İslam’ın 4. halifesi veya ilk imam olarak bilinen Ali ve atı Düldül’ün hikayeleri çok meşhurdur. Öyle ki Düldül sanki Ali’nin bir uzvuymuş gibi anlatılır. Kuşkusuz Ali ve Düldül metaforu İrani Müslümanlar veya İslam’ı İranlılardan öğrenmiş toplumlarda daha çok görülmektedir. Arap Müslümanlarda ise bu anlatımlara pek rastlanmamaktadır. Bu durum ise ilginç olmayıp anlatılan hikayelerin kültürel kodlarının eski İran’a dayanmasından kaynaklanmaktadır. Düldül isminin etimolojisi ise hakkında kimi anlatımlar bulunmakla beraber, sağlıklı ve ikna edici değildir ve bu yüzden bilinmemektedir.
Rae Haq(i)/ Alevi inancında da Ali ve Düldül hakkında birçok efsane anlatılır. Hatta birçok yerde Düldül’e ait olduğu iddia edilen ayak izleri bulunmaktadır. Sünni cenahta ise özellikle cami kenarlarında pehlivan tefrikaları gibi yaşadığı maceraları anlatan kitaplar dahi bulunmaktadır. Hayber Kalesi’ne elinde Zülfikar ile savaşan Ali’nin yanında beraberce saldıran bir “savaş kahramanı” olarak anlatılır Düldül. Dahası hendek, dağ ve tepelerden atlayan sahibi (Ali) ile düşman ile savaşan, akıllı sanki tanrı hediyesi olan kutsal bir varlık olarak resmedilip anlatılır.

Rivayetlere göre, beyaz, kimi anlatımlarda kanatları bile olan çok güzel bir attır Düldül…
Peki gerçekten böyle at var mıydı?
Ali ve Düldül’ü anlatan efsaneler Müslüman Araplarda pek görülmediğini bir üstte belirtmiştim. Müslüman Araplara göre Düldül, İslam peygamberi Muhammed ve sonra Ali’nin kullandığı bir binek ve yük hayvanıdır. Bundan başka da bir anlam ifade etmemektedir. Tarihi kaynaklar incelendiğinde de doğrusunun bu olduğu gayet açık bir şekilde görülmektedir.
Arap-İslam kaynaklarında İskenderiyeli Muqauqis; Muhammed’e bir eşşek, altın, tekstil, Māriya ve Şīrīn adli iki cariye (köle kadın) ile beraber bir dişi katır hediye ettiğini anlatmaktadır. Bu katırın rengi kimi boz veya kır renginde olduğu anlatılmaktadır. Bu hayvanın sonradan Düldül olarak isimlendirilmiş olduğu sanılmaktadır. Muhammed bu katırı daha sonra Aliye vermiş, ondan oğlu Hüseyin’e kalmış ve bu katır Muʿāwiya (Muaviye) dönemine kadar yaşamıştır.
Muhammed`in sahip olduğu bir başka katır ise Farwa ibn ʿAmr al-Ǧuḏamī`nin hediyesi olan beyaz Fiḍḍa`dır („gümüş”). Daha sonra bu katırı Abū Bakr`e (Ebubekir) vermiştir. (Enzyklopoedie des Islam) Kanımca bu iki katır en azından renk açısından karıştırılmış olmalıdır. Ama Düldül, özellikle İrani Müslümanlarda beyaz bir at olarak tasvir edilip anlatılmaktadır. Öyle ise Düldül’ün neden beyaz bir at şeklinde algılandığını bir bakalım!
Ali ve Düldül’ün İran Kültüründeki Yeri
Daha fazla detaya girmeden başta bu efsane katır/atın neden bu denli destansı bir şekilde anlatıldığına gelelim.
Abū ʾl-Qāsim Firdausī (Firdevsi) Şāhnāmeh (Türkçe Şehname: Kral kitabı) adlı eski İran tarihi, inanç ve kültürünü anlattığı bir şaheser olan kitabı bize bir hayli malzeme vermektedir.
Şehnamede: Zaloğlu Rüstem`in Raxş (Rahş) adlı bir tay’ı vardır. Düldül nasıl ki Ali’nin bir uzvu gibiyse, Raxş’da Rüstem için odur. Raxş’ın sırtı yolcu taşımak için uygun, aslana benzeyen, kısa ve hızlı adımlar ile hareket eden, kulakları hançer, iri siyah gözlü, uzun ve çelik gibi kuyruğu olan muhteşem bir taydır.
Raxş; ‘’parıldayan’’ anlamında eski İranice olup, açık renkli, kar gibi beyaz, parlayan ve de kırmızı benekleri vardır. Deve kadar yüksek, Hint fili gibi güçlü, aslan gibi kükreyen, İran ülkesini düşmandan kurtaran ve koruyan önemli bir attır.
Rüstem`e sadık bir hizmetçi, yoldaş olmuş ve onun dışında ise kimse Raxş’a binemezdi.
Firdevsi Raxş`ı çok akıllı, kurnaz, sadık, sevgi dolu, yedi cihana bedel diye anlatır. Bu yüzden onu tıpkı Şehinşah (Şahlar Şahı) gibi Raxş-i Raxşan (Rahş-ı Rahşan; taylar tayı) diye unvan verip anlatır….
Zaloğlu Rüstem ve Atı Raxş
İlk maceraları; bir akşam Rüstem kılıcını bırakıp, derin bir uykuya dalar. Birdenbire ateş gibi parlayan bir aslan gelir ve Raxş ona saldırıp sırtından dişleriyle yakalayıp ısırarak öldürür. Rüstem uyandığında aslanın ölüsünü görür ve hayatını oyun oynayarak risk altına soktuğu gerekçesi ile atını azarlar. Bir daha böyle bir şeye kalkışmaması için de ayrıca uyarır.

İkinci macerada çölde geçer. Yine Rüstem uyur ve bu esnada kocaman 80 metre uzunluğunda bir Ejderha gelir. Raxş efendisini uyandırır, Rüstem uyanınca Ejderha sihir yaparak görünmez olur. Kendisini gereksiz yere uyandırdığı için Raxşı azarlar Rüstem. Ejderha bu oyunu çıkardığı ateş ve dumandan etrafı karanlığa çevirerek oynar. Böylece Rüstem, Ejderhanın kafasını kesip öldüremez. Raxş sahibinin uyarısını dinlemez, kükreyip savaş davulları çalar, böylece sihir bozulur ve kahramanın (Rüstem) gözleri açılır. Sonra Raxş, Ejderhaya saldırıp sırtından yakalar ve Rüstem’e de sadece kafasını kesmek kalır…. (Persische Mythen, Vesta Sarhosh Curtis)
Raxş, cin, ejderha ve diğer düşmanları ile savaşında her daim Rüstem`in yanında onunla beraber savaşır. Böylece savaş hikayeleri devam eder… Zaloğlu Rüstem ve tay’ı Raxş’ın hikayelerini anlatmaya ne yerim ne de destanının uzunluğu buna imkan vermektedir. Bu kısa anlatımın meselenin anlaşılabilir olması noktasında yeterli olacağını düşünüp kesiyorum.
Kurtarıcı-Kurtarıcı Tanrı
Aslında Firdevsi`nin anlattığı destan da İrani halklar hep bir ilahi kurtarıcı veya bir tanrının İran ülkesine sahip çıkacağına, gelip kötüler ile savaşıp onları yok edeceğine inanır. Bu inancı ise destanlar ile nesiller boyunca anlatır. Bu inanış İran ülkesinin Müslüman Araplar tarafından işgal edilmesinden sonra umutsuzluğa kapılmış İrani halkların, İslam içi iktidar kavgasından dolayı Ali`yi bir yerde “kurtarıcı-kurtarıcı Tanrı” donuna sokup onu kahramanlaştırıp kendi dünyalarına benzetmiş ya da öyle algılamak istemişlerdir. Tam da bu noktada Ali, eski İran cengaverlerinden Rüstem’e, Düldül ise Raxş’ın yerine geçmiş-almıştır. (Friedrich Rückert Firdausi’s Königsbuch, Schahname)
Herhangi bir topluma şu veya bu şekilde dışarıdan gelmiş şeyler, ki, buna Tanrı buyruğu olduğuna inanılan din ve inançlar dahil olmak üzere değişir ve o topluma adapte olur veya ettirilir. İşte bu yüzden Ali’nin katırı Düldül, efsanevi beyaz bir at olan Raxş’ın yerine renk ve şekil değiştirerek geçmiştir.
Ali ve Düldül hikayeleri tam da yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi dinsel, tarihsel ve edebi olarak İslam ve Araplar ile alakası bulunmamaktadır.
