“Rahatsız edici” bir saptama:
Kafanızda“Emperyalizm yenilmezdir!” düşüncesi oldukça, onu aşamazsınız ya da alternatifler geliştiremezsiniz. Her “aşılmazlık” fikrinin yarattığı “korku” kendine yeni tanırlar bulur. Bu durumda aşamadığınız şey; sizinle yaşamaya devam etmekle kalmaz, aynı zamanda mukavemet görmeden yerinize geçer. Bu da emperyalizmin zihinsel inşasını hızlandırır.
ABD emperyalizmi algısal olarak, Orta Doğu insanı ve toplumları için adeta “herkese gücü yeten ve her şeye güç getiren” tanrısı gibidir. “Güç” ile “değişmezlik fikri” düelloya tutuşmaz; zira değişmeyen fikir, “Güç”ü kabullenir. “Güç”e atfettiği tanrısallıkla itaat eder. Onu yeni bir inanç sistemine dönüştürerek kendini küçültür. Bu küçülme, modern köleliği ve bağnazlığı besler.
Bu da yeni bir inancın doğuşu anlamına gelir. Olmakta olan şey, Orta Doğu da olan şeydir. “Semavi inançların” değersizleştiği; “Arzî, yani “dünyevi” olanın ise ABD+Kapital özgülünde değer kazandığı gerçeğidir. Birey ve toplum hayatında Arzî olanın, Semavi olanla yer değiştirmesi insan(lık) için ileri bir adım anlamı taşımaz. Düşünsel/inançsal bağnazlığa sadece “Nesnel” yani “Maddi” olanı ekler.
Politik olaylar dizisinin oluşturduğu algı yığınları, Küresel güçleri mitolojik dünyanın en yüksek tepesine, İda dağına oturturken; analitik aklı terk eder. Zihinsel kementler oluşturarak analitik akış ve özgürlüğü engeller.
“Rahatsız etmesi gereken” bir tanımlama:
“Bağnazlık”, “Tutuculuk”, “Eski kafalı(lık)” terimi sadece “muhafazakâr” insanı izah etmez; aynı zamanda “eski kafalı(nın)”, sabit istek ve beklentilere kilitli kaldığını da anlatır. Bu beklentilere kilitlenen her insan “eski kafalı”dır; “aklından zoru var”dır. Modernitenin zihinsel inşasına harç taşıyan neo bağnazdır.
Algı problemi yaşayan her insan böyle tanımlanmaktan kurutulamaz. Ayrı “Devlet”, “Bayrak”, “Muayyen Sınır” gibi sabit istek ve beklentilere kilitlenirseniz, alternatif yaratamazsınız. Sadece Semavi olanı, Arzî olana dönüştürmüş olursunuz. Bundan ise şifa değil, maraz doğar. Sabit fikirlilik ve değişmeyen algı Orta Doğu insanının kamulaşmış marazıdır!
Bu “Maraz” travmatiktir. Eski/alışılmış duygu ve düşünceleri devam ettiren olaylar, zinciri oluşturur ve tekrar tekrar başlatır. Bireyi tekerrür ve kader döngüsüne çekerek bunaltır. Nihilizmin derin boşluğuna iterek “yok eder”. Böylece birey, olup bitene anlam vermekte zorlanır, biçare dolanıp durur. Değişen ya da oluşan her yeni şeye direnç gösterir.
Cehaletin kaynağını gösteren saptama:
İnsan bu direnç yoluyla, garip biçimde kendi kendini sabote ederek bloklar. Böylece dışa dönük olanın yanında, içe dönük mücadeleyi de kaybeder. Anlamı şudur: Algı bozukluğunun ve onun çok sevdiği cehaletin kaynağı çokça dillendirildiği gibi sadece “eğitim sistemi” ya da erk/egemenlik biçimleri değildir. Aynı zamandaalgı sabitlemesinin yarattığı travmalardır.
Yüzyıllar geçmiş de olsa, insan ve insan kaynaklı kültürün oluşturduğu belli düşünüş ve davranış kalıplarının değişmemesinin nedeni de budur. Bundandır ki, bu travmatik zeminde kalmamak için yapılması gereken ilk ve (belki de) tek şey, karar ve algılarınızı değiştirmektir!
Fikr-i sabitlik; bir tür “tutarlılık ya da ilkeli duruş” sayıldığından, bu yaklaşım bireyin, değişen ya da değişmesi gereken şeyleri doğru algılamasını engeller. Kutsal inançlar, kaderci yaklaşımlar, pesimist fikirler de bundan doğar ve bireyi hakikatin, gerçek hayatın dışına atar. “Sabitlenmiş istek ve beklentilerinin” içinde kilitli kalanlar kaybeder. Algıları hep kapalı kalır. Böylece düş kurma, düşlerinde yeni şeyler canlandırma ve canlandırdıkları şeyi gerçekleştirme ediminden uzak olur(lar).
Hayal ve hayat gücünü arttıran önerme:

Burada Sandra Anne Taylor şu önermeyi yapar: “Ne kadar kaybederseniz edin dünyayı eskisi gibi algılamak zorunda değilsiniz. Algınızı değiştirirseniz; dünyayı da değiştirebilirsiniz.” Bu yaklaşım; emperyalizmin zihinsel inşasını bozup tarihle problemli hale getirirken, yaratma gerçekliğinin ise temelini atar. Bireyin, olgu ve olayları daha genel anlamda hayatı sabitlenmiş algılarla değil, farklılıklarıyla görebilmesini sağlar.
Çünkü algısal değişim hayal ve hayat gücünü arttırır. Bu da yaratma yeteneğini kamçılar. Zihninizde ya da düş dünyanızda tasarladıklarınızın gerçeğe dönüşmesinin biricik bilimsel yolu budur.
Şuna varırız:
Bir: Karşı direncin gücü, bu gücün şiddetinden, nicelik ya da niteliğinden değil; daha çok bireyin, sabitlenmiş istek ve beklentilere kilitlenmiş olmasından kaynaklanır. Asıl nedeni budur.
İki: “İnanç sisteminizi değiştirdiğinizde, inancınızdan kaynaklanan duygu ve düşüncelerinizi de değiştirmiş olursunuz.”
Böylece ufkunuz genişler. Direnciniz/mukavemet gücünüz artar. Şeylerin bilinmezliği ve beklenmedik davranışları sizi zorlamaz. Değişime ve değişmekte olana duyarlı akıl ve algılarınız “şey”leri tanımakta ve tanımlamakta mahir ve muvaffak olur. Algı sabitliğini bir diğer ifadeyle “sabit fikirliliği” kıracak zihinsel egzersiz ise analitik akıldır. Muhakeme, izleme, gözlemleme, yorumlama yetisidir. Beşerî odak ve ağırlıktır. Bu ağırlık ve yeti, özgür insanın en güçlü donanımıdır. Ve kesin biçimde “Eski kafalı”lığı tasfiye eder. Algı sabitliğinden analitik özgürlüğe doğru bir yol açar.
Umutlandırıcı bir kanıt

Analitik düşündüğümde Kürt kolektifinin felsefi, zihinsel evrimi dikkatimi çeker. Devrimler heyecan verici olabilir. Ancak evrimler büyüleyicidir. Kürt kolektifinin zihinsel evrimi ve “şey”leri tanımlama yetisi, emperyalizmin zihinsel inşasına ve küresel yayılımına Orta Doğu zemininde set çekecek gibidir.
Bu set, sabit fikirliliğe, algı tutuculuğuna ve küresel güçlerin zihinsel inşasına karşı bir direnç özelliğini taşır. Ve büyük oranda “analitik özgürlükçü”dür. Aşınmış insan ve insani değerlerin savunuculuğunu değil, değerlerin yeniden inşasını önemser. Orta Doğu da gelişen Semavi ya da Arzî tanrıcılık fikrinin kırılması için bilimsel-teorik bir alan açar…
