Bu ülkede yoksulluk kader değildir.
Bu ülkede yoksulluk, bilinçli olarak üretilir, yönetilir ve sürdürülür.
Ve sonra utanmadan “kader” denir.
Eğer yoksulluk kader olsaydı bu kadar düzenli olmazdı.
Hep aynı insanları vurmazdı.
Hep aşağıdan başlar, yukarıya hiç uğramazdı.
Ama uğramıyor.
Çünkü bu ülkede yoksulluk bir sonuç değil, bir araçtır.
Aç insan sessiz olur.
Geçinemeyen insan itiraz edemez.
Ay sonunu düşünen insan, adalet sormaya mecali kalmaz.
İşte bu yüzden yoksulluk azaltılmaz; kontrol altında tutulur.
Sosyal yardımlar bunun içindir.
Yoksulluğu bitirmek için değil, öfkeyi ertelemek için.
İnsanı ayağa kaldırmak için değil, dizlerinin üstünde tutmak için.
Bir ülkede yardımlar artıyor ama yoksulluk azalmıyorsa, orada sosyal devlet yoktur.
Orada yoksulluğun idaresi vardır.
Ve bu bir beceriksizlik değildir.
Bu, tercihtir.
Bu ülkede para yok değildir.
Kaynak yok değildir.
İmkân yok değildir.
Ama emekliye gelince yoktur.
Asgari ücretliye gelince biter.
Gençlere gelince “sabır” önerilir.
Aynı ülkede bir avuç insan her krizden daha zengin çıkıyorsa,
aynı ülkede milyonlar her krizden biraz daha yoksullaşıyorsa,
buna kader denmez.
Buna sistem denir.
Vergiyle yukarıyı kollayan,
ücretle aşağıyı ezen,
sendikasızlaştırmayla sesi kesen bir sistem.
Sonra çıkıp “hepimiz fedakârlık yapıyoruz” derler.
Hayır.
Hepimiz değil.
Hep aynı insanlar yapıyor.
Bu ülkede fedakârlık kutsallaştırılır ama eşit dağıtılmaz.
Yoksuldan sabır istenir.
Zenginden hiçbir şey istenmez.
Yoksulluk kader olsaydı seçim dönemlerinde hatırlanmazdı.
Yoksulluk kader olsaydı rakamlarla makyajlanmazdı.
Yoksulluk kader olsaydı “geçici” diye pazarlanmazdı.
Kaderin bütçesi olmaz.
Kaderin propaganda dili olmaz.
Kaderin istatistiği olmaz.
Ama bu yoksulluğun hepsi var.
Asıl büyük yalan şudur:
“Bu herkesin sorunu.”
Hayır.
Bu herkesin sorunu değil; hep aynı kesime dayatılan bir yaşam biçimidir.
Ve en tehlikelisi şudur:
Bu düzen yoksulluğu sadece büyütmüyor; normalleştiriyor.
İnsanı, insan onuruna aykırı bir hayata alıştırıyor.
Bugün pazarda yarım kilo meyve alan insan,
yarın hiçbir şey alamamayı kabullenmeye hazırlanıyor.
İşte asıl felaket budur.
Çünkü yoksulluğa alışan toplum,
adaletsizliğe de alışır.
Sessizliğe de alışır.
Boyun eğmeye de alışır.
Ve artık şu gerçeği açıkça söylemenin zamanı gelmiştir:
Bu ülkede yoksulluk kader değil.
Bu ülkede yoksulluk bir yazgı hiç değil.
Bu ülkede yoksulluk, bilinçli bir yönetim biçimidir.
Ve son söz şudur — serttir, rahatsız edicidir ama gerçektir:
Yoksulluğu kader diye anlatanlar,
ona razı olanlar,
onu yönetenler…
Bu düzenin masum seyircileri değildir.
Çünkü açlığı yöneterek devlet olunmaz.
İnsanları hayatta kalmaya mahkûm ederek gelecek kurulmaz.
Bir ülke yoksulunu susturarak ayakta duruyorsa,
zaten ayakta durmuyor demektir.
Ülke genelinde fakat öncelikle
deprem Bölgesi’nde bulunan 11 Şehrimizde bulunan tüm yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine; Ev, Barınmak için hane, iş, aş ve gerektiğinde nakdi para yardımı yapılmalıdır.
Bu Ülkede Yoksulluk Kader Değil, Bir Yönetim Biçimidir
Bu Ülkede Yoksulluk Kader Değil, Bir Yönetim Biçimidir
Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
