“Ey asil ve şen misafirler, o deniz gibi sefalı bayrama koşunuz. Orada dalgalar parıldar ve kıyıları yalayarak kabarır. Ay, çift ışık saçar. Orada hayat hareketli ve hürdür. Burada ise, korkunç bir sarsıntı ile her şey altüst oldu. Aklı başında olan, buradan derhal uzaklaşmalı! Burası insan için çok korkunç ve tehlikeli bir yer oldu.” (*)

Öyle oldu…
İnsan evrene sığmaz oldu. Evren ki sayısız yıldız barındıran, ışık saçan sonsuz bir “arş-ı alâ” dır. Sayısız kapılar açar. İnsan ki aklı kıt olan değil, akl-ı kâmil olandır. İlim irfan, ar-edep bilendir. Lakin evrimleşmemiş insan, akl-ı kâmil olanı evreninden eder!
İnsan ki kanadı kırık bir kuştur. Koşamadan Goethe’nin düşünü kurduğu “sefalı bayramlara”, vurulmuştur. “Çift ışık saçan ay”ısayısız umut parıltısı yıldızları ve güneşi göremeden vurulmuş ve kovulmuştur!
“Göç katar katar” olmuştur sonra! Geçmişten gelen ve geçmişe dönen… Asla yarını olmayan göçler… Düş kuramadan, “hareketli ve hür hayatı” göremeden geçip giden göçler… Düşsüz yollar ki çekilmez, acısı dinmez olur.
İnsan “nereye gitmeli, nasıl gitmeli” bilmez oldu. Yerle yeksan olunca “ütopya ülkesi” değişti kâinatın çehresi; kurudu, kayboldu “şol cennetin ırmakları…”
Göçler ki ağır bir ağıt gibi geçer içimizden ve her defasında göçmen kuşlar gibi kıyıya vurur. Umut ki bahardır, o da çiçek açmaz olur…
Nereye gitsen savaşlar yıkımlar karşılar seni; yokluklar yoksulluklar. Adın “sürgün”e çıkar, “sığınmacı”ya, “göçmen”e… Arif’in dediği gibi, “Ejderha olsan kar etmez (sonra). Ne kavgada ustalığın ne de çatal yürek civan oluşun…”

Bir hiçlik şarkısı değil bu!
Şarkıları nasıl sevmez insan; umuda ve kurtuluşa dair engelsiz şarkıları? Yıldızlara uzanan romantik bir serüvencinin parmaklarında çiçek açan şarkıları… Şarkılar ki ritminde çocukluğun en güzel halleri…
Bir hiçlik şarkısı değil bu!
Lakin bozulmuştur hayatın ritmi. Kaybolmuştur çocukluk…
Goethe çok haklı, “burası insan için çok korkunç ve tehlikeli bir yer oldu” gitmek gerek! Yasını tutmadan yokluğun, çaresizliğin gidip de bir yer bulmak gerek. Ya da bir yol açmak gerek…
Ama “nasıl?”ı unuttu iradeler. Çıkarıp da “ütopya ülkesi”ni, “kapital”i soktu dünyasına. Karardı dünya! Girdaplar, kara delikler büyüdü.
“Bir girdapta dönüyoruz (şimdi) yaşamadan günümüzü. İşte geldik gidiyoruz. Bilinmez bir diyara…” (**)

“Aklı başında olan, buradan derhal uzaklaşmalı! Burası insan için çok korkunç ve tehlikeli bir yer oldu.”
Ama “kaçmak” niye? Kalmak gerek! Kalıp da aramak gerek… Kaybolan şey, kaybettiğin yerdedir çünkü. Orda aranır ve ancak orda bulunur.
Ütopyanın yıkılışıyla çok şey kaybetti insanlık. Komünlerini, kolektiflerini yitirdi. Enternasyonal marşlarını, birlik şarkılarını… Görünmez bilinmez oldu ötekinin acısı…
Sonra, kaybettiğini kaybettiği yerde aramaktan vazgeçti insan. Kaybettiklerinin adını anmaktan, anımsamaktan, yad etmekten vazgeçti. “Göç göç oldu, göçler yola dizildi”; bir bir karaya vurdu…

Gitmek mi, aramak mı?
“Aramak” diyor içimizdeki çocukluk. Önce yitirdiklerimizi bulmak gerek. “Göç göç” olup yollara dökülmeden, karaya vurmadan, sınır boylarında düşmeden evvel. Aramak gerek. Kaybettiklerimiz burada çünkü: Yitirdiğimiz “ütopya ülkesi”, umut, inanç, müthiş dayanışma duygusu burada! Aşklar, arkadaşlıklar, ellerimizde yükselen gelecek burada… Burada yeşeren tohum, çiçek açan ağaç, bal yapan arı… Burada ceylan sürüsü, “karıncanın su içtiği yer…”
Öyle değilse eğer, her defasında “göçmen kuşlar” neden geri döner?
Faust’taki “terk etmek” de, “çekip gitmek, göç etmek” değil zaten. Kabullenmişliği, kayıtsızlığı, umutsuzluğu terk etmektir. Ondan kaçarak kendine yol almaktır. Kendini bulmaktır. Özgür kılmaktır bedeni, aklı ve ruhu… Kaybettiğin sendedir, sende saklıdır çünkü. Çift ışık saçan ay ve güneş, parlayan yıldız, aşka açılan kapı, o saklı cennet sende… Ve orada sende, senin içinde hayat hareketli ve hürdür. Bulmak için hüviyetini divane gibi aramak. Hep aramak… “Yavaş yavaş sönmekte olan ateşin etrafında mayışan insanlara dönüşmeden aramak gerek.
Terk eden, çekip giden kendinden de gider. “Gitmek” ise her defasında kıyıya vurur! Hepten kaybeder özgür ve güzel dünyasını… Baş başa kalır korkunç ve tehlikeli olanla. Özümser onu, korkunç ve tehlikeli olana dönüşür… “İnsan (ki) kendi hakikatinin önünde bir engeldir.”(***) Gerçek “ben”i bulmak için önce kendini aşmalı insan; kendini bulmalı… Ancak böyle gerçekleşir ütopyanın dönüşü!
_________________
(*) Goethe/Faust.
(**) Cem Karaca.
(***) Farabi.
