escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Cemal Özel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Toplumsal Yaşam
  4. Rae Haq /Alevilikte Kimi İslami Karekter ve Karşılıkları  

Rae Haq /Alevilikte Kimi İslami Karekter ve Karşılıkları  

featured

Rae haq(i)/Alevilikte din-inancında kimi islami figürler bulunmaktadır ama bu bilinenin aksine farklı anlamları olan inançsal karşılığı bulunmaktadır. Farklı bir ifade ile islamda bulunan figürlere bambaşka anlam ve de misyon yüklenmiştir. Üstüne Arapça islami terminoloji vede Arapçadan alınan kimi tanımlar farklı anlamda eskatolojik (inanç felsefesi) olarak kullanılmıştır.

İslam’da olan Muhammed, tarihi-siyasi olarak önemli müslümanlardan Ali eşi Fatma ve soyundan olan Hasan, Hüseyin ile başlayan ehl-i beyt ve 12 İmam yine Hüseyin soylu Seyitler vede Selman-ı Farisi v.s…….gibi

Şimdi bunlara tek tek bir bakalım!   

Muhammed

İslam inancına göre, Muhammed`in konumu İslam’ın ilk desturu olan kelime-i şehadette: “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü” (anlamı: ” şehadet ederim ki, (Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki) Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed Onun kulu ve resulü/elçisidir,” olarak açıkça belirtilmiştir. Yani (Allah’ın) kul(u)`Muhammed “Allah’ın buyruklarını insanlara ileten elçiden başkaca bir şey değildir….

Burada Muhammedin islam inancındaki yeri tartışmasız belli ve gayet açıktır. Rae haq(i) inancında Muhammed tesliste ‘Haq, Muhammed, Ali’ olarak ikinci sırada Muhammed-i nur olarak kutsiyeti bulunmaktadır.

Buna göre; Haq (Allah) ilk önce kendi nurundan Muhammedi onun nurundan da nur-i Aliyi yaratmış ve sonra bu iki nuru bir kandile koymuş, bunlar Arş-ı A’la’da bir zaman asılı durmuşlardır. Daha sonra bu nurların yanmasıyla bütün alemler vücuda gelmiştir. (Daha geniş bilgi için Rae Haq(i)/Alevilik inancında nur-(i)e Mıhemed/Muhammed, DirokaKurdistan.com’ daki yazıma bakabilirsiniz C.Ö). Bu durumda Ali, Muhammed’in   Velisi yani İmamı olmaktadır. Şu halde; islamdaki Muhammed ile Rae  haq(i) inancındaki Muhammed bambaşka iki farklı karakterdir.

Ali ibni Talip

Muhammed’in amcasının oğlu ve aynı zamanda damadı, ayrıca ilk müslümanlardan olup  4. halifedir. Eskatolojik olarak islam dini (yada isteyen sunilik olarak okusun C.Ö) ile hiçbir alakası olmayıp; Hamza, Ebubekir, Osman, Ömer, Vakkas v.s. şahıslar gibi, sadece islama iman etmiş biridir. Yani hiç bir tanrısal kutsiyeti bulunmamaktadır. İslamın çıkışında önemli hizmetlerde bulunmuş, bir çok savaşa katılmış, müslüman olmak istemeyen ve islama boyun eğmeyen birçok insanı öldürmüş, veya köle etmiş mal ve mülklerine el koymuş vede bu sayede zamanında iyi bir servet yapmış, karısı Fatma öldükten sonra bir çok defa evlenmiş ve bu kadınlar artı cariyelerinden kırkın üzerinde çocuğu olduğu kroniklerde yazılmaktadır.

Oysaki Rae haq(i) inancında, yukarıda da belirttiğim gib kutsiyeti olan vede Muhammed’ten sonra Allah tarafından nas (atama) yolu ile ümmetin önderligini ve kılavuzluğunu yapacak olan ‘İmam’ yani Muhammed’in gerçek ve tek halefidir. Bu durumda; imamet olgusu meydana gelmiş ve bu yeni bir nas ile halefine devreden, seçilmiş bir ehl-i beyt mensubuna, Allah’ın bahşettiği bir ayrıcalıktır. Nasın otoritesiyle, imamet özel bir bireyde kalmakta; zamanın tek meşru İmam otoritesine sahip, bir önceki İmam’ın nası ile tayin edilmiştir….

Böylece, Ali’den İmam Mehdi’ye kadar devam eden bir imamet süreci başlamış ve buna 12 imamlar denmekte olup kutsal olarak inançta önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca, Rae haq(i) yaratılış efsanesinde, Muhammed ve Cebrailin yanında bulunan önemli bir figür ve aynı zamanda Muhammed’in musahibi olan artı olarak kırklar meclisi efsanesinde Ali önemli bir karekter olarak anlatılmaktadır. Buradan hareketle, islamda şirk kavramı düşünülüp sonucu tahayyül edilebilinir… Ek olarak yine Rae haq(i) inancında Ali, zayıf ve haklının yanında, kimseye haksızlık yapmayan, zalim ve haksızın-kötülüğün düşmanı, iyiliği tesis etmeye çalışmış, tek eşli köle-cariyesi vede zengin olmayan, aksine malk-mülk peşinde koşmayan biri olarak tasvir edilmiştir…

Kısaca net olarak anlaşılacağı üzere; islam tarihinde ilk müslümanlardan olan Ali ve onun soyundan gelen şahsiyetler klasik, bilindik müslüman karakterler olup, yine Rae haq(i) inancında çok farklı eskatolojik anlamlar yüklenen bambaşka figürler olarak algılanmakta vede islam algısı ile aralarında devasa farklılıklar bulunduğunu söylemek abartı olmasa gerek…

Bir fenomen olarak Fatma

Fatima bint Muhammad ibn Abdallah ibn Abd al-Muttalib ibn Haşim, Arabi بنت فاطمة محمد, Fāima bint Muammad, az-zahrāʾolarakta bilinir, Muhammed’in ilk kızı, Ali`nin karısı, Hasan, Hüseyin ve islam Halifesi Ömer’in karısı Umm Kalsūm`un (Türkçe Ümmü Gülsüm diye bilinir C.Ö) annesidir. İslam tarihinde tamı tamına Fatma budur ve yine onunda islam eskatolojisin de herhangi bir yeri bulunmamaktadır. Fatma Rae haq(i) inancında çok önemli bir yer tutmakta cennetin en üst katında bulunduğuna inanılan ve yaratılış kozmogonisinde önemli bir tutan başında Taç, belinde kemer, kulaklarında (küpe niyetine) Şeper ve Supur bulunan (aslında Şahpur; Şehzade anlamındadır) ve papucu Selman (Talip) olandır… Efsane uzun!… (Meraklı okur, Munzur dergisinin 32 sayısındaki Erdal Gezik’in Rae haq(i) yaratılış efsanesine bakabilir)

Ayrıca Fatma, eril bir formda “Fatır“, Kaşf I kitabında dişil bir Demiurgos (Aql-i faal) olarak yerin ve göğün yaratıcısı (Fatır) olarak inanılmaktadır. Rae Haq(i) inancındaki ana Fatma, Anahita inancının form değiştirmesinden başkaca bir şey değildir, ki, bu iki inanç karşılaştırıldığında bu basit hakikat net olarak görülmektedir……

İslam tarihindeki Fatma ile Rae haq(i)deki Fatma inancı arasındaki farkları siz sevgili okurlara bırakıyorum…

Rae haq(i) de önemli bir başka dinsel karektere bakalım!

Salmān al-Fārisī

Arabi الفارسي سلمان , Persçe; Salmān-i Pāk, Rae Haq(i)/Alevilik inancında da sıklıkla geçen bir karekterdir. Zerdüşti bir Rahip olup, sonradan hıristiyanlığa geçmiş, önce Suriye’ye sonra Arap yarımadasına gitmiş, bir şekilde Bedevilerin eline geçip köle olarak Medineli bir Yahudi Tüccara satılmış, Muhammed, Medine’ye gidince orada kendisini satın almış, sonra Müslüman olup azad edilmiştir. Kimi kaynaklara göre hıristiyanlığın “Ferisi” tarikatina mensup olduğundan kendisine Ferisi denildigi ve daha çok Pers/Fars olduğundan “Farslı > Farisi denildiği akla daha yatkın durmaktadır. Ayrıca, Hendek savaşındaki, hendek kazma fikri olup, İran coğrafyasının Arap müslümanlarca işgal edilmesinde bir hayli katkıları olmuş ve bu hizmetlerinden dolayı Valilik ile ödüllendirilmiştir.

Selman, Rae Haq(i)de bir martir olup, Muhammed’in teblig ettigi dine iman etmesi ve iyi bir müminin olması gerektigi gibi tasavvur edilmiş ve “Selman-ı pak” (günahsız Salman) olarak anılmış ve talib(ler)i simgeler.

Yukarıda yazdığım gibi, onun Arap degil bir İranlı olması, inanç için elverişli bir figür haline gelmesine sebebiyet vermiştir.

Bu kısımda da görüldüğü gibi, Selman islam tarihinde sadece bir sahabe olup, islam eskatoloji ile herhangi bir alakası bulunmamakta, yani iki farklı inanç algısı, çırıl çıplak olarak orta yerde durmaktadır.

Bir Ruhban sınıfı olarak Seyyidlik

İslam inancında ruhban sınıfı bulunmamaktadır. Sadece, Muhammedin yanındaki sahabeden islami bilen Alimler (çoğulu Ulema) islamı anlatmıştır ve bunlar ayrıcalıklı bir zümre degildir.

İslam peygamberi Muhammed’in dört kızı olup erkek çocuğu yoktur. Dolayısıyla; soyu bunlar üzerinden devam etmiş ve bu soydan kimseler islam inancı içinde hiçbir yer tutmamakta, sadece birer müslümandırlar, tıpkı başka müslümanlar gibi…  Rae haq(i) inancında, Muhammed’in soyu Ali ve Fatma üzerinden Hasan ve Hüseyin’den devam etmiş ve buna ehl-i beyt (Muhammed’in aile efradı) denmektedir. Hasan soylulara Şerif, Hüseyin soylulara Seyyid denmiş olup, Rae haq(i)de bu ikinci soy baz alınmış, buradan türeyen İmam olmayanlar ise toplumun dini-inançsal işleriyle yine nas yoluyla ilgilenen ve kendi başına bir sınıf olan ruhbanı (Pirler) oluşturmaktadır. Yani Muhammed-i nur bu soy üzerinden devam ettiğine, dolayısıyla

ilahi bilginin bu düzlemde aktarıldığına inanılmakta, onların dışında kimse Pir-Dede (veya Kürdçe Bava Türkçe Baba) olamamaktadır… Kolayca anlaşılacağı üzre bu durum babadan oğula geçmektedir. Bu kısımda da rahatlıkla gördüğünüz gibi islam ve Rae haq(i) algısı aynı olmayıp kesinlikle hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde bambaşkadır.

Din-inançlarda kimi ortak figür ve ritüeller bulunmakta ve bunlar, kendi arasında farklılıklar arz etmektedir. Yani herhangi bir dindeki bir figür, başka dini inançta da bulunabilir vede algısı farklı olabilir. Bu, çok da tuhaf bir durum olmayıp, aksine gayet normal bir şeydir.  Örnekler üzerinden giderek konuyu izah etmeye çalışayım!

Adem’den sonra peygamber olduğuna inanılan oğlu Şit, aslında Mısır kökenli bir tanrı olup, Yahudilige, oradan da Hristiyanlığa, gnostizm-Manicilik,  -ki, Rae haq(i) Yezidilik ile algısı benzerdir- İslam’a geçmiştir. Ama hepsinin Şit algısı, çok ama çok farklıdır.

Firavun dönemindeki bir karekter olan Musa’nın bir Mısır prensi olduğu, Yahudiliğe Peygamber olarak geçtiğine dair bir takım anlatımlar bulunmaktadır. 

Büyük İskender Yahudi inancına Peygamber Zülkarneyn olarak geçmiştir.

Yahudilik deki İbrahim, İsmail inancı ve diğer Yahudi kutsalları İslamda farklı algılanır, Yahudi Kral olan Davut ve Süleyman ise İslamda Peygamber statüsünde ve farklıdır.

İsa, İslamda bir Peygamber olup, Muhammed’in öncüsü kabul edilir ama hristiyanlıktatanrının oğluoğul tanrı” olduğuna inanılır. Aynı İsa, Mani dininde ise; ”üçüncü gönderilen” olarak bambaşka bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hristiyan inancındaki İsa, aslında tarihte Yahudiligi reforme etmeye çalışan bir Yahudidir. Sonra, ardıllarınca Roma’nın son baş tanrısı olan Mitra ile sentezlenip, bambaşka bir forma uğramıştır.

Yezidilikde çok önemli bir figür olan Şeyh Adi aslında tarihte tanınan bilinen müslüman bir sufidir. Burada da algı farkını rahatlıkla görmekteyiz.

Farklı dinlerden örnekler vererek listeyi uzatmak mümkün ama bu kadarının yeterli olacağını düşünmekteyim…

Şimdi birde tarihsel olarak Rae haq(i) inancının oluşma sürecine kısaca bir bakalım!

Dört Halife devrinden (632-661) başlayarak değişik istikametlerde gerçekleşen islami fetihlerin sonunda, elde edilen topraklarda yaşayan pek çok Arap olmayan millet şu veya bu sebeplerle müslümanlığı kabul ederek İslam toplumuna katıldı. Bu milletler, İslam’ın siyasi üstünlüğü ve getirdiği inanç sisteminin hâkimiyetinden artık kolayca kurtulamayacaklarını, tartışmasız boyun eğmekten başka bir yol olmadığını belirli bir süre sonra anladılar, özellikle İran-aryenlerdeki Mazdeki Babek Hürremi hareketinin 9. yy. ortalarında müslüman Araplara yenilgisi, bu son kalenin düşmesi, toplum için tam bir çöküş olmuş, islamiyete geçiş ve İrani dinler içine islami motiflerin daha çabuk ve derin olarak girmesine müsade etmiştir.

Dolayısıyla, içinden geldikleri ve İslam’a üstün olduğuna inandıkları eski inanç ve kültürlerini İslam içinde bilinçli olarak sürdürmek istemiş veya İslam’ı bu tür etkilerin kendiliğinden ve doğal sonucu olarak farklı yorumlamışlar, bu durum mezhepler halinde veyahut yeni oluşum, din-inançlara dönüşmüş, islam içinde “paralel islamlar” yada “islami kılıf altında yeni din-inançlar” yaratmışlardır.

İran coğrafyasındaki bu yeni oluşumlar; fethedilenlerin fethedenlere karşı bir kültürel direnişi, eski dinlerini, mistik ve felsefi kültürlerini islami kılıf ve kavramlar aracılığıyla sürdürme, başka bir deyişle; kendi inanç, fikir ve kültür köklerini, girdikleri yeni dinin kalıpları içinde saklama mücadelesinden başka bir şey olmadığı şeklinde yorumlamak, kanımca tarihsel bir olgunun ifadesi olacaktır. Bu aynı zamanda; islam topraklarının ve Arap hâkimiyetinin tam ortasında bir etnik kültürel var olma savaşıdır da.

Dolayısıyla kanımca eski Mitra dini devamlılığında, Mani ve Mazdekçi inanç kökleri olan Rae haq(i), islamin coğrafyamızda tam hakimiyeti ile kendisini var edebilmek için, islami kılıf altında yeni bir din oluşturmuşa benziyor. Bunu iddia etmek kanımca zorlama olmayıp tarihi-teolojik referanslar üzerinden izlerini rahatlıkla takip edebilmekteyiz.

Bahsettigim olgular sadece Rae haq(i) din-inanç için olmayıp aynı kökten gelen Yarsan/Kakai, İsmaililik, Dürzilik, Nusayrilik ve Yezidilik başta olmak üzere islamlaşan İranlılar (mevali) için dahi geçerlidir…

Sonuç yerine:  İslami olan kimi figürlerin Rae haq(i)/Alevilik inancında olması bu inancı İslam yapmadığı gibi, zikrettigim figürleri inançtan arındırmak yada amiyane tabir ile temizlemek hiçbir şey ifade etmeyecektir!

Baskılanıp sıkıştırılmış Alevilere karşı; ”Alevi dövmenin” ilericilik, demokratlık olduğunu sanan, hala ergen, solculuk oynayan ateist güruhun ,Aleviliğin ne olup olmadığı üzerinde yaptıkları saldırılar tamda ‘körler ve sağırlar birbirini ağarlar’ tadında olup, en azında marjinal bir kesim üzerinde ortalığı toz dumana kattıklarını itiraf etmek gerekiyor! Ve bu cinnet hali, bu satırların yazılma sebeplerinden en önemlisini teşkil etmektedir!

Rae Haq /Alevilikte Kimi İslami Karekter ve Karşılıkları  
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir