Van’ın Erciş ilçesinde Zîlan Vadisi ve Koçköprü Kanyonu’ndaki Pay Sulama Kanalı çalışmaları yeni bir ekoloji tartışmasını beraberinde getirdi. Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu Koordinatörü Mirbahattin Demir, yürütmeyi durdurma talepli dava devam ederken ağır iş makinelerinin kanyona girdiğini ve doğal alanlarda geri dönüşü zor tahribat yaratıldığını öne sürdü. Demir, “Mahkeme ne karar vereceğine karar vermeden fiili durum yaratılıyor” diyerek tepki gösterdi.
Van’ın Erciş ilçesindeki Zîlan Vadisi ve Koçköprü Kanyonu, bu kez bir sulama kanalı projesinin güzergâhı nedeniyle gündeme geldi. Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yürütülen Pay Sulama Kanalı Projesi kapsamında kanyon hattında gerçekleştirilen çalışmalar, çevre ve ekoloji örgütlerinin tepkisini çekiyor. Tartışmanın merkezinde ise yalnızca kanalın yapılması değil, kanalın nereden geçirildiği ve bu süreçte doğal alanlara ne ölçüde müdahale edildiği bulunuyor. Çevre örgütleri, tarımsal sulamaya karşı olmadıklarını belirterek, itirazlarının projenin kanyon içerisinden geçirilen güzergâhına ve uygulama biçimine yönelik olduğunu vurguluyor.

(İş Makinesi Fotoğrafı)
“Dava Sürerken İş Makineleri Kanyona Girdi”
Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu Koordinatörü Mirbahattin Demir, Van 4. İdare Mahkemesi’nde yürütmenin durdurulması talepli açtıkları davanın henüz sonuçlanmadığını belirterek, buna rağmen çalışmaların devam ettiğini söyledi. Demir, dava görüşülme aşamasındayken ağır iş makinelerinin kanyona girdiğini ve kazı çalışmalarının sürdürüldüğünü öne sürdü. Yaşanan müdahaleyi “eko-kırım” olarak nitelendiren Demir, sürecin mahkeme kararını etkisiz hale getirecek bir fiili durum yaratma riski taşıdığını savundu.
Demir, yaşanan tabloyu şu sözlerle aktardı: “Adalet mekanizması ne olduğuna karar veremeden fiili durum yaratılıp mahkemenin boşa düşürülmesi söz konusu.” Demir ayrıca, çalışmaların durdurulması halinde yüklenici firmanın bekleyeceği gerekçesiyle sahadaki uygulamaların hızlandırıldığını öne sürdü.
“Burası Boş Bir Arazi Değil, Devasa Bir Biyoçeşitlilik Alanı”
Demir’in dikkat çektiği en önemli noktalardan biri ise kanyonun ekolojik yapısı. Koçköprü-Zîlan Kanyonu’nun çok sayıda canlı türüne ev sahipliği yaptığını belirten Demir, bölgede su samuru, semender ve Erciş bıyıklısı (Barbus plebejus ercisianus) gibi türlerin bulunduğunu söyledi. Kanyonda yerli ve göçmen yaklaşık 140 kuş türünün yaşadığını ifade eden Demir, bunların arasında nesli tehlike altında bulunan türlerin de bulunduğunu belirtti. Bölgenin ornitolojik envanterinin çıkarıldığını kaydeden Demir, kanyonun aynı zamanda “Kesin Korunacak Hassas Alan” statüsü ve flamingo koruma alanlarıyla bağlantılı geniş bir ekolojik bütünlüğün parçası olduğunu savundu. Demir’in anlatımına göre, müdahalenin yapıldığı alan sıradan bir kanal güzergâhı değil; çok sayıda türün yaşamını sürdürdüğü hassas bir ekosistem.

Kıyı Çizgisi Ve Sazlıklar Zarar Gördü İddiası
Kanyona giren iş makinelerinin yalnızca kanal güzergâhında değil, çevredeki doğal yapı üzerinde de etkili olduğunu belirten Demir, kıyı çizgisi ve sazlık alanların zarar gördüğünü öne sürdü. Bu müdahalelerin özellikle sucul canlıların yaşam alanlarını ve nesli tehlike altında bulunan türlerin üreme ve beslenme bölgelerini etkileyebileceğini savunan Demir, kanyon boyunca yapılan kazı ve hafriyat çalışmalarının bitki örtüsünde de tahribata neden olduğunu söyledi. Kanyonun yamaçlarında bulunan doğal geven varlığına da dikkat çeken Demir, bölgedeki flora yapısının ağır iş makineleri nedeniyle zarar gördüğünü ifade etti.
“75 Yıllık Ağaçlar Kökünden Söküldü”
Demir, bölge halkından kendilerine aktarılan bilgilerin de dikkat çekici olduğunu söyledi. Yöre sakinlerinin anlatımlarına göre kanyonda yaklaşık 75 yıldır bulunan çok sayıda ağacın iş makineleri tarafından kökünden söküldüğünü öne süren Demir, ellerinde bu tahribata ilişkin fotoğraf ve video görüntülerinin bulunduğunu belirtti.
“Kanyonun Su Rejimine Müdahale Ediliyor”
Ekolojik tahribatın yalnızca ağaç ve bitki örtüsüyle sınırlı olmadığını savunan Demir, ağır iş makinelerinin akarsu yatağında oluşturduğu fiziksel müdahalelere de dikkat çekti. Akarsu yataklarında oluşan doğal yapının ve izolasyon tabakalarının zarar gördüğünü belirten Demir, bu tür müdahalelerin su rejimini, biyolojik çeşitliliği ve kanyonun doğal dinamiklerini etkileyebileceğini söyledi. Demir, “Biyolojik dengeyi ve doğal dinamikleri bozacak nitelikte çevresel ve fiziksel hasarlar meydana geliyor” dedi.
“Onlarca Alternatif Varken Neden Kanyon?”
Tartışmanın en kritik başlıklarından biri ise projenin güzergâhı. Demir, sulama kanalının yapılması için farklı su aktarım ve kanal seçeneklerinin bulunduğunu savunarak, kanyonun en hassas bölümlerinden geçen güzergâhın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Onlarca alternatif kanal ve su aktarma seçeneği varken en zahmetli ve en yıkıcı yoldan kanyona girmek mühendislik dehasıyla açıklanamaz” diyen Demir, alternatif güzergâhların bağımsız uzmanlar ve bilim insanlarının katılımıyla değerlendirilmesini istedi.

33 Yıllık Proje Yeniden Gündemde
Zîlan Kanyonu’ndaki tartışmanın bir diğer boyutunu ise projenin geçmişi oluşturuyor.
Demir, Pay Sulama Kanalı Projesi’nin yaklaşık 33 yıl önce onaylandığını belirterek, projenin aradan geçen uzun yıllara rağmen şimdi yeniden hayata geçirilmeye çalışılmasını eleştirdi. Demir’e göre proje geçmişte su rezervleri ve güzergâh koşulları nedeniyle uygulanamadı. Ancak bugün, iklim krizinin etkilerinin çok daha ağır hissedildiği bir dönemde aynı projenin yeniden gündeme alınması yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Demir, su kaynaklarının ve ekosistemlerin geçmişe göre daha kırılgan olduğu bir dönemde, 33 yıl önce hazırlanmış bir projenin günümüz koşulları açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Devlet Su İşlerine Tepki
Doğal alanların yerine alternatif güzergâhların değerlendirilmesi gerektiğini belirten Demir, “Güzergâhı ormanlar, akarsular veya sit alanları yerine projeye onay veren bürokratların ve müteahhitlerin hobi bahçelerinden geçirirsek hem ekosistem korunur hem de projenin konforunu yerinde test etmiş olurlar” ifadelerini kullandı.
Demir, DSİ’nin doğal alanlara ilişkin yaklaşımının yalnızca Pay Sulama Kanalı Projesi ile sınırlı olmadığını da savundu. Flamingo koruma alanlarıyla ilişkili dere ekosistemlerinde bazı yatırımlara olumlu görüş verildiğini öne süren Demir, koruma statülerinin proje süreçlerinde daha güçlü biçimde dikkate alınması gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanlığı kararıyla koruma altına alınan alanların da bu süreçte göz ardı edilmemesi gerektiğini savunan Demir, kurumların doğal alanların korunmasına ilişkin mevzuata uygun hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
