Prof. Dr. Şükrü Aslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. “Faşizmin Mekanları”

“Faşizmin Mekanları”

featured

Bu ifade Engin Bozkurt’un yakın zamanlarda NotaBene Yayınlarından çıkan Kentin Politik Tasarımı: Mekan, Gündelik Hayat ve Yerel Yönetimler kitabından bir bölümün başlığı. Tanıl Bora’nın ‘sunuş’ yazdığı bu kitapta; ‘Üçüncü Mekanlar’, ‘Tiny House’, ‘Amsterdam Evleri’, Airbnb’ye Karşı Fairbnb’, ‘Yürümenin Felsefesi’, ‘15 Dakikalık Kent’, ‘Yeni Nesil Belediyecilik’, ‘Komünist Kadınların Kenti’, ‘Dijital Sosyalizm’, ‘Toplumcu Belediyecilik’ gibi daha bir dizi ilgi çekici başka başlık bulunuyor. Her biri kentlerin sosyolojisini anlamaya yönelik kendi başına tartışılmaya değer başlıklar. Bunlar arasında ‘Faşizmin mekana sinmiş izleri’ ise, benim de yıllardır çalıştığım kent sosyoloji ve hafızasının özel bir alanını oluşturuyor.

Engin Bozkurt, bu bölümde faşizm olgusunun, 20. yüzyılda siyasal ve toplumsal izler bırakan mekansal örneklerini, değişik ülkelerdeki deneyimler üzerinden aktarıyor ve siyasal tahakküme odaklanan arkaplanındaki zihin dünyasını tartışıyor. Faşist iktidar deneyiminin ilk örneklerinden birini temsil eden Mussolini’nin, ‘Roma’nın ihtişamını sahiplenirken, kendini Sezar ve Augustus’un mirasçısı gibi gösterdiği bir sahneye çevirdiğini’, ‘bu amaçla ortaçağdan kalma yapılar ve mahalleleri yıkarak Augustus ve Sezar’ın forumlarını görünür kılan geniş bir bulvarın, Mussolini’nin Roma fatihi gibi yürüyebileceği törensel bir koridor olarak planladığını’ yazıyor.

Benzer biçimde Nazi Almanyasındaki faşizm deneyiminde de kentsel mekana yapılan politik müdahalelerin de aynı amaca matuf olduğunu tespit ediyor. Örneğin yaklaşık yedi yedi kilometre uzunluğunda ve 120 metre genişliğinde olacak şekilde planlanan Zafer Caddesinin, Nazi yürüyüşleri ve törenleri için tasarlandığını, 1936 Olimpiyatları için inşa edilen Berlin Olimpiyat Stadyumunun da Nazi propagandasının en büyük sahnelerinden biri olarak düşünüldüğünü yazıyor. Nazi Toplama Kamplarının inşası ise bu deneyimde çok daha özel bir yer oluşturuyor. ‘Bireyin ruhen çökertilmesi için titizlikle kurulan Auschwitz, Dachau, Treblinka gibi kitlesel ölüm merkezlerinin bir soğuk simetriyle planlanlandığını, uzayıp giden barakalar, dikenli teller, her hareketi gözetleyen kuleler ile kaçışın neredeyse imkansız hale getirildiği bu mekanların, bedenle birlikte zihni de kuşattığını yazar. Gaz Odaları ve krematoryumlar, ölümü sanayi düzeni içinde üretmenin en acımasız ifadesi gibidir. Yazarın ifadesiyle insanlar temizlik bahanesiyle içeri alınıyor, gaz veriliyor ve ardından bedenler bacalardan duman olarak yükseliyordu. Kurbanların taşındığı ray hatları da seçme ve ayırma mekanizmalarına bağlanmıştı. Trenlerle getirilenler çalıştırılıyor veya  öldürülüyordu.

Özellikle 20. yüzyılda farklı ülkelerde tanıklık edilen bütün deneyimlerin gösterdiği gibi ‘faşizm, şehirleri baskı ve tahakkümün zora dayalı soyut tasarımlarla toplumu yeniden biçimlendirdiği birer sahneye dönüştürmüştü. Faşist siyasal rejimler, şehir meydanlarını, caddeleri ve anıtları, kitleleri hizaya sokmak ve itaati kentte çarpıcı biçimde görünür kılmak için tasarlanmıştı.

İtalya, İspanya ve Almanya çok daha öne çıkmış olsalar da hemen tüm Avrupa’yı ve ötesinde farklı kıtalardaki pek çok ülkeyi etkileyen ‘faşizm çağı’, şehirlerin toplumsal dokusunda olduğu gibi mekansal dokusunda da derin izler bıraktı. Bir dönem adeta moda akım gibi ‘milliyetçilikler’ olarak cisimleşen bu süreç bütün dünyaya bir kabus gibi çöktü. Gellner’in ‘herkesin iki kulağı, bir de ağzı olduğu gibi, bir de milleti olması gerektiği fikrinin sanki olağan bir düşünceye dönüştüğü yüzyıllık deneyimler, silinmesi hiç kolay olmayan tahrip edici bir miras bıraktı.

Engin Bozkurt’un “Faşizmi mekandan silmek” olarak nitelediği yeni bir siyasal hedef ve ödev tam da bu bağlamda aktüelleşti. Kentsel mekana sirayet etmiş bütün o tahrip edici örnekler hem geçmişle yüzleşmenin siyasal bir alanı hem de geleceğin yeniden kurulmasında belirleyici bir girişim alanı haline geldi. Bugün Avrupa’nın hemen her ülkesinde geçmişle yüzleşmenin birer sahası olarak bu mekanların örneklerini görmek mümkün. Türkiye ise sanki bütün o yüzyıl boyunca Avrupa’yı hiç örnek almamış gibi hafızasız bir ülke gibi duruyor. Ne tuhaf!

“Faşizmin Mekanları”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter