Munzur Press Haber Merkezi
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Geçim Değil, Hayat Mücadelesi

Geçim Değil, Hayat Mücadelesi

featured
Geçim Değil, Hayat Mücadelesi

Uzun yıllar Avrupa’da yaşayıp ardından Kıbrıs’ta çalışmış, daha sonra yeniden Türkiye’ye dönmüş biri olarak bavulumu her açışımda ülkeler arasında yalnızca mesafelerin değil, hayatların da birbirinden ne kadar farklı olduğunu gördüğümü; özellikle maaş ile hayat arasındaki ilişkinin insanın ruh halini bile değiştirecek kadar belirleyici olduğunu çok net bir şekilde fark ettiğimi söyleyebilirim.

Çünkü bazı ülkelerde insanlar maaşlarını plan yaparak harcar, bazı ülkelerde ise maaş daha hesaba yatmadan hangi borcun kapanacağı düşünülerek tüketilir ve Türkiye bugün ne yazık ki ikinci durumu yaşayan milyonların ülkesi haline gelmiştir. Bugün Türkiye’de asgari ücretli, ayın ilk günü cebine giren parayı kendi ihtiyaçlarına göre değil zorunlu giderlerine göre yönlendirmek zorunda kaldığı için maaşını özgürce harcayan bir çalışan değil, yalnızca ödeme sırasını belirleyen bir borç yöneticisi gibi yaşamaktadır.

Borç Yöneticisine Dönüşen Çalışan

Ayın birinde yatan para aynı gün kira, elektrik, su, doğalgaz, internet ve ulaşım masraflarının arasında bölünürken geriye kalan kısmın yaşamaya değil yalnızca idare etmeye yettiği gerçeği artık istisna değil, sıradan hayatın kendisi haline gelmiştir. Market alışverişi ise ihtiyaç karşılamak için yapılan bir faaliyet olmaktan çıkmış, fiyat etiketlerine bakıp vazgeçme refleksinin geliştiği psikolojik bir sınava dönüşmüştür; çünkü insanlar sepete ne koyacaklarını değil, neyi koyamayacaklarını düşünerek dolaşmaktadır.

Avrupa’da yaşadığım yıllarda asgari ücret alan bir çalışanın ay sonunda cebinde az da olsa para kalmasının normal kabul edildiğini, insanların yalnızca kira ve faturaları değil sosyal hayatı da bütçelerinin doğal bir parçası saydığını, bir kahve içmenin ya da ayda birkaç kez dışarı çıkmanın lüks değil yaşamın olağan akışı olarak görüldüğünü gözlemlemiştim. Orada maaş hayatı ertelemek için değil, hayatı sürdürebilmek için vardır; çünkü fiyatlar maaşı kovalamaz, maaş fiyatlara yetişir ve bu denge insanın ruhunda sürekli bir eksiklik hissi oluşmasını engeller.

Kıbrıs’ta ise ekonomik ölçek Türkiye’den çok daha küçük olmasına rağmen çalışanların en azından ayın sonunu korkuyla beklemediğini, temel gıda alışverişinin psikolojik bir gerilime dönüşmediğini, et reyonunun önünden geçerken hesap makinesi açma refleksinin gelişmediğini görmüştüm. Türkiye’de ise insanlar artık ay sonunu değil ay ortasını hesaplamakta, hatta çoğu zaman ayın ikinci haftasında bütçenin fiilen bittiğini kabul ederek kalan günleri erteleme, kısmak ve vazgeçmek üzerine kurulu bir düzenle geçirmektedir.

Yoksulluk: Gelir Değil, Gelecek Meselesi

Asgari ücret bugün yalnızca düşük bir maaş değildir; toplumun büyük bölümünün ortak yaşam standardına dönüşmüştür. Bu nedenle sorun yalnızca ücretin miktarı değil, ücret ile hayat arasındaki kopuştur; çünkü fiyatların sürekli ileri koştuğu, maaşların ise geriden yürüdüğü bir düzende artışlar rahatlama değil yalnızca kısa süreli nefes alma yaratmaktadır. Bir ülkede çalışan insanlar her ay hangi ihtiyacını erteleyeceğini düşünüyorsa, o toplumda yoksulluk yalnızca gelir tablosunda değil gündelik psikolojide de başlamış demektir.

En ağır yoksulluk aç kalmak değil, geleceği planlayamamaktır; çünkü insanın yarına dair hesap yapamadığı yerde umut yerini tedbire, tedbir yerini kaygıya, kaygı ise zamanla kabullenilmiş bir sessizliğe bırakır. Kimse zengin olmak istemiyor, kimse lüks peşinde koşmuyor; insanlar yalnızca çalıştığında hayatını sürdürebileceği, ay sonunda sıfırın altına düşmeyeceği, çocuğuna söz verdiğinde hesabı değil yüzünü düşüneceği bir düzen arıyor.

Geçim Değil, Hayat Mücadelesi
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter