Son günlerde bazı Kürt ‘aydın’ veya ‘gazeteciler’ tarafından “Öcalan Kürt devleti istemiyor”, “Öcalan, PKK devlete karşı”, “Öcalan Kürt halkına ihanet ediyor!”, “PKK ve Öcalan Kürt halkını satıyor!”, “Kürtleri devletsiz bırakmak istiyorlar” gibi, ‘eleştiriler’ yapılıyor. Yoğun bir şekilde bu düşünceyi (algı yaratma) topluma empoze etmeye çabalıyorlar.
Haklılar! Öcalan ve PKK gerçekten devlete karşı! Sadece Kürtlerin devletine değil, bütün devletlere karşı… Devletli sistemlerin tümüne…
Peki, Nedir Bu “Devlet” Dedikleri?
Devlet, sınıflı toplumlara paralel olarak tarih sahnesinde yerini alır. Kökeninde eşitsizlik vardır. Eşitsizliğin bir yönetim sistemine dönüştürüldüğü bir zor aygıtıdır.
Karl Marx’a göre, devlet sınıf mücadelesinin bir ürünüdür. Egemen sınıfın çıkarlarını korumak için vardır. Burjuvazi işçi sınıfı üzerindeki sömürüsünü sürdürmek için devlet aygıtını kullanır. Devlet bu amaç için ideolojileri, yasaları ve kolluk kuvvetlerini devreye koyar.
Rousseau devleti, “eşitsizliğin ve özel mülkilerin bir sonucu; devleti, insan özgürlüğünü gasp eden bir aygıt” olarak görür.
Bakunin’e göre, “Devletin olduğu yerde özgürlük olmaz; özgürlüğün olduğu yerde devlet olmaz!”
Bertrand Russell’e göre ise, devlet itaat etmeyi öğretir, milliyetçiliği kışkırtır ve savaşları meşru hale getirir. “Devlet, insanları öldürmeyi yasal kılan tek kurumdur” derken savaş, militarizm ve itaat kültürünü devletin en tehlikeli boyutu olarak tanımlar.
Kendisini bir ‘iktidar aracı’ olarak görüp fesheden PKK’de devletli sistemleri sorgulama 90’ların başında Reel Sosyalizm eleştirisine kadar uzanır. 5. Kongresinde bu yeni bir boyut kazanır ve 1999’dan itibaren de devleti sadece bir ekonomik tahakküm aracı değil, aynı zamanda patriyarkal (ataerkil), milliyetçi, kapitalist bir yapı olarak tanımlanır.
Öcalan’a göre, devletin doğuşu kadının köleleştirilmesiyle başlar. “Devlet, kadının ilk büyük yenilgisiyle ortaya çıkan erk sistemidir” der.
Öcalan, modern ulus-devleti ise, “faşizmin kurumsallaşmış hali” olarak tanımlarve Demokratik Konfederalizm tezini çözüm olarak ortaya koyar. Bu modelde; merkeziyetçi ulus-devlet yerine, yerelden örgütlenmiş halk meclisleri, kadın komünleri, ekolojik ekonomi esas alınır. Dolayısıyla devleti, devletli sistemleri reddeder. Bu nedenle de Kürtler için bir devlet veya devletli sistemleri öncelikli amaç olarak görmezler…
Kürtler Ve Devlet: İnkârın Ve Şiddetin Anatomisi
Modern ulus-devlet inşa süreçlerinde sistematik olarak dışlanan, inkâr edilen, bastırılan bir halk olan Kürtlerin ‘devlet’le veya ‘devletler’le kavgası büyüktür. Kürtler için “devlet” çoğunlukla baskının, göçün, katliamların, asimilasyonun adıdır. Çocukların korkulu rüyasıdır. Devlet, eğitimden güvenliğe, kültürden yargıya kadar her alanda bir baskı aygıtıdır.
20. yüzyılın başlarından itibaren Kürtlerin yaşadığı coğrafyada uygulanan ulus-devlet politikaları, etnik kimliklerin bastırılması ve asimilasyonla karakterize edilmiştir.Miadı dolmuş ulus-devlet yapısı veya düşüncesi, bu sorunları çözmek yerine daha da derinleştirmiştir. Bu durum, Kürt halkı açısından daha esnek, katılımcı ve merkeziyetsiz bir yönetim modeline olan yönelimi artırmıştır.
Kürtler ve Demokratik Konfederalizm
Ortadoğu’da halklar ve topluluklar binlerce yıldır iç içe yaşamaktadır; kültürler, inançlar ve sınırlar birbirine karışmıştır. Kürtlerin dört parçadaki durumları ve koşulları da birbirinden farklıdır. Her parçada hem benzer hem de farklı sorunlar yaşanmaktadır. Demografik dağılımları da öyledir; sınırlar çizerek onları birbirine bağlamak veya diğer halk ve topluluklardan ayırmak mümkün değildir.
O yüzden Kürt halkının mücadelesi, yalnızca bir etnik özgürlük talebi değil; aynı zamanda devletin yapısal şiddetine karşı alternatif bir yaşam biçimi arayışıdır. Bu yönelimin bir sonucu demokratik konfederalizm, geleneksel devlet anlayışına karşı yenilikçi bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır.
Bu düşünce Rojava’da uygulanmaya başlanmış ve on yılı aşkın bir süredir deneyimlenmektedir.
Başa dönecek olursak; “devlet istememek” PKK veya Öcalan açısından yeni bir şey değil; bir geçmişi, felsefik ve ideolojik temeli var. Bilerek istemiyorlar!
Ancak bugün PKK ve Öcalan’ın yaptıkları “devletsizlik” değil! Öcalan veya PKK’nin yapmak istediği Kürtlerin yaşadığı ülkelerde ‘devletlerle’ ortaklaşmak; mümkünse bu devletleri (toplumları) demokratik bir yönelime çekme çabasıdır.
