Özgür Gündem’de 6 Şubat 2013 tarihli bir yazım. Aradan 12 yıl geçmiş. “Çözüm süreci”nde o günden bu güne değişti? Günümüzle kıyaslandığında fark nedir? Bir gelişme var mı; varsa nedir? Görmek açısından faydalı olabilir diye 12 yıl aradan sonra tekrar yayımlamak istedim.
Delil KARAKOÇAN
————————————————————————–
“Yeni paradigma oluştu” mu?
Bundan birkaç gün önce Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can, “İmralı sürecine” ilişkin görüşlerini NTV’de yayınlanan “Bana Söz Ver” programında anlattı.
Bu anlatımlarda dikkatimi en çok çeken, “MGK’da ‘Kürtler Türkiye’yi bölmeyecek, Türkiye Kürtlerle büyüyecek” gibi yeni bir paradigmanın oluştuğunu” söylemesi oldu.
Öncelikle, MGK’nın böyle bir saptama yapıp yapmadığı, eğer yaptıysa altını nasıl doldurduğu hususunda bilgi sahibi olmadığımı belirtmeliyim.
Özellikle “Türkiye’nin Kürtlerle, Kürtlerin hangi katkılarıyla büyüyebileceği, MGK’nın (dolaysıyla devletin) bunu hangi alt başlıklarla izah ettiği önemlidir.
Eğer “yeni paradigma” büyümede “Kürtlerin rolünü”, “çözülmüş toplumsal sorunlar ve haklar” kapsamında ele alıyorsa ve böyle bir irade oluşmuşsa, bu gerçekten de devrim niteliğindedir. Sorunun kaynağına inilmiş, damar yakalanmış demektir.
“Çözüm sürecinin” de ana halkası da bu olacaktır.
* * *
Bunu anlaşılır kılacak tek şey ise iktidarın, genelde Kürt sorunu, özelde “müzakere sürecine” yaklaşımı olacaktır. Ancak ortada Eyüp Can’ın aktarımı dışında ciddi bir şey, iz/ işaret yok gibidir.
Hükümet, ciddiyetle ve cesaretle sorumluluk almış değildir. Bugün bile dağarcığında çoğunlukla “tasfiye etme, bitirme” gibi problemli kavramlar, söylemler vardır.
Başbakan üzerine basa basa tekrarlamaktadır.
Yardımcısı Bülent Arınç da, “Biz doğrudan karşımıza muhatap alarak, hükümet, başbakan, bakan olarak ‘gel bakalım Öcalan seninle oturalım, pazarlık yapalım’ diyemeyiz. Bunu dersek millet bizi affetmez, böyle bir şey olmaz.” “Mevcut durumda sürecin içinde şu anda hükümet yok” demektedir.
Şimdi soruyoruz: Paradigma böyle mi oluşur?
“Millet bizi affetmez…”
* * *
Oysa “millet” çözüme onay vermiştir. Kamuoyu yoklamaları, mevcut tepkiler de çoğunlukla bu yöndedir.
Sorun millette değil, hükümettedir.
Yaklaşımları ölçülü, çözümcü, ikna edici değildir.
Sürecin yeni sürgünlerle, diasporalarla, “barınacak yer” bulmalarla yürütülemeyeceği açıktır.
Bu konuda İranlı Kürt Prof. Abbas Vali’nin Ezgi Başaran’a söyledikleri önemlidir: “Kandil liderlerine uzak bir yerde emeklilik önermek yanlış. PKK’nın silahsızlanması askeri değil siyasidir. PKK için onurlu bir silahsızlanma planlanmazsa hareket radikalleşir.”
New York Times’te, gazeteci yazar Aliza Marcus’ın “Türkiye, Kürtler ile nasıl barış sağlayabilir?” başlıklı yazısı da hayli ilginçtir.
Markus, bu yazısında “Türkiye ile PKK arasındaki ‘barış süreci’nin Paris’teki cinayetler öncesi de “karman çorman” olduğu söylemiştir.
“Erdoğan, ‘30 yıllık savaşı’ sona erdirmek istediğini söylese de “inandırıcı bir barış süreci için gerekli kesin adımları henüz atmadığının” altını çizmiştir. Sonrasında da haklı olarak “Erdoğan, Türkiye’deki Kürt sorununun, sadece ‘gerillaların Türkiye’den çekilmesi değil, siyaset ve kimlik ile de ilgili olduğunu’ anlayınca dek barış için umut olmayacaktır.” Tespitini yapmıştır.
* * *
Tüm bunlardan çıkarılacak sonuç; Kürt sorununu “PKK’nin sınır dışına çekilmesine ya da tasfiye edilmesine” indirgememek; “siyaset ve kimlik sorunu” olarak görmek ve buna uygun adımlar atmak; “Büyümeyi” de böyle bir anlayışa oturtmak” gerektiğidir.
Ancak bu olursa, başarılabilirse Erdoğan, Marcus’un dediği gibi “barış için” bir umut olabilir ve eski paradigma değişmiş kabul edilebilir.
