3. Bölüm: Pentagon’ un yeni doktrininde Türkiye yorumu…
Pentagon’un (ABD) Türkiye’yi nasıl gördüğü önemlidir. Bu Kürt meselesinde izlediği ya da izleyeceği yol hakkında da ipuçları verir. Pentagon’a göre Türkiye, ne “entegre olmamış boşluk”ta ne de “işleyen merkez”de yer alır. İkisine de yakın “sınır ülkeler” arasındadır. Böyle de olsa Türkiye stratejik öneme sahiptir O da, “küresel yayılmada önemli rol oynayacak ülke” oluşudur.
Bu doktrinel bulgular bizi şu sonuca götürür. ABD, Türkiye’ye karşı baskılayıcı bir yaklaşım içinde olmayacaktır. “Güvenlik ihracı” gibi operasyonel bir tutumdan da uzak duracaktır. Türkiye’yi, “küresel kültürün yayılmasında” önemli bir basamak olarak görmesi nedenlerden biridir. “Entegre olmamış boşluk” ta yer almıyor oluşu da bir diğer nedendir. Ayrıca NATO üyeliği de gözardı edilecek gibi değildir. Buna Rusya’nın Türkiye’yi kendine çekme çabasını da eklemek gerekir.
Sekülerizm, siyasal İslam ve İŞİD gibi faktörler, ABD’yi Kürtlere “yaklaştırırken”; “Küresel kültürün yayılmasında oynayacağı rol” ise Türkiye ile yakınlaştırmaktadır.
ABD Senatörü Chris Van Hollen’in, “Türkiye destekli güçlerin Kürt ortaklarımıza yönelik saldırıları bölgesel güvenliği ve IŞİD’in yeniden canlanmasını önleme çabalarını baltalıyor.” “Tüm Suriyeliler için birleşik, kapsayıcı ve istikrarlı bir Suriye istiyoruz ve bu hedefe ulaşmak için Suriyeli Kürt ortaklarımızı desteklemek şarttır.” açıklamaları da ABD’nin Kürtleri kolay dışlanmayacağının altını çiziyor gibidir.
“Entegre Olmamış Boşluk”
Tabi bu olgu sadece Kürtlerin seküler ve anti İŞİD yapısına bağlı değildir. Suriye Kürtlerinin yarattığı siyasal, askeri ve kültürel düzeyle de ilgilidir. Bu düzey, bölgesel ve küresel zemininde belli bir meşruluk sağlamıştır. Dolaysıyla ABD’nin, “her yönüyle merkezi yönetime tabi ve statüsüz bir Kürt tablosu” arzuladığı söylemek zorlama olacaktır. Kürt meselesinde Türkiye ile her açıdan örtüştüğünü söylemek de… Daha genel planda ABD’nin Ortadoğu doktrini, küresel kültürün yayılmasını sağlamak, “entegre olmamış boşluk”u “işleyen merkez”e dahil etmektir. Yeni doktrin budur. Ancak ABD çok da başarılı oluğu söylenemez. Özellikle Rusya ve Çin faktörü, Afganistan, Balkanlardaki durum zorlayıcı olmuştur.

Aslında durumu şöyle de izah edebiliriz: Çöküş süreçleri, trajik olacağı gibi, büyük çıkışlara da yol açabilir. Bunun için demokratik ivme gerekir. Demokratik değişim olmazsa, uygarlık yukarı doğru değil, aşağı doğru ivmelenir. Boğar. Süreç tehlikeye girer. Bu durum sadece “uygarlık dışı kalan ülkeleri” tehdit etmez, bu evrilmeyi yaşamayan başta ABD, küresel güçlerin kendisini de tehdit eder. Dolaysıyla demokratik değişim sorunu sadece “entegre olmamış boşluk”un değil, “işleyen merkez”in de sorunudur.
Buna bir de küresel güç kaotiğini eklemek gerekir. Ciddi bir küresel güç karmaşası vardır. Farklı merkezler, farklılaşan öncelikler üzerinden yürüdüğünü söylemek gerekir. Dünyanın sosyal düzenine ilişkin bir konsensüs yoktur. AB nihai senedi, İnsan hakları beyannamesi, İstanbul sözleşmesi gibi ortaklaşmalar daha az görülecek gibidir. Demokrasi ve insan hakları konusundaki ivme düşmüştür.
Tarafların “Nasıl bir Suriye?” yanıtı…
Bu belirlemeler ışığında şu sonuca varırız: ABD, Bölgesel ve Küresel çıkarları gereği bir “Türk-Kürt yakınlaşması” yaratma çabasındadır. Ancak çok da güçlü değildir. Taşıdıkları potansiyel gereği her iki yapı da kendisi için gereklidir. Bu nedenle karşıtlaştıran bir eğim çizmekten çok “kendi koşullarında uzlaştıran” bir yaklaşım içerisinde gibidir.
Her iki yapıda Kürt meselesini fazlasıyla idrak ettiği söylenebilir. Ancak “çözüm biçimi” konusunda aynı idrakin oluştuğunu ve ortak bir kabule dönüştüğünü söylemek zordur. ABD, “üniter çözüm”den çok, “merkezi devlete bağlı özerk bölgeler” seçeneğine daha yakın gibidir.
Peki Türkiye ABD’nin durduğu yerde midir? Buna “evet” demek zordur. Yetkili ve ilgili açıklamalar ABD’den çok HTŞ’ye yakındır.
Gelecek bölüm: Tarafların durduğu yer ve olası sonuçlar…

Derinliğine araştırılmış, analizler yerinde… Günümüzü aydınlatan öğretici bir mekale.
Teşekkürler