İdris Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Haftanın Vicdanı: Yaşı büyütüp  Çocukluğu Sildiler

Haftanın Vicdanı: Yaşı büyütüp  Çocukluğu Sildiler

featured
Haftanın Vicdanı: Yaşı büyütüp  Çocukluğu Sildiler

İdris Yılmaz

Bir çocuğun yaşına yedi yıl eklemek için takvime ihtiyaç duymadılar. Hastane koridorunda bir kapı açıldı. Doktor başını uzattı. Karşısında yüzünde çocukluğun bütün izlerini taşıyan Emrah duruyordu. İçeriden bir ses geldi: “Savcı 7 yaş büyütün demişti.” Doktor baktı. “Gördüm, tamamdır, çıkın” dedi. Kapı kapandı.

Emrah o kapının önünde birkaç dakika bekledi. İçeriye on beş yaşında girmişti; dışarıya yirmi iki yaşında çıkarıldı.

Takvim değişmedi. Yüzündeki çocukluk değişmedi. İlkokul birinci sınıfta çekilmiş fotoğrafı, okul belgeleri ve aile nüfus kayıtları olduğu yerde duruyordu. Değişen yalnızca devletin onu cezalandırabilmek için ihtiyaç duyduğu yaştı.

Emrah Bayram, 11 Ekim 1994 doğumluydu. 27 Eylül 2009’da Bitlis’in Kayalıbağ, Kürtçe adıyla Lêrd köyü kırsalındaki çatışmanın ardından HPG üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındığında on beş yaşındaydı. Çocuk olarak yargılanması gerekiyordu. Emniyetin talebiyle götürüldüğü Bitlis Devlet Hastanesi, onun yirmi iki yaşında olduğuna dair rapor düzenledi. İstanbul Adli Tıp Kurumu ise bu rapor üzerinden kesin yaş tayininin teknik olarak zor olduğunu bildirdi. Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi buna rağmen doğum yılını 1994’ten 1987’ye çekti.

Mahkemenin kalemi kâğıdın üzerinde yedi yıl geriye gitti. Emrah’ın hayatı ise bir daha çocukluğuna dönemedi.

Yaşa eklenen yedi yıl, onu çocuk mahkemesinden aldı; ağır ceza mahkemesinin önüne koydu. “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçundan müebbet, ayrıca 10 yıl 5 ay hapis cezası verildi. Karar 2013’te Yargıtay tarafından onandı.

Dosyanın en çıplak çelişkisi daha sonra bir noter odasında ortaya çıktı. Emrah yeni avukatına vekâlet vermek istedi. Noter, yaşının küçük olduğunu söyleyerek anne ve babası gelmeden işlem yapmadı. Aynı devletin mahkemesi onu müebbet için yetişkin, noteri bir imza için çocuk saydı.

Yıllar sonra Patnos Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu, 3 Şubat 2022 tarihli raporunda kemik yaşını otuz olarak değerlendirdi. Emrah gerçek kaydına göre o gün 27 yaşındaydı. Mahkemenin yazdığı 1987 tarihi doğru olsaydı 34 yaşında olması gerekirdi. Otuz sonucu tek başına kusursuz bir doğum tarihi vermez; fakat önceki kararın bilimsel kesinlik taşımadığını apaçık gösterir.

Zaten kemik yaşı kronolojik yaşın aynısı değildir. Tıbbi yaş tahminlerinin hata payı vardır. Çocuk hakları standartları, yaş konusunda kuşku kaldığında bu kuşkunun çocuk lehine yorumlanmasını; tıbbi testin tek başına belirleyici yapılmamasını ister. Emrah’ın dosyasında ise kuşku çocuk lehine değil, daha ağır ceza lehine kullanıldı.

Üstelik ortada yalnızca bir röntgen yoktu. Çocukluk fotoğrafı vardı. Okul kaydı vardı. Aile nüfus kaydı vardı. Bunlar birbirini tamamlayan bir hayat hikâyesiydi. Yargı, hayatın bütününü dinlemek yerine kemiğe baktı; kemiği de istediği hükme göre yorumladı.

Mahkeme daha sonra yaş düzeltme başvurusunu “kesin hüküm” gerekçesiyle reddetti. İstinaf, önce usul eksiklikleri nedeniyle yeniden yargılama istedi. Yerel mahkeme benzer karar verince talep bir kez daha reddedildi ve 13 Mart 2026’da onandı. Avukat Derya Yıldırım 3 Haziran’da Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Bilimsel raporun neden yok sayıldığının açıklanmamasını adil yargılanma hakkının ihlali olarak gösterdi. Yargılamanın yenilenmesi talebi de kabul edilmedi.

Hukukun önünde şimdi basit görünen ama ağır bir soru duruyor: Bir mahkeme kararı kesinleşti diye yanlış da sonsuza kadar kesinleşir mi?

Kesin hüküm, yargılamayı bitirir. Maddi hakikati değiştirmez. Yeni belge, ciddi bilimsel çelişki ve yargılamanın güvenilirliğini sarsan olgular ortaya çıkmışsa hukuk kendi kararına tapınamaz. Hele hükmü kuran mahkeme başkanı, üye hâkim ve savcı daha sonra “FETÖ” soruşturmaları kapsamında meslekten ihraç edilmişse, dosyaya yeniden bakmak bir lütuf değil, adaletin borcudur.

Emrah’ın başına gelen, tarihin içinde kaybolmuş tek bir yanlış değildir. 1937’de Dersim ileri gelenleriyle birlikte idam edilen 16 yaşındaki Resik Hüseyin’in yaşının büyütüldüğü; 74 yaşındaki babası Seyid Rıza’nın yaşının ise idama engel olmaması için küçültüldüğü, insan hakları örgütlerinin kayıtlarında yıllardır anlatılıyor. Darağacı hangi yaşı istediyse kayıt ona doğru eğildi.

12 Eylül karanlığında Erdal Eren’in dosyasında çocukluk yine hükmün önünde engel sayıldı. Ailesi ve avukatları, suç tarihinde 18 yaşından küçük olduğunu söyledi. Kemik yaşı incelemesi talebi kabul edilmeden idam infaz edildi. Bu nedenle Erdal Eren, toplumun hafızasında yalnızca asılan bir genç değil; devletin kuşkuyu bile çocuğun aleyhine çevirebildiğinin adı olarak kaldı.

2006’da Terörle Mücadele Kanunu değiştirildiğinde artık her çocuğun nüfus yaşını tek tek büyütmeye ihtiyaç kalmadı. On beş yaşından büyük çocukların özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yetişkinlere benzer hükümlerle yargılanmasının yolu açıldı. “Taş atan çocuklar” denilen yüzlerce Kürt çocuğu birkaç taşın karşılığında yıllarca hapis tehdidiyle büyüdü. Yalnızca 2006 ve 2007’de, 12–18 yaş arasındaki 737 çocuk hakkında TMK kapsamında dava açıldığı dönemin Adalet Bakanlığı verilerine yansıdı.

Sonra Mazlum İçli’nin çocukluğu bir dosyanın altında kaldı. On dört yaşında tutuklandı. Kobanê protestoları sırasında dört kişinin öldürülmesinden sorumlu tutuldu. Olay saatinde 140 kilometre uzaktaki bir düğünde müzik yaptığına ilişkin görüntüler, HTS kayıtları ve tanık anlatımları dosyaya girdi. Buna rağmen 124 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’nde karara bağlanmayı bekliyor.

Resik Hüseyin’den Emrah’a uzanan çizgide değişen yalnızca mahkemelerin adı ve duvarların rengidir. Devlet siyasi bir dosyada çocukla karşılaşınca önce onun çocukluğunu iptal ediyor. Çocuk; korunması, dinlenmesi ve topluma yeniden kazandırılması gereken bir insan olmaktan çıkarılıyor. Ağır cezanın önünde duran küçük bir usul engeline dönüştürülüyor.

Oysa çocuk adaletinin amacı intikam değildir. Çocuğun üstün yararını korumak, özgürlüğünden yoksun bırakmayı son çare saymak ve çocuğu toplumla yeniden buluşturmaktır. Emrah’ın dosyasında bunun tersi oldu: Önce çocukluğu elinden alındı, sonra çocuk olmadığı varsayımı üzerine geri dönüşsüz bir hüküm kuruldu.

Bir çocuğun yaşı yalnızca kemiklerinde yazmaz. İlk okul çantasında, boyunun yetişmediği sırada, annesinin elinden tutarak geçtiği kapıda, arkadaşlarının arasında çekilmiş fotoğrafta da yazılıdır. Mahkeme bunların tümünü görmeden cezaya uygun bir yaş seçiyorsa, tıp da hukuk da hakikatin değil hükmün hizmetine sokulmuş demektir.

Bugün yeni bir barış ve demokratik çözüm sürecinden söz ediliyor. Bu süreç yalnızca silahların susmasını değil, güvenlikçi yargının geçmişte öğüttüğü hayatlara yeniden bakmayı da gerektirir. Barış, geleceğe doğru yeni kapılar açarken içeride bırakılmış çocuklukları karanlıkta bırakamaz.

Emrah Bayram ayrıcalık istemiyor. Çocukluk fotoğrafına, okul kayıtlarına, aile nüfusuna ve yeni sağlık raporuna önyargısız bakılmasını; hükmün değil hakikatin esas alınmasını istiyor. Bir mahkeme yanılmışsa hukuk, o yanlışı koruduğu ölçüde devlet; düzeltebildiği ölçüde adalet olur.

Bir savcı yedi yıl eklenmesini isteyebilir. Bir doktor kapıdan bakıp “tamamdır” diyebilir. Bir mahkeme o birkaç saniyeyi müebbet hükmüne dönüştürebilir.

Ama hiçbir hüküm, bir çocuktan alınan yılları geri veremez.

Editörün Notu: Munzur Press’te yayımlanan köşe yazılarında dile getirilen görüş, değerlendirme ve ifadeler yazara aittir; Munzur Press’in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Haftanın Vicdanı: Yaşı büyütüp  Çocukluğu Sildiler
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter