Devlet Bahçeli’nin DEM Parti ile tokalaşmasından ve Abdullah Öcalan’ın mecliste konuşmaya davetiyle başlayan süreç, Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt Belediyesi’ne ‘kırk yıl devlete hizmet etmiş’ Prof. Dr. Ahmet Özer‘in yerine kayyum atanmasıyla farklı bir boyut kazandı. Ardından, üç kez yerine kayyum atanan, her seferinde daha fazla oyla seçilen ‘Barış Elçisi’ Ahmet Türk’ün başkanlığını yaptığı Mardin Belediyesi dahil, Batman ve Halfeti belediyelerine de kayyumlar atanınca süreç kaosa dönüştü. Yetmedi, Bahçeli yine konuşmasında Öcalan’a yaptığı çağrının arkasında olduğunu söyledi. Oysa, üç dört gün önce Öcalan’a üç ay boyunca görüş yasağı getirildiği açıklanmıştı.
Ortalık da kafalar da fena karıştı.
Kamuoyu ve siyasi çevrelerde büyük bir kafa karışıklığı oluştu.
Birçok kişi, son yerel seçimlerden sonra kayyum politikasının sona ereceğini düşünüyordu. Ancak öyle olmadı; kayyum uygulamaları yeniden gündeme geldi ve daha fazla belediyeye kayyum atanabileceği konuşulmaya başlandı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan 674 sayılı KHK ile başlatılan kayyum uygulamaları, yerel demokrasiyi derinden etkiledi. 2016’dan bu yana, 153’ü Kürt hareketi eksenindeki partilerin yönetimindeki belediyeler olmak üzere toplamda 157 belediyeye kayyum atandı.
Peki, kayyum atamalarının gerçek amacı ne?
Kürt sorununu demokratik ve barışçıl bir yolla çözmek mi? Ortadoğu’da süregelen karmaşa içinde iç barış ve birliği sağlamak mı? Yoksa siyasi bir çökertme planı ya da rant paylaşımı mı?
Kayyum atamalarının hukuki dayanağı nedir? Bu başkanlardan hangisi yargılanıp suçlu bulundu?
Neden seçimle iş başına gelen belediye başkanları görevden alınıp yerlerine kayyum atanıyor?
Yoksa tüm mesele, Devlet Bahçeli’nin ima ettiği gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden seçilmesine mi dayanıyor?
Kayyum atamaları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmesine nasıl katkı sağlayabilir? CHP ile DEM Parti ilişkileri bu süreci ne kadar etkiliyor?
Kırk Katır mı, Kırk Satır mı?
Kayyum atamalarının hukuki dayanakları ve meşruiyeti tartışmalı bir durumdur. Anayasa ve yasalara göre, seçilmiş bir belediye başkanının görevden alınması için güçlü gerekçeler gereklidir. Ancak, öne sürülen gerekçeler – örneğin, “terör örgütü üyeleriyle görüşme” – bu ölçütlerin sınırlarını zorluyor. Atamalarda kullanılan gerekçeler ve hukuki süreçler şeffaf değildir. Kısacası hukuki açıdan tatmin edici bir temel yok.

Kayyum atamalarının siyasi sonuçları da kayda değerdir. Bu uygulamaların yerel demokrasiyi zayıflattığı, vatandaşların temsil hakkını sınırladığı ve toplumsal huzursuzluğa yol açtığı söylenebilir. Ayrıca, Kürt sorununun çözümünde de ilerleme sağlamaktan ziyade zorluklar doğurduğu aşikardır.
Siyasi Hedefler Ön Planda
Kayyum uygulamaları, yerel seçimlerde halkın tercihlerinin gözardı edilmesidir. Bu durum demokratik temsiliyeti sekteye uğratıyor. Kayyum atamalarının hukuki değil, siyasi bir tercih olduğu algısını yaratıyor. Bu da ülkede ve uluslararası alanda Türkiye’deki demokrasi anlayışını tartışmaya açıyor.
Kayyum, Kürtlerin siyasal temsilini sınırlamak ve gelecekteki siyasal yapılanmaya yön vermektir. Bu uygulama, muhalefetin etkinliğini azaltma ve merkezi kontrolü pekiştirme aracı olarak kullanılmaktadır. Ancak, bu yaklaşım ülkedeki sorunları çözmek yerine, daha da derinleştirmektedir.
Kürt Hareketinin Yolu
Kürtler ve siyasal hareketleri Türkiye’de hakim siyasal yapılar arasında bir tercih yapmaktan ziyade kendi sorunlarına odaklanan bir strateji izlemeleri önemlidir. Birlik ve dayanışma içerisinde farklı kesimlerin ortak bir platformda bir araya gelmesi, etkilerini artıracaktır.

Yerel demokrasi ve halk iradesinin savunulması, kayyum atamaları karşısında önemli bir duruş olarak değerlendirilmektedir. Bu süreçte, provokasyonların önlenmesine yönelik tedbirlerin göz önünde bulundurulması yararlı olabilir. Hukuki mücadelenin güçlendirilmesiyle ulusal ve uluslararası kamuoyunda farkındalık yaratılabilir. Kürt hareketinin, barışçıl ve demokratik çözüm arayışlarını sürdürmesi, siyasi diyalog ve müzakereye açık, çözüm odaklı bir yaklaşımla daha geniş bir destek kazanmasına olanak tanıyabilir.
Özetle, Kürtler ve onların siyasal hareketi, baskılara karşı demokrasi, insan hakları, adalet ekseninde bir yol haritası çizmeye devam etmelidir.
