Ferhat Tunç
Onu anlatmaya kalksak önce bir kapı sesi gelir aklımıza. Wiesbaden’de bir apartmanın zili, yaz gelince Dersim’de Pertek’te bir avlu kapısının gıcırdayan menteşesi. Zeyno Ana’yı herkes böyle tanıdı: Kapıyı açan, içeriden gelen ekmek kokusunu dışarıya taşıyan kadın. Wiesbaden sokaklarında da, Pertek’in serin rüzgârında da sofrası hep kalabalıktı. Tanıyıp da kapısını çalmayan, ekmeğini bölmeyen kimse kalmadı.
Masasında çay hiç eksilmezdi. Fincanlar birbirine değer, şeker karıştırılırken çıkan o incecik ses evin kendi dili olurdu. “Aç mısın?” diye sormaz, önüne bir tabak koyardı zaten. Elleri hamura değerken yüzü aydınlanır, tandırın başındaki sabrı kışlık hazırlık telaşına dönerdi. Pertek’teki evin önündeki dut ağacı yazın gölgesini cömertçe dağıtırdı. Altına çekilen minderler, orada anlatılan hikâyeler, kahkahalar… Zeyno Ana dinlerken başını hafifçe yana eğer, gözleriyle “anladım” derdi. Bu yüzden ona “İyilik Meleği” dedik. Çünkü iyiliği lafını etmez, yapardı.
Kurmeş’in Kekre Toprağında Bir Çocukluk
Pertek’e bağlı Kurmeş köyünde doğmuş, yokluk ve yoksulluk içinde büyümüştü Zeyno Ana. Kurmeş, Dersim’in Pertek ilçesine yaslanmış bir dağ köyüdür. Coğrafya burada hep dikine yazar kendini: Sarp yamaçlar, engebeli sırtlar, göğe omuz veren kayalıklar.
Yazları kurak bir sabırdır Kurmeş’te. Toprak çatlar, güneş yakar. Kışları ise sert bir beyazlık çöker. Soğuk iliklere işler, kar yolları yutar. Ama her mevsimin sonunda, bu dağ köyü kendi küllerinden yeniden doğmayı bilir.
Gün batarken Kurmeş’in kadınları, günün yorgunluğunu çeşme başında sözle hafifletirmiş. Zeyno, bakır bakracıyla çeşme başına varmıştı. Su, taştan yalağa dökülürken çıkardığı ses, köyün akşam sessizliğine karışıyordu.
Diğer kadınlar çoktan toplanmıştı. Eteklerini toplayıp çömelmişler, bir yandan yün eğirip bir yandan dilden dile söz taşıyorlardı. Zeyno, bakracını doldururken kulağını onlara verdi.
Tam o anda, suyun şırıltısını delip bir fısıltı düştü yüreğine:
“Hıdır’ın anası, oğluna gelin bakmaya komşu köylere gidiyormuş.”
Bakrac Zeyno’nun elinde ağırlaştı. Çeşmenin suyu bir an için durmuş gibi oldu.
Keçi Yolunda Verilen Söz
O gece uyku Zeyno’nun kirpiğine değmedi. Yastık taş kesildi, yorgan dert oldu üstüne. Çocukluğundan beri koynunda büyüttüğü, adını suya her bakışında andığı adamı, bir başkasının avucuna bırakmaya yüreği varmadı.
Gizlice sevmişti. Duvarların, kayaların, meşe dallarının bildiği bir sevdaydı bu. Şimdi o sevda, komşu köylerin yoluna düşecekti.
Sabahın ilk ışığında, Hıdır’ın dağdan inişini bekledi. Keçi yolunun dar yerinde, göğsünü siper edip önüne dikildi. Kaşları çatıktı, nefesi telaşlıydı.
Dili Kurmeş’in kekre toprağı gibiydi, lafı dolandırmadı:
“Duydum ki evleneceğin kızı bakıyormuş annen… Ulan ben buradayım, ne diye başka köylerde gözün?”
Azar değildi bu, yakarıştı. Kıskançlık değildi, yılların birikmiş hasretiydi.
Hıdır bir an şaşırdı. Sonra o çetin yüzünde bir gülüş açtı. Munzur’un ilkbaharda coşması gibi… Meğer o da aynı yangında kavruluyormuş da söylemeye dili varmıyormuş.
Orada, keçi yolunun orta yerinde, iki inatçı yürek birbirine söz verdi. Ne dünür gitti, ne başlık konuşuldu. Aşk, kendi kararını kendi yazdı.
Sonra mı?
Sonra bir ömür. Birlikte kurulan bir ocak, birlikte bölüşülen bir sofra. Hıdır’le Zeyno, Kurmeş’in taşına, Munzur’un suyuna tanıklık ettiler.
Çünkü bazı sevdalar, başkasına kaptırılmayacak kadar kadimdir.
Ardında Kalan En Uzun Cümle: İyilik
2019’un Mart’ında ülkeden ayrılalı henüz iki ay olmuştu. Bir akşam telefon çaldı; hastaneye kaldırılmıştı. “Geçer” dedik, “Zeyno Ana güçlüdür.” Ama olmadı. Ani bir rahatsızlık, kısa bir bekleyiş… Ve bir daha kapısı açılmayan o sessizlik. Wiesbaden’daki apartmanın zilinin üstündeki isim hâlâ oradaydı, Pertek’teki avlunun kapısı ise usulca kapandı.
Onun beklenmedik gidişiyle bir yanımız eksildi. Öksüzlük sadece çocuklara mahsus değilmiş meğer. Sevgili eşim Sevgi’nin annesi, kızım Deren’in “Nineciği”, benim kayınvalidem Zeyno Ana’mızı, aramızdan ayrılışının yedinci yılında derin bir özlem ve minnetle anıyoruz.
Zaman geçiyor, ama bazı kokular geçmiyor: Taze ekmeğin buğusu, demli çayın dumanı, o dut ağacının serin gölgesi. Bazı sesler de öyle: “Gadan alam, kaldı mı bir şeye ihtiyacın?” diye soran o yumuşak ses. Onu hatırladıkça anlıyoruz; iyilik, bir insanın ardından kalan en uzun cümledir. Biz de o cümleyi her gün yeniden kuruyoruz.
2013 yılının Eylül’ünde, bir ömür birlikte geçirdikleri Hıdır Amcamızı uğurlamıştık. Onun gidişiyle evin nefesi eksildi adeta. Ardından Zeyno Ana altı yıl boyunca derin bir yalnızlığa kapandı. Her gününü, kavuşacağı günü sabırsızlıkla bekleyen bir vedaya çevirdi.
Onlar şimdi hayat hikâyelerinin başladığı o köyde, Kurmeş’te yan yanalar yine. Bu kez sonsuzluğa kadar. Her ikisini de bitmeyen bir özlemle anıyoruz.
Yokluklarında içimizi ferahlatan tek şey, bize bıraktıkları yol. Ekmeği bölüşmeyi, kapıyı açık tutmayı, insana “Ben buradayım” demeyi onlardan öğrendik. Mirasları sararmayan fotoğraf kareleri değil sadece; biriktirdikleri insanlık da bize kaldı.
