğini pekiştirir ve işçi sınıfının rızasını kazanır. Örneğin, işçi haklarına yönelik sınırlı reformlar, kapitalizmin meşruiyetini artırır, ancak temel çelişkileri çözmez.
- Louis Althusser: Althusser, hukuku, devletin ideolojik aygıtlarının bir parçası olarak görür. Hukuk, bireyleri “özne” haline getirerek (örneğin, yasal haklar ve yükümlülükler atfederek), kapitalist toplumsal düzeni yeniden üretir.
- E.P. Thompson ve Hukukun Görece Özerkliği: İngiliz tarihçi Thompson, hukukun yalnızca ekonomik altyapının bir yansıması olmadığını, görece özerk olabileceğini savunur. Örneğin, 19. yüzyılda işçilerin fabrika yasaları için mücadeleleri, hukukun işçi sınıfının lehine kısmen şekillenebileceğini gösterir. Ancak, Thompson da hukukun kapitalist sistemin sınırları içinde kaldığını kabul eder.
5. Çağdaş Marxist Hukuk Eleştirileri
Marxizm’in hukuk analizleri, çağdaş toplumda da geçerliliğini korur. Neoliberalizm, özelleştirme, emek piyasasının esnekleşmesi ve küresel sermayenin yükselişi, Marxist hukuk eleştirilerini yeniden gündeme getirmiştir.
- Neoliberal Hukuk ve Sürekli İlkel Birikim: David Harvey gibi çağdaş Marxistler, ilkel birikimin modern biçimlerini “sürekli ilkel birikim” olarak tanımlar. Örneğin, kamu arazilerinin özelleştirilmesi, sosyal hakların kısıtlanması ve borçlandırma politikaları, sermaye birikimini sürdürmek için hukuki düzenlemelerle desteklenir. Uluslararası ticaret anlaşmaları ve patent yasaları, küresel burjuvazinin çıkarlarını korur.
- Ceza Hukuku ve Sınıf Kontrolü: Marxist kriminologlar, ceza hukukunun işçi sınıfını ve yoksul kesimleri disipline etmeye odaklandığını savunur. Örneğin, küçük çaplı suçlar ağır cezalarla karşılaşırken, finansal suçlar veya çevresel zararlar genellikle hafif cezalar alır.
- Uluslararası Hukuk: Marxistler, uluslararası hukukun (örneğin, Dünya Ticaret Örgütü kuralları veya uluslararası tahkim mahkemeleri) küresel kapitalizmi desteklediğini belirtir. Bu düzenlemeler, gelişmekte olan ülkelerin sömürülmesini meşrulaştırır ve ulusötesi şirketlerin çıkarlarını korur.
6. Hukuk ve Devrim: Marxizm’in Hukuka Bakışı
Marxizm, hukuku kapitalist devletin bir aracı olarak görse de, işçi sınıfının hukuku bir mücadele alanı olarak kullanabileceğini kabul eder. Örneğin, sendikal haklar, asgari ücret yasaları veya iş güvenliği düzenlemeleri, işçilerin mücadeleleriyle kazanılmıştır. Ancak, Marxistler, bu tür reformların kapitalizmin temel çelişkilerini (sömürü, eşitsizlik) çözemeyeceğini savunur. Hukuk, burjuva devletinin bir parçası olduğu sürece, egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eder.
Sosyalist bir toplumda, hukuk, sınıfsız bir toplumun ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlanacaktır. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da, proletaryanın devleti ele geçirerek hukuku dönüştüreceğini belirtir. Ancak, sınıfsız bir toplumda, hukukun gerekliliği ortadan kalkacak ve yerini toplumsal düzenlemeler alacaktır. Bu “sönümlenme” fikri, Marxist hukuk teorisinde tartışmalı bir konudur; çünkü sosyalist devletlerin özelliklede demokratik karakterlerinin zayıf olması durumunda (örneğin, Sovyetler Birliği) hukuk sistemlerine ihtiyaç duyduğu gözlemlenmiştir.
Sonuç
Marxizm, hukuku, kapitalist üretim ilişkilerinin bir yansıması ve burjuvazinin hegemonyasını sürdüren bir araç olarak analiz eder. Artı-değer, hukukun sömürü sürecini nasıl meşrulaştırdığını gösterirken, ilkel birikim, hukukun kapitalizmin tarihsel kuruluşundaki baskıcı rolünü ortaya koyar. Pashukanis, Gramsci ve çağdaş Marxistler, hukukun ideolojik, baskıcı ve disipline edici işlevlerini detaylandırarak Marx’ın fikirlerini zenginleştirmiştir. Ancak, Marxizm, hukukun reformlarla sınırlı bir değişim aracı olamayacağını, gerçek bir toplumsal dönüşümün, ahlaki politik toplum inşasının ve dolayısıyla özgürlüğün ancak kapitalizmin aşılmasıyla mümkün olduğunu vurgular. Hukuk, Marxist perspektifte, tarihsel bir fenomen olarak, sınıfsal çelişkilerin çözülmesiyle anlamını yitirecek midir? Dönüşecek midir? Bu çerçevedeki sorular, çağdaş hukuk sistemlerinin eleştirisi ve alternatif toplumsal düzenlerin tasarımı için güçlü bir analitik tartışmanın anti-kapitalist mücadelede sosyalist teori ve hukuk kavrayışının dinamikliği açısından sizce de elzem değil midir?
Kaynakça
Althusser, L. (2001). İdeoloji ve devletin ideolojik aygıtları
Engels ve Marx, K. Komünist Manifesto
Gramsci A. (1971). Hapishane defterlerinden seçmeler
Harvey D. (2003). Yeni emperyalizm.
Marx Das Kapital: Ekonomi politiğin eleştirisi
Marx K. ve Engels, F. (1970). Alman ideolojisi
Pashukanis, E. B. (2002). Hukuk ve Marksizm genel teorisi
Thompson, E. P. (1975). Whigs ve avcılar: Kara Yasa’nın kökeni.
