Bir önceki yazımda 1,2,3,4 sistemi anlatmaya çalışmıştım. Bu yazımda ise 7., 12. sistemi ve müzikal karşılığını yazmaya çalışacağım.
Antik dünyada kâinatın, iç içe geçmiş küreler/felekler/âlemler/göklerden oluştuğuna inanılıyordu. Musiki ise, Yunanca aynı zamanda “harmonia” olarak “uyum” demekti. “Her ne arar isen kendinde ara”; Mevlânâ’nın “kendine kendinden seyahat eyle”; “ilim ilim bilmektir / ilim kendin bilmektir”; Şah Hatai’nin (atfedilen) “evvel kendi kendin tanı” dizeleri hep “aynı” bağlama işaret eder. Felsefe tarihinde “kendini bilme” (Yunanca “gnothi seauton”, Latince “nosce te ipsum”) anlayışının temelde daima “yukarıdaki-aşağıdaki” uyumuna dayalı bu antik söz ile ilişkili olduğu görülür. Kendini bil, çünkü her kim kendini bildi, Tanrıyı bildi. Bu sözle anlatılmak istenen şudur ki, sen bilinen o bilicidir, yani sen nakışsın, o nakkaştır. Şimdi sen gayret et, kendi nakşın yoluyla düşün O’nu bilmek için, O’nun nakkaşlığı yoluyla düşünme.
Gezegenlerin/Gök Cisimlerinin Temsili: Yedi Âvâze İrani inanç sistemindeki ‘’heftan’’ (yediler-yedilik) eski Akad, Babil ve Asur panteonundaki tapılan yedi gezegenden gelmekte olup haftanın her bir günü bu Tanrı-gezegenlere adanmıştır. Ayrıca bu inanç sistemi İranilerdeki Mitra dini üzerinden Hinduizmede geçmiştir. Âvâze, Farsça “âvâz” kelimesinden gelmekte olup “ses/sedâ” demektir. İrani musiki tarihinde “

Hüsrevâni” olarak adlandırılan makam dizgesi, yedi temel makama sahipti. Bu makamlar hakkında ayrıntılı bilgiler mevcut değilse de, Osmanlı 18. yy.nda Nâyî Osman Dede, bu yedi makamlı dizgeye Acem/İranlıların “heftgâne” (“yedi perde”) dediklerini belirtir. Ayrıca İrani kültürdeki temel perde/makam adlandırma dizgesine yine 18. yy. itibariyle tanıklık etmiştir. Böylece “âvâz” veya “âvâze”nin, Farsçada, yedi ana perdeye işaret ettiği açıklık kazanmış olur ki “yedi seyyâre” ve onlar tarafından çıkarılan “sesler“bakımından bu husus, büyük önem arz eder. Âvâze ile temsil edilen “sedâ”, aslında “dünyevî” olmaktan ziyade “ilâhî/spiritüel” bir nitelik taşır. Bilindiği gibi tasavvuf geleneğindeki “semâ” kavramı, bu “ilahî sesleri duyma” hassası ve vasfıyla doğrudan ilgilidir.
Âvâze teriminin, “ses, sadâ” anlamına geldiği; musiki sınıflamasında ikinci temel kategoriyi oluşturduğu, eski İrani sınıflamasında, yekgâhtan heftgâha dek sıralanan yedi ana perdeyi meydana getirdiği ve o dönemlerde “perde”nin, aynı zamanda “makam” demek olduğuna özellikle çok dikkat etmek gerekmektedir. “Âvâzeler”, musikinin “teknik gereksinimleri” veya unsurlarına özgü kuramsal bir konu olarak ortaya çıkmamıştı. Bu kategori, tümüyle “kürelerin musikisi” olarak adlandırılan köklü bir inanç felsefesinin ve buna bağlı çok güçlü bir sembolizmin ürünüydü. Astrolojide her bir burç, kendine ait bir “ev/hâne”ye sahiptir. Ancak burçlar, diğer burçlara ait “ev/hâne”lerde “en yüksek” (evc) ve “en alçak” (hadid) konumlara sahip olurlar.
İşte burçların en yüksek ve en alçak konumlarının gerçekleştiği bu hâneler, bâtınî kuramda “makam birleşmeleri” olarak açıklanan âvâzelerin de izahını oluşturur. Aslında sembolizm ve bunun çözümlenmesi bakımından aradaki ilişki ve yöntem gayet açıktır. Musikide âvâzelerin doğumunu sağlayan makam adlarının yerine ilgili burç adları, âvâzelerin yerine de ilgili gezegen adları yazıldığında, Batlamyus’un 2. yy.da yazmış olduğu Tetrabiblos’dan bu yana yazılı kaynaklarda aktarıla gelen “kadim” bir astrolojik ilkenin musiki kuramındaki karşılığı tüm boyutlarıyla açığa çıkar. Burada anlatılmak istenen Burcun ‘’yükseleni ve alçalanı’’ kast edilmektedir.
Yedi Gezegenin hükmettigi evler şöyledir;
| Âvâze | Gök Cismi | Makam | Unsur | Tabiat |
| Geveşt | Zuhal (Satürn) | İsfahan ve Rehâvî | Toprak | Soğuk ve kuru |
| Nevrûz | Müşteri (Jüpiter) | Zengûle ve Hicaz | Ateş/Yay,Su/Balık | Sıcak ve kuru |
| Selmek | Merih (Mars) | İsfahan ve Rast | Ateş/Koç, Su/ Balık | Sıcak ve kuru |
| Şehnaz | Şems (Güneş) | Büzürg ve Zirefkend | Ateş | Sıcak ve kuru |
| Gerdaniye | Kamer (Ay) | Rast ve Hüseynî | Hava | Sıcak ve nemli |
| Mâye | Utarid (Merkür) | Uşşak-Nevâ-Bûselik | Karışık | Değişken |
| Hisar | Zühre (Venüs) | Büzürg ve Zirefkend | Ateş, Terazi, Toprak/Boğa | Sıcak ve kuru |
Müzik kuramcılarına göre âvâzeler ve oluştukları makamlar;
| Gök cismi | Burç(lar) ve “ev”leri | Âvâze | Oluştuğu makamlar |
| Güneş | Aslan | Geveşt | Hüseynî ve Rehâvî |
| Ay | Yengeç | Newroz | Hicaz ve Rehâvî |
| Satürn | Kova ve Oğlak | Selmek | Zengûle ve Büzürg |
| Jüpiter | Yay ve Balık | Şehnaz | Hicaz ve Kûçek |
| Mars | Koç ve Akrep | Hisar | Rast ve Büzürg |
| Venüs | Boğa ve Terazi | Gerdaniye | Hüseynî ve Rast |
| Merkür | İkizler ve Başak | Mâye | Irak ve Rast |
Terkiplerin (birleşim, birleştirme, bir araya getirme anlamındadır) eski İrani gelenekten gelen sufi kozmolojide “zaman” unsuru bâtıni kuramcılarının terkipleri “zamanla” ilişkilendirmiş olmaları dikkat çekicidir. Çünkü “zaman” konusu, “durağan fiziksel dünya”nın “hareket” halinde olmasını sağlar; sonsuzluktan gelip, sonsuzluğa gider. Değişik dönemlerde, temelde ay ve güneşin hareketlerine bakılarak zamanı ölçmede kullanılan farklı birimlerin, terkipler için sınırlayıcı sayılar olarak verildiği görülür. Örneğin 24 saate karşılık 24 terkip, 30 güne karşılık 30 terkip, 48 saate karşılık 48 terkip veya 52 haftaya karşılık 52 terkip, vb Ancak zamanla, terkiplerin sayısal bakımdan sınıflamanın mümkün olmadığı görülerek bu sınırlamalar bir kenara bırakılmıştır. Böylece terkipler, periyodik zamana ilişkin sembolik anlamlarını süreç içinde kaybetmişler; buna karşılık, musikinin teknik yönünde önemli bir unsur haline gelmişler ve bir bakıma da astrolojideki burç ve gezegen ilişkileri ile simyaya özgü “karışım” konularına benzer şekilde ele alınmaya başlanmıştır.
“Hâne/ev/burç/makam”,
“evc = hazîz”, “seyir”, “doğma/çıkma/zuhur etme, batma/inme”, “suud = hübut”, “yücelme = alçalma”, vb. terimler, her iki alan tarafından “ortak” bir şekilde kullanılır. Örneğin musikide “evc” en tiz perdeyi gösterirken, astrolojide bir yıldızın en yüksek konumunu ifade eder. Hâne/ev/burç/makam sözcükleri; musikide “perde”yi, astrolojide ise zodyak üzerindeki burç yerleşimini gösterir. Seyir, yıldızların birbirlerinin evlerini ziyaret etmesi anlamıyla astrolojide kullanılırken, musikide de âgâz edilen perdeden karar edilecek perdeye doğru gerçekleşen hareketi ifade eder. Doğma/çıkma/zuhur etme astrolojide yıldızın görünmeye başlamasını, musikide de ses vermeye başlangıcı ifade eder. İnme/hübut/alçalma da astrolojide yıldızın batışını, musikide ise karar edişi belirtir.
Burçların temsili: On iki makam ve Astroloji-musiki ilişkisi; Makam kavramı “burçla” özdeş görülür ve sembolizm kaynaklı musiki kuramında zodyaktaki on iki burca karşılık gelen “on iki makam”ı temel alır. Bu nedenle, Osmanlı bâtınî kaynaklarında perde/ev/hâne terimleriyle birlikte kullanılan makam sözcüğünün, kaynağını musikiden ziyade astrolojiden ve esas olarak da zodyaktan aldığı bir gerçektir. Makam sözcüğü, aynı zamanda dinsel ve özellikle de bâtınî anlamdaki “yüce” ve “ilâhî” nitelikteki “yer” ve “hâllerin” ifade edilmesinde de kullanılır. On iki ayrı oluşumun (burç) oturduğu-oturtulduğu, durduğu yer (karar-gâh) bu oniki burcun değişmez özel yeri (makâm) oluşturur. Birbirinden ayrı yapıda bu on iki burcun karşılığı olarak, farklılıklar gösteren oniki ayrı kural (12 makâm) belirlenir. Giderek 12 burca 12 makam yakıştırması yerleşir”.
İslam kültüründe özellikle sûfîlerce musikinin “semâ” olarak anlaşılması ve bu şekilde adlandırılması, “derin duyma hassası” açısından çok önemli bir gösterge meydana getirir. “Semâ etmek”, “duymak/işitmek/dinlemek” anlamını pratikte ifade etmekte ve “raksla” bütünleşmesi de bu ilâhî duyuşun yol açtığı “vecd” halinin somut bir ifadesidir. Semâ eden kişi, bir vecd, esrime, aşkınlaşma ve “kendini bulma” hâleti içindedir. Bu manada gerçekleştirdiği hareketler, ilhamını “gezegenlerin hareketlerinden” alır. Alemin yaratılışı ve “feleklerin” harekete gelip âvâz çıkarmaları sürecine ilişkin anlatımının, batıni kültürün temel kaynaklarından birini oluşturmaktadır.
Semah’ın dairesel biçimde yapılmasının sebebi işte bu inanç mantığının ifadesinden başkaca bir şey değildir. Batıni anlayışın, “astronomi”den ziyade “astroloji”yle ilgili oluşu da, iki “anlayış” arasındaki temel farklılıklardan bir diğerini oluşturur. Matematikçilerin sayılara verdiği pozitif önem, akusmatikçilerde sayıların sembolik ve batıni anlamlarına verilen öneme dönüşmüştür. Yine bâtınî cemaatlerde, “ilahî sesler”in temsili, gezegenler ve onların hareketleriyle ilişkilendirilmiştir. Nitekim Mevlevî semâ’ı da “gezegenler ve yıldızların güneş çevresindeki dönüşleri”ne benzetilir. Gezegenlerin dönüşleri esnasında çıkardıkları “âvâz”lar, ancak “bilge”, “hakîm”, “arif” veya “hikmet sahibi” kişilerce duyulabilir.
Musikiye ait unsurlar ile kâinattaki düzen (kosmos) arasında kurulan “manevî ilişki”nin oluşturduğu açıkça ifade edilmiş olmaktadır. Ancak bu yeni modelin musiki-kozmoloji ilişkisi temeline dayanan ayırt edici yönünü, 1411-3 tarihi itibariyle Osmanlı’daki “bâtınî” kuramcıların öncüsü sayılabilecek Kırşehirli Yusuf’un Risâle-i Mûsıkî’sinden bizzat okumak, kuşkusuz çok daha etkileyici olacaktır; “ve on iki burç’dan on iki makâm tasnîf eyledi ve yedi yıldızdan yedi âvâze aldı ve dokuz felekten dokuz türlü darb ve usûl peydâ eyledi ve her makâmın aslını âvâzeden fark eyledi gördi ki dört nev’dür bu dört nev’i dört ‘anâsıra mukâbil eyledi ki hava, su, ateş ve topraktır ve her birine bir türlü ad koydu”.
Görüldüğü gibi Osmanlı dünyasında “ilk” sayılabilecek bu örnek metin, musikiyi, âlemin bir temsili olarak gören, mistik ve batıni bir bakış açısına sahiptir. Nitekim bu modele özgü sınıflandırma ve tariflerde kullanılan isim ve terimler, bu kaynakların “bağlı bulundukları gelenek” konusunda çok önemli bilgi ve ipucu verir. Musiki kuramını açıklamak üzere ortaya konulan bu model, kesin olarak ve tamamen bâtınî dört bir içeriğe sahiptir. Bu niteliğinin kaçınılmaz bir gereği olarak da “dışarıya kapalı” (gnostik) “sır geleneklerine’’ özgü “semboller” ile doğrudan bağlantılıdır. -Bu noktada Rae haq/Alevi, Yezidi ve Yarsan/Kakai dinsel ayin müzikleri de dışarıya kapalı ve bir sır geleneğine sahip olduğunu hatırlatmak isterim.- Bu iki temel özelliği dikkate alınarak Osmanlı 15. yüzyılında ortaya çıkan yeni model burada, “Bâtınî Makam Modeli” olarak adlandırılmıştır.
Kısaca sonuç anlamında iki satır daha edecek isek; günümüzde ‘’Türk sanat müziği’’ olarak tanımlanan klasik müzik; Mani dini kökenli olup, İrani halkların İslamlaşması sonucu sufileşen bu kesimlerin kendi ibadet anlayışını yine gerek İranileşen İslam gerek Sünni gerek Şii yada Rae haq/Alevi, Yezidi, Yarsan/Kakai üzerinden devam ettirilmesinden başkaca bir şey değildir….
Kaynakça
Karl L. Signell, Makam. Modal Practice in Turkish Art Music.
Kurt Reinhard, Ursula Reinhard: Musik der Türkei. 1: Die Kunstmusik.
Ralf Martin Jäger, Türkische Kunstmusik und ihre handschriftlichen Quellen aus dem 19. Jahrhundert.
Philippe Bora Keskiner, klasik Türk müziginde makam ve usul isimlerinin yan anlamları ve etimolojik kökenleri.
Okan Murat Öztürk, Makam, avaze, şube ve terkibi.
Kırşehirli Yusuf ve müzik risales,
S. Nişanyan, çağdaş Türkçenin etimolojik sözlüğü
Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 1 Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
