Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sürecin kimliği: ‘Pasif Devrim’ mi, ‘Radikal Demokrasi’ mi?

Sürecin kimliği: ‘Pasif Devrim’ mi, ‘Radikal Demokrasi’ mi?

Sürecin kimliği: ‘Pasif Devrim’ mi, ‘Radikal Demokrasi’ mi?
Sürecin kimliği: ‘Pasif Devrim’ mi, ‘Radikal Demokrasi’ mi?

Doğa boşluğu sevmez” diye bir söz vardır. Herkes bilir. Aristoteles de “açılan her boşluğun mutlaka bir başka unsur tarafından doldurulacağını” söyler. “Boşluk” bulamazsanız hayat içinde yer edinemezsiniz. Doğru değerlendirmezseniz edindiğiniz yeri de kaybedersiniz. Doğada da toplumda da  hiçbir canlı istediği gibi kullanabileceği konfor alanlarına sahip değildir. Konformist yaklaşırsanız; “zamana yayar ya da akışına bırakırsanız” kaybedersiniz. Boşluk bırakmayacak tek şey ise, “anlam ve eylem” dir. Bir şeye bir ülküye, bir fikre ya da uğraşa anlam kazandırır ve bunun için eylemde bulunursanız yer edinebilirsiniz.

Kürtlerin önemli bir bölümümde bir “anlam boşluğu” oluşmuş gibidir. Bu boşluğun, derin ruhsal çözülmelerle, yaratılan “demokratik değerler sistemini” tehdit ettiğini söylemek gerekir.  Boşluk doldurulamazsa; bu muazzam  potansiyel “her şeye ve her yöne açık bir yapıya” dönüşür. Bir diğer ifadeyle “radikal demokrasi”nin değil; “pasif devrim”in materyali haline gelir.

Pasif devrimin karakteristiği…

Pasif Devrim” kavramını ilk geliştiren Antonio Gramsci’dir. Gramsci, pasif devrimi söyle tanımlar: “Pasif devrim egemen sınıfların alt sınıflardan gelen radikal talepleri yukarıdan aşağıya reformlarla kendi düzenlerine entegre etmesidir.”

Bu teze göre toplumsal ilişkiler radikal biçimde yıkılmaz: değişim, zamana yayılarak statüko korunmuş olur. Böylece değişim dinamikleri sistem içine çekilerek eritilir.

Bu edilgen süreçte, karşıt fikirler  ve bu fikirlere sahip olanlar düzen tarafından “soğutulma” yoluyla  güçten düşürülmüş olur. Böylece sistemin temel yapıları korunurken; bir diğer ifadeyle özü değişmeden kalırken, sadece biçimsel ve kurumsal bağlamda modernize edilmiş olur. Bu durumda “anlam ve eylem kayması”nın yarattığı boşluk, sistem ya da farklı yapılar tarafından doldurulur.

Elbette çok şüpheci ve indirgemeci olmamak gerekir. Ancak, demokratik talepler bağlamında, iktidar-muhalefet, iktidar-Kürt ilişkileri bu tezle ilişkilendirilmiş gibidir. Ya da ilişkilendirme olasılığı oldukça yüksektir.

“Çözüm süreçleri” elbette radikal ve bugünden yarına mutlak, keskin ve kesin biçimde gelişmez. Ancak belirsizliğin yarattığı kırılmalar, anlam arayışının kayboluşu, soğumaya bırakılan fikirler ve yapılar, süreci ciddi biçimde tehdit eder.

Mevcut durumda hakim tutum, radikal demokrasi savunucularıyla çok da yakınlaşacak gibi değildir.

Nedir radikal demokrasi? Radikal demokrasi, “Marksist teorinin sınıf indirgemeci özelliğinin eleştirisi üzerinden gelişir. Klasik demokrasinin, farklılıkları bastırıp dışladığı; dolaysıyla farklılıkların siyasal çatışmasını meşru siyasal zemine  taşırılarak müzakereci bir akılla ele alınmasını önerir.  Bununla da kalmaz, yozlaşmış demokrasi ya da klasik demokrasinin inkarcı, bastırmacı, farklılıkları yadsıyıcı yapısını reddeder.

Bundandır ki doğru çözüm, “pasif devrim” değil, klasik demokrasi de değil, radikal demokrasidir.

Radikal demokrasi gelişmezse…

Radikal demokrasi gelişmezse ne olur? Sistemin göbeğine  yerleşmiş “demokrasi”  belki gelişir, ancak radikal demokrasi gelişmez. Demokratik inisiyatif ve irade kaybolur. Pasif devrim tezi pratik zemin bulur ve bir vantuz gibi tüm yapıları içine çeker. Soğuma başlar. Tüm değerler sistemi çöker. Yerine “Biat” ve “Rıza” gelişir. “Siyasal rıza”, otorite ve onun uygulamalarının karşı konmadan kabullenilmesi, onaylanması demektir. Burada otorite “güç kullanmaya ihtiyaç duymadan” kendini gerçekleştirir ve kabul görür. 

Çok ince bir hattır bu… “Düzen içilik” ya da “düzenle uyumlanma” süreci, farklılık ve onun gereksindiği talepler üzerinden  gelişmediğinde, gayret edeni düzenin edilgen nesnesi haline getirir.  Burada zaman, süreci olgunlaştırmaz, çürütür.  Pasif devrimin dili tam da burada çürümeye övgüler yağar.

Trajik olan şudur: Bu zeminde indeterminist yaklaşımlar zamanın yavaşlığına ayak uydurarak yerini müzmin bir fatalistliğe yani kaderciliğe bırakır. Böylece iradi olanın yerini alan kadercilik ve onun sosyal tezahürü kendiliğindenlik, her şeyi kapsama alır.

Rezervler kaybolmadan…

Aslında “radikal demokrasi” tezi ve bu tezin özneleri hiç de “yetersiz” değildir. Her şeyden önce güçlü bir düşünsel alt yapısı teorik rezervleri vardır. Önemli bir özdür bu…

Bu öz, pasif devrim refleksini ve bu refleksin kontrol ettiği “kapalı”, “bilinmez”, “tanımsız” ve “kamuflajlı süreçleri”; “ilişki biçimlerini” görerek/çözerek anlamayı kolaylaştırabilir.

Radikal demokrasi, pasif devrim dalgasına karşı, kolektif toplumcu örgüler, demokratik çoğulcu birlikler oluşturarak ilerler. Bu yolla kaybolmaya başlayan ya da kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan “anlam” ve “değerler sistemi” geri kazanılır.

Öte yandan değişim, salt iktidar ve dar parti elitleri kontrolünden çıkarıldıkça; sivil toplum örgütleri, sendikalar, taban hareketleriyle organik bağlar kurdukça gerçekleşebilir. Daha da önemlisi, tüm bunları içinde alan ahlaki ve siyasi inisiyatifler (öncülük) oluştukça somutlaşır.

Sürecin kimliği: ‘Pasif Devrim’ mi, ‘Radikal Demokrasi’ mi?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter