İstanbul’da yıllarca fabrika işçiliği yapan Umut Aydın (31), kalabalık, trafik, yüksek kiralar ve çalışma hayatının stresini geride bırakıp 16 yıl önce ayrıldığı Tunceli’nin Çemişgezek ilçesine bağlı Xıdıroz köyüne döndü. Birikimiyle aldığı tekneyle Keban Baraj Gölü’ne açılan Aydın, halk arasında ‘tatlı su ıstakozu’ olarak bilinen kerevit avcılığına başladı. Suyun altındaki doğal yaşamı korumak için avladığı kerevitleri tek tek ölçüp küçük olanları yeniden göle bırakan Aydın’ın emeği, Xıdıroz’dan başlayıp işleme tesisleri üzerinden Avrupa ülkeleri, Irak ve Rusya’ya uzanıyor.
Yıllar önce iş bulabilmek için köyünden ayrılıp milyonlarca insanın yaşadığı İstanbul’a giden Umut Aydın, farklı işlerde çalıştı. Son olarak bir tekstil fabrikasında çalışan Aydın için zamanla metropol hayatının yükü ağırlaştı. Artan kiralar, trafik, kalabalık ve geçim mücadelesinin ardından rotasını yeniden doğduğu topraklara çevirdi.
FABRİKADAN BARAJ GÖLÜNE UZANAN YENİ HAYAT
Aydın’ın yeni çalışma alanı bu kez dört duvar arasındaki bir fabrika değil, dağların arasında uzanan Keban Baraj Gölü oldu. Köyüne döndükten sonra küçük birikimiyle tekne alan Aydın, kiraladığı avlak sahasında kerevit avcılığı yapmaya başladı.

Sabah saatlerinde teknesiyle göle açılan Aydın, kerevit ağlarını belirlediği noktalarda suyun metrelerce altına bırakıyor. Günler sonra aynı noktaya dönerek ağlarını sudan çıkarıyor. Ağlara takılan kerevitler tekneye alınırken, avcılık yalnızca toplamakla bitmiyor. Aydın, kerevitleri tek tek kontrol edip ölçüyor; avlanabilir boydaki kerevitleri ayırırken küçük olanları yaşamlarını ve üremelerini sürdürmeleri için yeniden gölün sularına bırakıyor.
Böylece Keban Baraj Gölü, Aydın için yalnızca geçimini sağladığı bir alan değil, korunması gereken doğal bir üretim sahasına dönüşüyor. Bir yandan gölün sunduğu ekonomik değerden yararlanılırken diğer yandan sucul yaşamın devamlılığı için küçük kerevitlerin yeniden doğal ortamlarına bırakılmasına özen gösteriliyor.

KEBAN’IN SULARINDAN DÜNYA SOFRALARINA
Baraj gölünden çıkarılan kerevitler kıyıda tüccarlara teslim ediliyor. Buradan işleme tesislerine gönderilen ürünler, çeşitli işlemlerden geçirildikten sonra iç piyasanın yanı sıra Irak, Rusya ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerine ulaştırılıyor.
Böylece Tunceli’nin dağları arasında, Keban Baraj Gölü kıyısındaki küçük bir köyde başlayan üretim zinciri binlerce kilometre uzağa uzanıyor. Aydın’ın teknesinden çıkan ve ‘tatlı su ıstakozu’ olarak da adlandırılan kerevit, bölgedeki su ürünleri üretiminin kırsalda yaşayanlar için oluşturabileceği ekonomik potansiyeli de ortaya koyuyor.

KÖYE DÖNÜŞÜ ÜRETİME DÖNÜŞTÜ
Aydın’ın hikayesi aynı zamanda büyükşehirden kırsala dönüşün üretimle buluşan örneklerinden biri oldu. İstanbul’da ücretli çalışan Aydın, bugün kendi emeği ve teknesiyle geçimini doğduğu coğrafyanın su ürünlerinden sağlıyor. Kentteki kalabalığın yerini gölün sessizliği, fabrika mesaisinin yerini ise suyun ve mevsimin ritmine göre şekillenen bir çalışma aldı.

‘İYİ Kİ MEMLEKETİME GERİ DÖNDÜM’
Köyüne döndükten sonra yaşamının değiştiğini belirten Aydın, “Uzun yıllar İstanbul’da yaşadım, özel sektörde çalıştım. İş stresi, kalabalık ve trafik eziyetti. Dayanamadım ve köyüme geldim. Kendime bir tekne ayarladım, kerevit avlıyorum. Ağlarımızı baraj gölüne bırakıyoruz. Kerevitleri çıkardıktan sonra ölçüyoruz. Uygun büyüklükte olanları alıyoruz, küçüklerini tekrar göle bırakıyoruz. Böylece onların büyümesine ve çoğalmasına da imkan veriyoruz. Kerevitleri tüccara veriyoruz. Fabrikada işlendikten sonra iç piyasaya ve yurt dışına gönderiliyor” dedi.
Avladığı ürünün Xıdıroz köyünden dünya pazarına ulaşmasının kendisini ayrıca mutlu ettiğini ifade eden Aydın, “İyi ki köyüme geldim ve bu işe girdim. Burada hem üretim yapıyorum hem de kendi geçimimi sağlıyorum. Küçücük bir köyden çıkardığımız kerevitlerin yurt dışına gitmesi insana gurur veriyor. Benim genç arkadaşlarıma tavsiyem; imkanınız varsa köyünüze dönün, üretim yapın. Toprağımız da suyumuz da değerli. Üretince insan hem geçimini sağlayabiliyor hem de daha huzurlu yaşayabiliyor” diye konuştu.

Bu haber, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve Basın Konseyi Dayanışma ve Geliştirme Vakfı tarafından yürütülen Etik Gazetecilik Projesi kapsamındaki FSTP Hibe Programı desteğiyle hazırlanmıştır. Haberin içeriğinden yalnızca Munzur Press sorumludur ve içerik Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.
