Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyaset
  4. Yeni süreçte çelişkinin niteliği ve ‘iç çelişkiler’ meselesi

Yeni süreçte çelişkinin niteliği ve ‘iç çelişkiler’ meselesi

featured
Hakikat, bizleri “duygu-mantık” denklemini doğru kurmaya çağırır.

Karşıtınızı ya da farklı bulduğunuzu atlayarak, “yok” sayarak ilerleyemezsiniz! Çünkü o sizinle aynı evrendedir. Aynı hayatın, sorunsalın içindedir. “Baş çelişki”, “temel çelişki” gibi keskin ve mutlak karşıtlığa oturtulmuş uzlaşmazlığın öznesi gibi görmeye/algılamaya devam edemezsiniz…

Her insan mantık-duygu ikilemini yaşar. Bu ikilemin yarattığı tercihler dramatik sonuçlar yaratabilir. Bundandır ki duygular ya da duygusal tercihler bazen mantığın yani gerçeğin altında kalır, ezilir. Sonuç ne olursa olsun, hayata ve olaylara duygusal ya da salt mantıksal açıdan bakamayız. Hakikat, bizleri “duygu-mantık” denklemini doğru kurmaya çağırır.

Yorgun ve örselenmiş bir toplumun öncelikleri söz konusu olduğunda bu denklem çok daha önem kazanır. Kurgusal olarak savaş-barış ilişkisi dışında başka olasılıklara odaklanmamış olmak, duygusal açıdan gönül kırıcı olabilir. Mantıksal olanı, gerçeğin değil, çaresizliğin önermesi gibi görmek  hırçınlığı tetikleyebilir.

Oysa hayat son derece basittir. Anlaşılır bileşenlere sahiptir. Bileşenlerin farklı fiziksel- sosyal özellikleri; çelişir politik kimlikleri de olsa aynı yerkürede yaşarlar.   Dolaysıyla hayatı erişemeyeceğimiz bir yere koymak onu son derece karmaşık hale getirir. Bununla da kalmaz her birimizi yaşamın basit denklemine yabancılaştırır. 

Ortak coğrafyada kimi politik kişilik ve yapılara karşı olabiliriz. Kendimize has “Ret ve Kabul” ölçülerimiz olabilir. Yaşanmışlıkların oluşturduğu duygusal bağlamlarımız bazı karakteri ve politik kimlikleri kabullenmeyebilir. İtirazımız yok.

Örneğin, nefret söylemini yüksek sesle reddederiz. Kapitalist moderniteye, milliyetçilik ve benzer formdaki yapılara karşı çıkarız. Ancak aktüel zaman ve zaman içinde değişen ihtiyaçlar bizi buluşturur; bir araya getirir. Duygusal olarak zorlansak da “hesap sorma” yerine, tarihsel enkazı birlikte kaldırma tutumunu öne çıkarır.

Karşıtınızı atlayarak, “yok” sayarak ilerleyemezsiniz!

Anlatmaya çalıştığımız şudur: Karşıtınızı atlayarak, “yok” sayarak ilerleyemezsiniz! Çünkü o sizinle aynı evrendedir. Aynı hayatın, aynı sorunsalın içindedir. “Baş çelişki”, “temel çelişki” gibi keskin ve mutlak karşıtlığa oturtulmuş uzlaşmazlığın öznesi gibi görmeye/algılamaya devam edemezsiniz…

Demokratik değişim sürecinin her aşamasında bu hakikat karşınıza çıkar. Sadece size ait bir yeryüzü ya da gökyüzü asla olmayacak! Karşıtını, “antagonist çelişki” kategorisinde gören anlayış ve bu anlayışa dayalı savaşlar yok artık. Olsa bile sürüp giden tekrarın, kısır döngünün parçası olarak kalır!

Bu teorik değer, “karşıtlar mücadelesinimutlak tasfiye zemininden barışçıl alana çeker. Böylece Kapitalist moderniteden -demokratik moderniteye geçiş gibi özel bir zaman dilimi oluşur.  Ve bu zaman, karşıtını dışlamayan, düşünsel, politik ve ahlaki mücadeleyi merkeze oturtan bir diyalektikle işler.

Böylece karşıtlar arasındaki antagonist çelişki, sosyal tarih ve mücadelelerin evrimiyle “uzlaşır” olana dönüşür. Sosyolojik değişimlere bağlı ortaya çıkan bu “teorik saptama”, karşıtlar ilişkisini yeniden düzenler. Bunun somut sonuçlarından biri hatta en önemlisi, politik ayrışanlar kadar çatışanların karşılıklı varlığı, kabulü ve meşruluğudur.

İç çelişkiler ve konumlanışlar…

“Yüz çiçek açsın yüz fikir akımı bir arada tartışsın”demokratik bir önermedir.

Bu durum toplumsal boyutun işlevliği kadar,  iç barış sürecini de gerektirir.  Değişim diyalektiği, farklı görüş ve eğilimlerin dışlanmasından demokratik birliğine giden yolu açar. İdeolojik-kurumsal katılık ya da daha başka nedenlerle dışlanmış, bir yana itilmiş birey ve kesimleri demokratik birliğe çeker. Demokratik alanın köklü ve yeniden yapılanmasını zorunlar. Potansiyeli açığa çıkararak binlerce atılı kanatlandırır. Bu, düşünülenin aksine ideolojik teslimiyeti ya da kabulü içermez. “Değişim” ya da “değişmek”; yeni fikirler kadar, değişen zaman, farklılaşan ihtiyaçlarla yeniden yapılanmaktır.  “Yüz çiçek açsın yüz fikir akımı bir arada tartışsın.” gibi demokratik anlamlar taşır. Bu, burjuva modernist değil, demokratik bir önermedir ve son derece çağcıldır.

Burada sol çocukluk hastalığını aşmak güncel zorunluluk olarak açığa çıkar.  Oluşan ön yargıları, dar siyaseti, sayısız suçlama ve teşhire onay veren alan kültürünü; politik-kurumsal alışkanlıkları bir kenara bırakmak doğru olur. Her bireyin her zaman ve her koşulda bir diğerinden öğreneceği çok şey vardır. Demokrasi de “aynı”ların değil, farklı fikir ve önermelerin birliğinden doğar. Yapı içi düşünce ve ifade özgürlüğünü gerektirir. 

Böylece, son 25 yıllık birikimlere rağmen, içerik olarak tam demokratikleşmemiş yapı problemleri, iç yapı sorunsalı aşılabilir.

Yeni süreçte çelişkinin niteliği ve ‘iç çelişkiler’ meselesi
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir