Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yağmacı içgüdünün konağı: İlginç benzeşmeler! (*)

Yağmacı içgüdünün konağı: İlginç benzeşmeler! (*)

Yağmacı içgüdüler bilinç içermez. Emek, akıl, ilgi, sempati barındırmaz. Birey ya da toplumu tetikleyen tek şey de bu “yağmacı içgüdü”dür.

featured
Guguk kuşu, yuva yapmaz, kuluçkaya oturmaz, yavrularını beslemez. Yumurtalarını gider bir başka kuşun yuvasına bırakır.

Okuyucuya Not: Çözüm değil, “çözüm tartışmalarının” gündeme geldiği ve “yeni” özelliği kazanacak gibi görünen bu süreçte: Guguksu tiplerin saklandıkları yerlerden çıkarak, yerden mantar gibi biterek bugüne kadar sakındıkları konaklara koşacaklar. Eminim. Bu makalemi tüm otlakçı, tufeyli, abacı Guguksu tiplere atfediyorum.

—————————————————————————————————————————

Kuşlar, şirin güzel mi güzel cıvıl cıvıl canlılar olarak bilinir. Öyledirler de. Ama doğada birçok yağmacı, asalak, düzenbaz kuş türü vardır.

İlginçtir.
Bunlar hep başkalarından beslenir. Emeğini, araçlarını kullanır. Olanaklarından yararlanır.

Belki şaşıracaksınız ama “Bal Kılavuzu Kuşu”, “Guguk Kuşu” ve daha birçok kuş bu sıfatta yaşar. Mesela Guguk kuşu, yuva yapmaz, kuluçkaya oturmaz, yavrularını beslemez.  Yumurtalarını gider bir başka kuşun yuvasına bırakır. Öyle her yuvaya da bırakmaz. Yumurtası kendi yumurtalarına benzeyen kuşları özenle seçer. Durup gözetler. Fırsatını bulduğu anda yumurtayı yuvaya bırakır. Sonra da çekip gider. Böylece doğacak yavrunun tüm sorumluluğunu da başkalarına yüklemiş olur.

Daha da ilginç olanı şudur: Guguk Kuşu yavrusu, ev sahibi yavrularından önce yumurtadan çıktığında, diğer yavruları yuvanın dışına iter. Tüm besini kendine alır.

Çok ilginçtir. Bu kuşlar ev sahiplerine benzemek için evrimleşir. Guguklu civcivler ev sahibini taklit etmeye başlar. Böylece kendi olmaktan çıkar ve yeni türler oluşturur. Asalak davranışlar süreç içinde canlıyı başkalaştırarak konakla yani ev sahibiyle benzeştirir.

Asalak çürükçül canlılar iklimi…

Mesela bazı asalak ve çürükçül canlılar vardır. Diğer canlıların üstünde ya da içinde yaşar. Başka bitki ya da hayvan konaklar olmadığında yaşayamaz; ölür. Böyle asalak bitkiler de vardır. Bunlar kendine besin yapmaz. Bütün besinlerini konak bitkiden ya da hayvandan alır. Öyle ki (burası çok önemlidir) “Bazen asalak konağını öylesine sömürür ki onun besinini tüketip ölümüne neden olur. Ya da salgıladığı zehirli maddelerle konağını güçsüz düşürür. Bu durum, yaşaması konağa bağlı olan asalak için de bir şansızlıktır. Yeni bir konak bulamazsa kendisi de ölür.” Asalak, yaşayabilmesi için gerekli şeyleri konaktan alır, ama karşılığında ona hiçbir şey vermez. Bu bir asalaklık ilişkisidir.” (**)

Asalak çürükçül canlılar dünyası ne kadar ilginç değil mi? Ve insanla ne çok benzeşen yanları var!

Angut kuşları eşleri öldüğünde yasını tutar; acısını yaşar üzüntüden kendisi de ölür.

Goriller, Angut Kuşları…

Ancak tüm canlılar aynı özelliği taşımaz. Goriller, angut kuşları çok daha farklı davranışlar sergiler. Mesela goriller eşleri öldüğünde yemek yemez, yas tutar. Derin üzüntü yaşayarak cesetleri yanında uzun süre kalır. Birliktelikleri onları içgüdüsel ve duygusal olarak buna iter. Angut kuşları daha da ileri gider: Onlar da tek eşlidir ve eşleri öldüğünde başkasına yönelmez. Acısını yaşar, yasını tutar; üzüntüden ölür.

İlginçtir!

Doğa ilginçliklerle; bir o kadar da öğretici, uyarıcı örneklerle doludur.
Kimdir insan?
Bir goril ya da angut kuşu mu?
Yoksa bir guguk kuşu ya da konaklar arayıp duran bir parazit mi?

Otlakçı, Tufeyli, Abacı…

İnsan, altı milyon yıllık evriminin başında gibidir. Özellikle analitik zekâsı, evrimi ağırdır. Son derece baskın otlakçı, tufeyli, abacı bir yanı vardır. Bu yanı evrim sürecinin, değişim yasasının dışında gibidir. Kendini yaratma ve kendi yaratma yerine, kısa yollar dener. Bir parazit gibi; başka konaklar, alanlar, zeminler, olanaklar, fırsatlar arar; bulamadığında yaşamdan düşer ve düşürür. Hani, “asalak, yaşayabilmesi için gerekli şeyleri konaktan alır, ama karşılığında ona hiçbir şey vermez” ya… Otlakçı insan da aynı yolu izler…

Peki neden?
Çünkü, insan asalak yağmacı bir içgüdüye sahiptir. Genlerinde ve geleneğinde kışkırtıcı bir yağmalama, el koyma, sahiplenme güdüsü vardır. Gözleri, sığınarak yaşayacağı konaklar arar durur.

Çünkü, sınıflara bölünmüş, ayrışmış toplumlar yağmacıdır. Evrim geçirmemiş, demokratik içerik kazanmamış birey ve yapılar hep başka yollar arar. Guguk kuşu gibidir. Onu izler. Ona öykünür. Sürekli bozar, tahrip eder yıkıma uğratır. Başkasının emeğine, birikimine odaklanır. Guguk kuşu gibi fırsatlar kollar; buldu mu yerleşir. Sahiplenir. Yetinmez, “Bal Kılavuzu Kuşu” gibi kendi ihtiyaçları için başkalarını kullanır. (***) 

Ancak fark etmediği bir şey vardır: İnsan da tıpkı guguk kuşu gibi sığındığı birey ya da ortamı taklit etmeye başlar, zamanla evrim geçirerek benzeşir. Böylece kendi olmaktan çıkar. Başka türlere dönüşür.
Ne yazık ki böyle bir tarihsel, sosyokültürel hakikat var.

Yağmacı içgüdüler bilinç içermez. Emek, akıl, ilgi, sempati barındırmaz. Birey ya da toplumu tetikleyen tek şey de bu “yağmacı içgüdü”dür. Güdü egemenliği sadece toplumları değil, toplumların yarattığı politik kültürel kurum ve yapıları da sabote eder. Başkalaştırarak saf dışı bırakır.  Tıpkı konağı sömürüp ölümlerine neden olan asalak canlılar gibi bu yapıların dağılmasına ya da güçten düşmelerine yol açar.

Demokratik yapı ve olanaklar birer “konak” mı?

Niteliksiz birey de yapıları bir konak gibi kullanır.

Niteliksiz birey de yapıları bir konak gibi kullanır. Çünkü istekleri, beklentileri, hırsları, ihtirasları, zaafları vardır. Kendine alan açma, alan yaratma ihtiyacı duyar. İçgüdüsel olarak buna yönelir. Çünkü yeni bir konak bulamadığında yaşama şansı kalmaz.

Birey; demokratik, ilerici, devrimci, aydın gibi sıfatlara sahip de olsa zayıftır. Emek, değer, yaratı odaklı değildir. Guguk kuşu gibidir. Yeni değerler, yeni mevziler, yeni olanaklar yaratma yerine “konaklara” odaklanır. Onu kullanır, ona kapaklanır. Ondan beslenir. Yetinmez; eşini, dostunu, arkadaşını, paydaşını da oraya buraya yerleştirir. Kaynak bulur, alanlar açar. Böylece alanlar, kurumlar, yapılar da onlarla anılmaya başlar.
Sürece de konak sahipleri değil, konağa palazlananlar yön verir olur…

____________________________

(*) Konak: Başka bir canlının üzerinde ya da içinde, ondan yararlanarak yaşayan bitki ya da hayvana asalak, asalağın birlikte yaşadığı canlıya konak denir.
(**) Alıntı.
(***) Bal Kılavuzu kuşu, ağaç kovuklarındaki baldan beslenir. Ancak asker arılar onu bala yaklaştırmaz. Kuş, bal arayan insana kılavuzluk eder, insanı kullanır.  İnsan arıya müdahale eder ve balı alır. Kuş da baldan faydalanır.

Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Yağmacı içgüdünün konağı: İlginç benzeşmeler! (*)
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter