Rae Haq(i)/Alevi inancı, tasavvuf ve de İrani İslam’da (Sünni ve Şii kanatları ile) ‘’zulüm ve zul(u)met‘’ kelimeleri türevleri ile beraber sıklıkla kullanılmakta olup bu günlük hayata da yansımıştır…
Şimdi bu kelimelere bir bakalım!
Zulüm; güçlü bir kimsenin yasaya ve vicdana aykırı olarak başkasına yaptığı kötü, acımasız, kıyıcı davranış, işkence. Zalim ise (za:lim); acımasız ve haksız davranan, zulmeden olarak açıklanmış… TDK sözlüğü Zulmet; ẓulma(t)/ẓulūma(t) مةَ ْ ل ُظ z [#ẓlm fuˁla(t) mr.] karanlık. Zalim; Arapça ẓalima مَلِظَ zhava karardı. ẓulm ظلم z [#ẓlm fuˁl msd.] a.a. < Arapça ẓalama مَ َ ≈) zkarardı َظِلَم ẓalima Arapça ≈ zzulmetti َظل Arapça ile beraber semitik kökenli Akadca ṣulmu siyah ≈ Akadca ṣalāmu karanlık olma (Nişanyan sözlük).

Kısaca görüldüğü gibi ‘’zalim, zulüm, zulumet’’ gibi kelimeler Arapça aynı kökten gelmekte olup ‘’karanlık’’ ile alakalıdır. Oysaki Türkçe de ‘’karanlık’’ ve ondan türetilebilecek kelime mevcut iken böylesi bir ilginçliğe acaba ne sebep olmuş olabilir?
Kaldı ki bu durum Kürtçe, Persçe başta olmak üzere diğer İrani dillerde de aynıdır. Kürdi zalım Persçe ظالمانه] zālemāne], ki, ‘’zulumet’’ kelimesi de tıpkı Türkçe anlamda olduğu gibi kullanılmaktadır… İrani dillerde farklı anlamda kullanılmış olan zalim ve türetilen kelimeler yine bu diller üzerinden aynı mantıkla Türkçeye geçmiştir. Kavramsal olarak aynı manada kullanılmasının sebebi bundan kaynaklanmaktadır. Şimdi birde bu geçişkenliğin kaynağına bakalım!

İrani kadim inanç düalizm (ikicilik) üzerine kurulmuştur yani bütün bir evreni; biri saf ışıktan aydınlık, iyilik tanrısı Ahura Mazda, ki, bütün olumlu şeylerin yaratıcıdır. Diğeri ise bütün olumsuzlukların kaynağı karanlık olan kötülük tanrısı Ahriman yaratmıştır…
Bu düalist inanca göre, bunlardan biri olmadan diğeri olmaz, yani iyilik olmadan kötülük, güzellik olmadan çirkinlik olamaz… gibi…. Kabaca görüldüğü gibi, ‘’karanlık’’ hep kötülük-olumsuzluk ile tanımlanmış bütün bir inanç mantığı bunun üzerine bina edilmiş, kötülük ile alakalı bütün şeyler karanlık üzerinden izah edilmiş ve buna uygun olarak da terminoloji oluşmuştur.
Arap İslam orduları İran coğrafyasını ilhak ettikten sonra, kendi dinini insanlara dayatmış, sonunda toplumun büyük bir kısmı Müslümanlaşmış ve bu yeni İrani Müslümanlara Araplarca ‘’mevali’’ denmiştir. İşte bu mevaliler, eski inanç köklerini tamamen kaybetmemiş, aksine İslam içine taşıyıp farklılaştırarak ya da bir miktar farklı anlamlar kazanarak devam etmiştir ve buna ‘’İslam’ın İranileşmesi’’ demekteyim…

Arapça sözlükte seneviyye, “katlamak, bükmek; ikinci olmak, iki katını almak” anlamlarındaki” seny” kökünden türeyen bir ism-i mensub olup “ikili sisteme bağlı olanlar” demek. Âlemi nur ve zulmet olmak üzere iki ezelî aslın yaratıp yönettiğine inanan din veya mezhepler İslâm kaynaklarında seneviyye diye anılmış. Herhangi bir alanda birleştirilip bire indirgenemeyen iki karşıt ve bağımsız ilkenin varlığını ileri süren bu anlayış Batı dillerinde düalizm (Fr. dualisme), Türkçe’de ikicilik kelimesiyle karşılanmaktadır. Kaynaklarda bu anlayışı benimseyenler Arapça ashâbü’l-isneyn, ehlü’l-isneyn, ehlü’t-tesniye ile birlikte ifade edilmekte olup İslam irfanında buna Arapça Seneviye denmiştir.
Şark kökünden türetilen işrâk kelimesi sözlükte “güneşin doğuşu sırasındaki ışıma, aydınlanma, parlama, tan ağrısı” gibi anlamlara gelir. Aynı kökten türeyen meşriḳ ise coğrafya olarak doğuyu ifade eder. Tıpkı İrani dillerde kullanılan ve günümüzde coğrafik bir yer adı olarak kullandığımız Xorasan (Horosan) gibi, ki, ‘’güneşin doğduğu yer> doğu’’ anlamındadır. Terim anlamında işrak, epistemolojik açıdan akıl yürütmeye veya bir bilgi vasıtasına gerek kalmadan bilginin doğrudan içe doğması, iç aydınlanma, keşf ve zevke (mânevî tecrübe) dayanan bilgi için kullanılır.
Ontolojik açıdan işrak, aklî nurların tecellisi sonucunda varlığın zuhur edip gerçeklik kazanmasıdır. Aynı zamanda işrak, arınan insan nefsinin ilâhî nurların tecellisiyle aydınlanıp kemale ermesi (insan-ı Kâmil-Kemal) şeklinde ahlâkî anlamda da kullanılır. İşrak ayrıca, güneşin doğudan yükselerek her şeyi aydınlatması olgusundan hareketle coğrafî anlamda ışığın ve aydınlanmanın ana yurdunun doğu hikmeti olduğunu sembolize eder. “Işık doğudan yükselir” özdeyişi buradan gelmektedir. İşrâkıyye terimi, İslâm düşünce tarihinde bilginin kaynağı olarak akıl yürütmeyi (istidlâl) temel alan rasyonalist Meşşâî felsefeye karşı mistik tecrübe ve sezgiye (keşf, zevk, hads) dayanan teosofik düşünce sisteminin adıdır. İşrâkıyyûn da bu düşünceyi izleyenlerin oluşturduğu akımı ifade etmektedir.

Bu felsefenin kurucusu Kürt Şehâbeddin es-Sühreverdî’dir ve talihsiz bir şekilde öldürüldüğü için el-Maktûl olarak da anılmıştır. Tasavvufa göre; büyük melekler (mukarrab melaike), maddeden yoksun, saf nur dünyası olan Şark’tadır; buna karşın garb, zulmet (karanlık) ve madde dünyasıdır; bu iki bölge sabit yıldızlar feleği ile biri birinden ayrılmıştır; burada şark ve garb yatay olmaktan çok dikey olarak anlaşılmalıdır.
‘’İslam’ın İranileşmesi’’ daha çok İrani Sufiler ve tasavvuf üzerinden gerçekleşmiş olup, yukarıda kısaca izah etmeye çalıştığım gibi İslam’ın dili olan Arapçadan alınan karşıt kelimeler ile eski inanç tanımlamaları yer değiştirmiş, böylece yeni bir terminoloji ortaya çıkmıştır. Bu verili durum sadece mevaliler (Şii ve Sünni İrani Müslümanlar) ile sınırlı olmayıp Rae Haq/Alevilik, Yarsan/Kakai, Yezidilik, Nusayri, İsmaililik ve Dürziliği de etkilemiştir. İslamı İranilerden öğrenen Türklerde onların terminolojisini kullanılmış ve kullanılan ortak dinsel tanımlar ortaya çıkmış böylece Arapçadan alınan ‘’zulüm ve zulmet kelimeleri şimdiki anlamda ve Arapçada ki anlamından farklı olarak kullanılmaktadır.
İslam coğrafyamızda hâkim olduktan sonra, gnostik olan dinler; keskin ‘’aydınlık/iyilik ve karanlık/kötülük’’ dualitesini yumuşatarak ‘’nur ve zulumet’’ fikriyatı üzerinden daha İslami ve kabul edilebilir bir anlayış ile ortaya koymaya çalışmışlardır. Böylece, madenin kaynağını kötülüğe/karanlığa dayandıran ve maddeyi varlık olarak kötü gören dualizmi yumuşatılmış; gerçeğin (batın) zahirin (madde) ardına saklandığı fikriyatı geliştirilmiş, daha İslami bir forma dönüşmüştür. İşte bu yeni yoruma göre madde; Demiurgos/akl-e faal tarafından yaratılmamış olmakla beraber, varlık hiyerarşisinin ya da var olmanın son basamağında yer almaktadır. Yani İrani/Aryenik aydınlık ve karanlık tanrısı karşıtlığı üzerinden yürüyen düalizm inancı, iyilik ve kötülük zıtlığına yeni bir bakış açısı getirerek: İyilerin nur taraftarı olduğu, kötünün mücadelesi ise çoğunlukla yüce yaratıcıdan tecelli etmiş olan ilk varlık ile onun gurur ve kibrinden yaratılmış olan ve genellikle ‘’zulmet/zulumet’’ adı verilen varlığa indirgemişlerdir!
