Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Felsefe
  4. Kötücül akıl oyunları: “Out!” – “Solove et Coagula!: “İn!”

Kötücül akıl oyunları: “Out!” – “Solove et Coagula!: “İn!”

featured
Kürtler, özgür ruhları tedirgin eden baskılar kuşağına alınmıştır

“Dispne”, tıbbi bir terimdir. “Ciğerlerine yeterince hava alamama, nefessiz kalma hissi“ne karşılık gelir. Toplumda yaygın bir semptom olarak görülür. Süreçle birlikte alınan radikal politik-kurumsal kararlar, özellikle Kürtlerde bu hissiyatı hayli arttırmıştır.

Belirsizlik ve “anlama-anlatma güçlüğünün” tetiklediği ruhsal kasılmaların, “çözüm olasılığının” yarattığı heyecanı ezdiği söylenebilir. Sürece değil, sonuca odaklı akılların, basmakalıp ve sallapati söylemlerini de aynı haneye yazmak doğru olur. Ayrıca ruhsal ve duygusal kırılmaları mızrak haline getirerek yapıcı öznelerin bağrına saplamaya çalışan öznel kümeleri de unutmamak gerekir.

***

Politik kararlılık ve sağduyu, bir yapbozun parçalarını birleştiriyor gibidir.  Yeni toplum modelinin teorik bağlamda netleşiyor oluşu, kavramsal karmaşayı aşmada önemli bir eşiktir.

Ancak olumsuza angaje toplum, kötümserliğe karşı -ki çağın hastalığıdır- dirençsizdir.  Adaptasyon güçlüğü, yanıltıcı ve manipülatif “kara propaganda”yı ısrarla burçlarda tuttuğu söylenebilir. Dezenformasyonlara eşlik eden üretilmiş çaresizliğin yarattığı istek ve heyecan yitimi, toplumsal bünyeyi bir süre daha yoracağa benzer… Derin umut yitimi ve zemin bulan kötücül akıl oyunlarının aromatik doğasıyla Mezopotamya’nın vakur insanlarını “dispne” etmeye çalışıyor oluşu, yeni bir manipülatif eğilimin ipuçlarını veriyor…

***

Manipülatif tazyik, her yeni çıkışın/oluşumun doğasında vardır. Ancak eleştirebiliriz: Süreç olgunlaşmadan mutlak ve somut sonuçlar beklemek ve bunu, toplumun aktüel Ah’ına/yarasına dönüştürme gayreti içinde olmak son derece kışkırtıcıdır. Yaşam erdemlerini kaybetmemeyi öğütleyen Elenor H. Porter’i değil; daha çok sadistik öykü yazarı Marquis de Sade’yi akla getirir…

Her devrimci adımda, her radikal karar süreçlerinde “Kötümserler” sahne alır, bu tarihsel ve sosyo-psikolojik bir hakikattir. Kendi zihinlerinde, halkları ve hakları için azmedenleri çarçabuk Distopik bir kaotiğe hapsederek bariyerler örerler. Sadece zihinlerinde değil, hayatta da bunu arzular ve isterler. 

Özgürlük-iyilik karşıtlığı”nı biraz da burada aramak/okumak doğru olur. Toplumsal çürümeyi besleyen siyasal yozlaşma, bu karşıtlığı kendi içine taşıyarak büyütür.

***

Distopik, kavramsal olarak, kötüleşmiş, kâbus gibi bir hayatı/geleceği ifade eder. Toplumun giderek kötüleşeceğini ve insanların istibdat altında debeleneceği anlatır. Yaşanan travmalar ve derin duygusal yarılmalar sonrası, toplumda umudun ve yaşama istencinin kayboluşunu tanımlar. Belirsiz, karanlık ve umutsuz bir geleceği özetler. Temel hak ve özgürlükleri kısıtlanmış toplumları betimlediği gibi; siyasal yozlaşma ve toplumsal çürümeye de gönüllü partnerlik yapar.

Analitik düşünen her insan tanıma ve tanımlama problemi yaşamaz. Halkların, distopik kuyularda mutasyona uğratılmak için ölümcül seanslara tâbi tutulduğunu görür. Toplumların reenkarnasyon aralığına doğru itilmesi eyleminin, incitici ve irite edici olduğunu bilir. Ayrıca toplum olmayı başarmış Kürtler’in, özgür ruhları tedirgin eden baskılar kuşağına alındığını görür.  Kadim halkların bu debdebede bilinç ve kolektif his kaybına uğrayarak, ilgisizlik darağacına çekilmeye çalışıldığını da…

Ancak bu dramatik tabloyu arabesk bir kendini bırakmışlıkla ajite edip durmak, bir tarafa yükleyerek “felaket tellallığı” yapmak, (belki ağır ama) bu aromatik doğaya ve doğanın mazlum insanlarına yapılmış en büyük kötülük olur!

Politik süreçlerin üzerinde tepinip duran ancak sorunsalının parçası olmaktan kaçınanların, şapkalarını önlerine koyup düşünmelerinin zamanı geldi-geçiyor…

***

Eskinin yıkılmasıyla oluşan politik belirsizliğin yarattığı ruhsal/duygusal sıkışma, (rahatsız edici de olsa) travmatik eşiğe sıçramadan bir biçimde aşılacak gibidir. Tarih ve zaman hayli veri sunuyor. Her şeye rağmen toplumsal/kolektif bilinç, yaratıcı kodlarıyla özgürlük zeminini bulacak; Kürtler, kötümser aklın kurduğu idam/infaz sehpasına çıkmayı reddedecektir.

İhmal edilenlerin, geleneğin sağaltıcı kanatlarıyla yeni “güvenli alanlar” bularak “dispne” durumdan kurtulacağı kuvvetle muhtemeldir.

Zamanın ruhu…

Asırlık direngenlik, oluşan kimliği zamanın ruhu sayar. (Mermer’de açan gelincikler-Diyarbakır)

Felsefe, asırlık direngenlik ve yaşanmışlıkla oluşan özgür kimliği, aidiyet ve değerleri “zamanın ruhu” sayar.Politik bilinç ise; “zamanın aklı”na uyarak,bu değerleri yeni formlara sokarak ebedileştirir. Zamanın aklı da “öl-öldür” değil, “yaşa-yaşat” der. Kavmî değil, evrensel bir akıldır bu… Hayat, umut, yaratıcılık, devrim bu akılla gelişir ve yürür.

Bu ruhun risk alarak doğa ve toplumlar diyalektiğinin çağrısına uymuş olması, yerküreye düşecek bir gök taşının engellenmesi kadar önemli ve değerlidir.  Yaratılan gelenek, oluşan kültür, düşünüş, yaşayış ve davranış biçimleri, Eric Hoffer’in dediği gibi, hiç kuşkusuz “ruhu tedirgin eden baskıları giderecektir.” 

Mücadeleler tarihinden biliyoruz… Hemen hemen hiçbir yapı zamanın aklı ve tarihin dili olmayı başaramamış, doğru okumalar yapamadıklarından tıkanıp kalmıştır. Meksika’da iktidar olduktan sonra, başka argüman üretemedikleri için tıkanıp kalan Pancho Villa’nın “peki şimdi ne yapacağız?” diye soruyor oluşu, “SONRA”sınıbilmeyenin politik dramı kadar, ayıbı olarak da tarihe geçmiştir.

***

Kervan yolda düzülür” gibi öngörüsüz ve kendiliğindenci davranışlar; “hayat ağacının yeşilliği”ne karşı, “teorinin griliği”ni çıkarır ve hayatı boğar. Devrim, gönderden iner ve nostaljik/mitolojik bir anlatıya dönüşür. Buna karşın çakılıp kalmama, “ötesine geçme” yeteneği, hayatın ve evrenselizmin yollarını açarak devrimi gönderde tutar.

***

Yatay kolektivistleri, geleneksel olandan ayıran özelliklerden biri de “öngörüleri” ve “geleceğe hazırlıklı” oluşlarıdır. Onlar, “hayata tutunmak” gibi bir gayretin içinde olmazlar, hayatı değiştirirler!

Bu özellikleri “ruhu tedirgin eden baskıları gidermek”le kalmaz, “sürekli değişim ve devrim” yolunu da açmış olur.

Yeni dönem diyalektiği: “Solove et Coagula! (Çöz ve Birleştir) 

Hayata tutunmak değil, hayatı değiştirmektir önemli olan…

Birçok samimi insan, politikacı, aydın, eleştirmen var. Bir birey olarak en uç eleştirilerine bile saygı duyarım.  “Karşı”lık fikri ve “tahammül” politik ve sosyal varlığın iki ana değeridir. Gerekli görürüm hatta desteklerim. Ama bir de politik lümpenler, sanal kahvehane müdavimleri, medya trolleri, felaket tellalları… Savaş ve şiddetten beslenenler var! Şimdi: Tekmili birden sudan çıkmış balığa dönmüş gibidir. Dogmalara ve haram fikirlere sarılmış vaziyette çırpınıyorlar!  Değişim dinamiği ve onun dayandığı kadim halklara reva gördükleri “dispne” duruma kendileri düşmüş gibi!

***

Solove et Coagula!” (Çöz ve Birleştir) (*) Buna bir de “Çoğalt”ı eklemek gerekir: “Çöz, Birleştir, Çoğalt!” Oysa bu basit ancak harika denklemi bilmiş olsalardı, özgürlük sosyolojisinin hangi argümanlar, hangi içsel, teknik-pratik yollar izleyerek oluştuğunu da çözmüş olacaklardı!

Demokratik güçleri nesnel zeminde tutarak olgunlaştıran, kötümserliği ve distopik kuyuları kapatan da “Solove et Coagula” yani, “Çöz ve Birleştir”dir.

Bu ifade, toplumsal hayatta fiziksel, ruhsal ve düşünsel değişim süreçlerini içerir. Birey ve yapıların eski geleneksel biçimlerini çözerek, farklı form ve içeriklerde yeniden bir araya getirilerek yapılanmasını sağlar.  Ve bu harika bir o kadar da rahatlatıcı iki eylemden oluşur: Çöz ve Birleştir!  

Solve (Çözme); ölüm, kaos, yıkım gibi olguları simgeler. Ancak bu yıkım, yeniden doğuş için gerekli olan yaratıcı, bir o kadar da dinamik bir süreçtir. Birey ya da yapının, kendi içindeki sınırlayıcı inançlardan, basmakalıplardan, korku ve alışkanlıklardan kurtulma evresi olarak işler. Yaratıcı nesnelliği, distopik kötümserlikten ve bilgiyi, sadece duygusal deneyim ve tepkilere dayandıran Ampiryokritisizm’den kurtarır.

Coagula (Birleşme) ise; çözülen parça ya da parçacıkların daha saf, güncel ihtiyaçlara daha uygun, daha verimli ve yüksek düzeyde yeniden birleştirilmesi anlamına gelir.

Ruhsal ve düşünsel düzeyde yeniden birleşen birey ve yapıların yeni düşünüş, inanç ve fedakarlık düzeyine ulaşması; daha yaratıcı varlık olması anlamını taşır. Bu “birleşme”, eklektik değildir aynı zamanda birey ve yapının içsel dönüşümünü de ifade eder. Buna, oluşan yeni bilinç seviyesini ve sosyal uyumu da eklemek doğru olur.   

Yeni arayışın/dönemin diyalektiği bu: “Çöz, birleştir ve çoğalt!” Çözülüş ve Yükseliş! Birleşmek ve Çoğalmak!

***

Sonuç olarak; eskiyi terk etmeden yeniyi yaratamazsınız. “Çöz ve Birleştir”, “Çoğalt”! Bu tez, değişimin kaçınılmaz doğasına teslim olmayı ve bu doğayla büyümeyi vadeder çünkü!

——————————–

(*) Bu kısımda, Fizyonomist’te yer alan bir yazıdan yararlanılmıştır.

Kötücül akıl oyunları: “Out!” – “Solove et Coagula!: “İn!”
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir