Silahlı Mücadeleden Demokratik Topluma-7

featured
DEM Parti Halk Toplantıları

Kürt Hareketinin Bölgesel Dönüşümünde Sorular, İmkânlar ve Yön Arayışları

7. Bölüm: Öcalan, PKK ve DEM Parti: Yeni Dönemde Roller Nasıl Değişecek?

Silahlı mücadelenin sona ermesiyle PKK’nin yıllardır taşıdığı bütün siyasal ve toplumsal işlevlerin DEM Parti’ye geçeceğini düşünmek gerçekçi değil. Öcalan’ın kurucu rolü, PKK’nin yarım yüzyıla yaklaşan birikimi ve DEM Parti’nin demokratik siyasetteki yeri aynı şey değil.

Yeni dönemin temel sorularından biri de burada ortaya çıkıyor: Bu üç aktör arasındaki ilişki nasıl değişecek?

Silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş yalnızca kullanılan aracın değişmesi anlamına gelmiyor. Aktörlerin konumu, toplumla kurdukları ilişki ve karar alma biçimleri de bu değişimin içinde yeniden şekilleniyor.

Bu konu yeterince açık tartışılmadığında her yapıdan taşıyamayacağı bir yük bekleniyor. Öcalan’dan bütün sorunları tek başına çözmesi, DEM Parti’den PKK’nin yıllar içinde üstlendiği bütün işlevleri devralması, toplumdan ise alınmış kararların arkasında durması isteniyor.

Oysa demokratik topluma geçişin anlamı, eski dönemin rollerini yeni kurumlara dağıtmaktan daha kapsamlı. Asıl mesele, toplumun kendi sözünü ve örgütlenme imkânını nasıl büyüteceği.

Öcalan’ın geçiş sürecindeki yeri

PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirme kararında Öcalan’ın belirleyici bir rol oynadığı açık. Örgütün farklı alanlardaki kadrolarını ortak bir karar etrafında buluşturabilecek tarihsel ve siyasal ağırlığa sahip olduğu da bu süreçte bir kez daha görüldü.

Bu nedenle Öcalan’ın yalnızca silahların bırakılması için çağrısına başvurulan, ardından yeniden tecrit koşullarına döndürülen bir konumda tutulması sürecin gerçekliğiyle uyuşmuyor.

Geçiş döneminde farklı yorumların ve sorunların ortaya çıkması kaçınılmaz. Dağdaki kadroların, cezaevindekilerin, Avrupa’daki yapıların ve farklı ülkelerde yaşayan insanların aynı kararı aynı biçimde anlamaları beklenemez.

Bu ayrılıkların konuşulmasında, kadroların yeni döneme ikna edilmesinde ve çağrının siyasal içeriğinin açıklığa kavuşmasında Öcalan’ın doğrudan iletişim kurabilmesi önemli bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor.

Bu yalnızca Öcalan’ın kişisel koşullarıyla ilgili bir mesele değil. Başlatılan sürecin ilerleyebilmesiyle de ilgili.

Öcalan’ın siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler ve toplumun farklı kesimleriyle doğrudan görüşebilmesi bilgi kirliliğini de azaltabilir. Onun adına yapılan yorumların ve kaynağı belirsiz tutanakların yerini doğrudan sözünün alması, sürecin daha anlaşılır hâle gelmesini sağlar.

Fakat Öcalan’ın geçiş sürecindeki kurucu rolünü kabul etmek, demokratik toplumun sürekli tek merkezden yönetileceği anlamına gelmiyor.

Öcalan yönü ve temel ilkeleri ortaya koyabilir; geçiş döneminde ortak referanslardan biri olabilir. Fakat yeni yaşam, ancak toplumun kendi iradesi ve katılımıyla kurulabilir.

PKK’den geriye yalnızca silahlı bir tarih kalmıyor

PKK yarım yüzyıla yaklaşan mücadele içinde büyük bir insan ve örgütlenme birikimi oluşturdu.

Kürt kimliğinin görünür hâle gelmesinde, inkâr siyasetinin geriletilmesinde, kadınların örgütlenmesinde, dil ve kültür alanındaki çalışmalarda ve Kürt toplumunun siyasal irade kazanmasında önemli bir rol oynadı.

Bu tarih yalnızca askerî faaliyetlerden oluşmuyor.

Köylerden Avrupa’ya uzanan dayanışma ağları, kadın ve gençlik örgütlenmeleri, kültür kurumları, basın çalışmaları ve siyasal partiler de bu mücadelenin çevresinde gelişti.

Aynı tarihin içinde ağır bedeller, yanlış kararlar ve tartışılması gereken uygulamalar da bulunuyor. Kürt toplumu yalnızca devletin baskısından değil, zaman zaman hareketin kendi içindeki sert ilişkilerden de etkilendi.

Geçmişi bütünüyle kutsamak bu sorunları görünmez kılar. Onu yalnızca yanlışlardan ibaret görmek ise büyük bir toplumsal ve siyasal birikimi yok sayar.

Yeni dönemin önemli tartışmalarından biri, bu birikimin ne kadarının demokratik topluma taşınabileceği; hangi alışkanlıkların ise silahlı dönemle birlikte geride kalacağıdır.

Dönen insanlar ve yeni hayat

Dağdan, cezaevinden ya da sürgünden dönecek insanların durumu bu tartışmanın en somut taraflarından biri.

Bu insanlar yalnızca “topluma uyum sağlaması gereken eski örgüt mensupları” olarak görülemez. Birçoğu hayatının en üretken yıllarını mücadele içinde geçirdi. Siyaset, tarih, örgütlenme, dayanışma, ortak yaşam ve zor koşullarda çalışma konusunda önemli deneyimler kazandı.

Bir sabah sıradan hayata dönmeleri ve yıllar önce bıraktıkları yerden devam etmeleri de mümkün değil. Ne aileleri bıraktıkları aileler ne toplum bıraktıkları toplum. Kendileri de yıllar önce ayrılan kişiler değil.

Sağlık, barınma, eğitim, çalışma ve psikolojik destek gibi ihtiyaçlar geçiş döneminin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Ancak konu yalnızca maddi yardım ya da bireysel uyum değil.

Bu insanların birikiminin eğitim, kültür, ekoloji, yerel yönetimler, kooperatifler ve toplumsal dayanışma çalışmalarında karşılık bulması da mümkün. Kimileri siyasete katılabilir, kimileri mesleğine veya eğitimine dönebilir, kimileri ise bütünüyle farklı bir hayat kurmak isteyebilir.

Dönüşün gerçek anlamı da burada yatıyor: İnsanların geçmişteki konumlarıyla tanımlanmadan, kendi gelecekleri üzerinde özgürce karar verebilmeleri.

Bu noktada yüceltme ve ayrıcalık da başka sorunlar doğurabilir. Silahlı mücadelede sorumluluk üstlenmiş olmak, sivil alandaki her görevin doğal sahibi olmak anlamına gelmiyor. Savaş dönemindeki hiyerarşinin belediyelere, derneklere, kooperatiflere ve siyasi kurumlara taşınması yeni gerilimler yaratabilir.

Yeni hayatın içinde insanların deneyimleri kadar yetenekleri, gönüllülükleri ve toplumun tercihleri de önem kazanacaktır.

Savaş döneminin alışkanlıkları

Mücadele içinde oluşan disiplin, dayanışma ve ortak yaşam duygusu önemli bir birikim.

Fakat savaş koşullarında gelişmiş her alışkanlığın sivil hayatta aynı karşılığı bulunmuyor.

Gizlilik, hızlı karar alma, merkezî koordinasyon, sıkı disiplin ve talimat ilişkisi silahlı koşullar içinde işlevli görülmüş olabilir. Bir dernek, belediye, kooperatif, gazete ya da siyasi parti ise aynı biçimde yaşayamaz.

Sivil alan yeni bir cephe değil.

İnsanlar tartışır, itiraz eder, ikna olmaz, kararları değiştirir ve yöneticileri eleştirir. Farklı gruplar oluşturur. Karar alma süreçleri bazen yavaşlar. Ortak bir sonuca ulaşılamadığı da olur.

Bu durum dağınıklık veya disiplinsizlik gibi görülebilir. Oysa demokratik yaşamın doğal özelliklerinden biri budur.

Toplantıların yapıldığı ama kararların başka yerlerde alındığı; eleştirinin güvensizlik, farklı düşüncenin sadakatsizlik sayıldığı bir yerde toplum kendi iradesini geliştiremez.

Silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçişin en zor taraflarından biri de karar alma kültüründeki bu değişim olacaktır. Araçların değişip ilişkilerin aynı kalması, beklenen dönüşümü gerçekleştirmeye yetmez.

DEM Parti PKK’nin devamı mı olacak?

DEM Parti geçiş sürecinin en önemli siyasal aktörlerinden biri.

Mecliste temsil ediliyor, yerel yönetimlere sahip ve Kürt toplumuyla güçlü bir ilişki içinde. Devlet ile Öcalan arasındaki görüşmelerin topluma ve siyasete aktarılmasında da önemli bir rol üstleniyor.

Fakat DEM Parti’nin PKK’nin bütün tarihsel ve toplumsal yükünü taşıması mümkün görünmüyor.

DEM Parti, Türkiye’nin hukuk düzeni içinde çalışan ve seçimlere katılan bir siyasi parti. Yalnızca Kürt sorununa değil, ülkenin ekonomi, emek, eğitim, adalet, ekoloji ve dış politika gibi bütün meselelerine ilişkin söz söyleme iddiası taşıyor.

Parti silahlı dönemin başka araçlarla sürdürüldüğü bir merkez gibi algılandığında kendi siyasal kimliğini geliştirmekte zorlanıyor. Hukuki ve siyasi baskı daha kolay meşrulaştırılıyor; Türkiye’nin tamamına seslenme imkânı da daralıyor.

Silahlı mücadelenin sona ermesi, DEM Parti’nin önünde bu bakımdan yeni bir alan açabilir. Kürtlerin kültürel, siyasal ve toplumsal taleplerinin somut hukuk önerilerine dönüşmesi; yerel yönetimlerde farklı uygulamaların ortaya çıkması ve Türkiye’nin batısında barışın toplumsal tabanının genişlemesi bu alanın içinde düşünülebilir.

Ama bu imkânın nasıl kullanılacağına DEM Parti ve ona destek veren toplum karar verecek.

Mesaj taşımanın ötesinde

DEM Parti’nin İmralı ile Ankara arasında mesaj taşıması sürecin belirli aşamalarında önemli bir işlev görüyor. Ancak bir siyasi partinin varlığı yalnızca bu rolle açıklanamaz.

Partinin kendi programı, kadroları, toplumsal ilişkileri ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin bir sözü var.

Barış süreci ilerledikçe DEM Parti’nin önündeki temel soru da daha görünür hâle geliyor: Parti, Kürt meselesinin çözümündeki tarihsel rolüyle Türkiye’nin tamamına yönelik siyasetini nasıl bir arada yürütecek?

Bu soru yalnızca seçim ittifaklarıyla ilgili değil. Emek, yoksulluk, kadın özgürlüğü, gençlerin geleceği, ekoloji ve demokratikleşme gibi alanlarda kurulacak ilişkilerle ilgili.

DEM Parti’nin sürekli kendisini savunmak zorunda bırakıldığı bir siyasal ortamda bunu gerçekleştirmesi kolay değil. Yine de silahlı çatışmanın sona ermesi, parti üzerindeki güvenlikçi dilin etkisini azaltabilecek ve demokratik siyasetin alanını genişletebilecek bir imkân taşıyor.

Parti ile toplum arasındaki mesafe

Kürt hareketinin güçlü örgütlenme geleneği zaman zaman toplumun kendi sözünün önüne geçebiliyor.

Kurumlar toplum adına konuşuyor; fakat toplumun bu kurumların kararlarına ne kadar katıldığı aynı açıklıkla görülmüyor.

Mahalle, köy, ilçe ve kent toplantıları önceden alınmış kararların anlatıldığı yerlere dönüştüğünde katılım biçimsel kalıyor. İnsanlar bir süre sonra kararların öznesi değil, dinleyicisi hâline geliyor.

Adayların belirlenmesinden belediye bütçelerine, yerel ittifaklardan kültür politikalarına kadar pek çok alanda bu mesafe hissediliyor. Eleştirinin karşıtlık, farklı görüşün sadakatsizlik sayıldığı ortamlarda toplum geri çekiliyor. Kurumlar yerinde kalırken içleri yavaş yavaş boşalabiliyor.

Öcalan’ın Manifestosunda yer alan, toplumun kendisinden başka öznesinin olmadığı düşüncesi bu noktada önem kazanıyor.

Toplum adına hareket eden yapıların toplumun yerine geçmesi ile onun söz ve karar imkânını büyütmesi arasında temel bir fark var. Demokratik toplum düşüncesinin gerçek karşılığı da bu ilişkinin nasıl kurulacağında ortaya çıkacak.

Çoğulculuk parçalanma anlamına gelmiyor

Kürt toplumu tek bir siyasi eğilimden oluşmuyor.

Sosyalistler, milliyetçiler, muhafazakârlar, dindarlar, Aleviler, Ezidiler, farklı lehçeleri konuşanlar ve herhangi bir siyasal yapıyla organik ilişkisi bulunmayan geniş kesimler var.

Bu farklılıkların görünür olması hareketin zayıfladığı anlamına gelmez. Tam tersine, uzun yıllar çatışma koşullarının gölgesinde kalan çoğulculuğun kendisini daha açık ifade etmeye başladığını gösterebilir.

Baskıyla korunan birlik ilk ciddi krizde dağılabilir. Özgür tartışmaya dayanan ortaklık ise farklılıkları ortadan kaldırmadan yaşayabilir.

Anadili, yerel demokrasi, eşit yurttaşlık, siyasi özgürlükler ve barış; farklı Kürt çevrelerinin birlikte söz üretebileceği ortak başlıklar olmaya devam ediyor.

Öcalan’ın rolünün, PKK’nin birikiminin ve DEM Parti’nin siyasetinin bu çoğulculuk içinde nasıl yer alacağı, yeni dönemin temel sınavlarından biri olacaktır.

Yeni dönemin ölçüsü

Silahlı dönemde başarı; örgütsel varlığın korunması, alan tutulması veya devlet üzerinde baskı kurulması üzerinden değerlendirilmiş olabilir.

Demokratik toplum döneminde ise başka sorular öne çıkıyor: İnsanlar karar süreçlerine daha fazla katılabiliyor mu? Kürtçe kamusal hayatta güçleniyor mu? Kadınların iradesi gerçek bir karşılık buluyor mu? Gençler kendi sözlerini söyleyebiliyor mu?

Yerel yönetimler halka hesap veriyor mu? Yoksulluk ve göç azalıyor mu? Farklı görüşler korkmadan örgütlenebiliyor mu?

Dönüşümün başarısı büyük sözlerden çok, bu soruların gündelik hayattaki karşılıklarında görülecek.

Öcalan’ın çağrısı önemli bir kapı açtı. PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirme kararı tarihsel bir eşik oluşturdu. DEM Parti ise bu dönüşümün siyaset alanındaki başlıca aktörlerinden biri.

Fakat hiçbir aktör toplumu tek başına temsil edemez. Yeni hayat da tek bir merkezden kurulamaz.

Yazı dizisinin son bölümünde bu tartışmayı gündelik hayatın somut alanlarına taşıyacağız:

Demokratik toplum kültürde, ekonomide, siyasette, yerel yönetimlerde ve gündelik yaşamda nasıl karşılık bulabilir? Demokratik Cumhuriyet bütün bu çalışmaların ortak çatısı hâline gelebilir mi?

Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Silahlı Mücadeleden Demokratik Topluma-7
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter