Politik, kurumsal bir sıfatım yok. Kendimi “aydınlanmaya çalışan birey” olarak tanımlıyorum. Köşe yazarı ve gazeteci kimliğim var. Kürdüm. “Kürt meselesi ve demokratik barışçıl çözümü” duyarlılıklarım arasındadır. Bu bağlamda “çözüm süreçleri” kadar, “Kürtler arası yakınlaşmaları” ve bu yakınlaşmaya dönük her demokratik uğraşı değerli bulur, ancak eleştirel yaklaşırım. Zira, her türlü birliğin ve demokratik değerin bu yaklaşımla ortaya çıkacağına inanıyorum.
Rudaw Muhabiri Solîn Muhamed‘le Salih Müslüm diyaloğu
Bir arkadaşım beni arayarak, “sana bir video attım, lütfen izler misin” dedi ve ekledi, “sahi bu nasıl iş?” Merak edip videoyu izledim. Görüntü sanırım “Kürt Ulusal Konferansı”ndan… Ya Konferansa ara verilmiş ya da sonundan bir sahne. Emin değilim. Görüntülerde, mikrofondaki logodan RUDAW’dan olduğu anlaşılan bir kadın muhabir var. Mikrofonu, saygın ve sempatik biçimde oturmakta olan Salih Müslüm’e uzatıyor. Aralarında geçen Kürtçe diyalog şöyle. Anladığım kadarıyla çevirerek aktarıyorum:
Rudaw Muhabiri: Sayın Salih Müslüm. Nasılsınız iyi misiniz?
Salih Müslüm: Sağ olun.
Rudaw Muhabiri: Konuşabilir misiniz?
Salih Müslüm: Sen Rudav’dan mısın?
Rudaw Muhabiri: Evet.
Salih Müslüm: (eliyle reddederek, hayır işareti yapıyor)
Rudaw Muhabiri: Okey. Kabul etmedi, tamam. (Diyerek dönüyor…)
Birlik esprisinin dili…

Suriye “Rojava” bölgesinde, tertipçilerinin “Ulusal Konferans” olarak tanımladığı bir çalışmanın yapıldığını bilmeyenimiz yok. Anladığım kadarıyla konferansa tüm Kürt yapıları davet edilmiş… Ayrıca azınlıklar, davetli misafirler de var… “Birlik yolunda” önemli bir adım olduğu/olacağı yazıldı, çizildi. “Kürt demokratik birliğine”, oradan “halkların birliğine” doğru barışçıl bir yol çizilmiş… Bir Parti’ye, Güç’e ya da Hareket’e özel değil. Yani “iç konferans”, “yapı içi konferans” özelliği taşımıyor. Her güç, her eğilim, her grup katılım sağlayabilir. Sanırım pratik olarak da böyle gelişmiş…
Konferans “Ulusal” olunca, “ulusallık” içeren birey ve yapıları dışlamak; tutum almak, ambargo koymak konferansın ruhuyla da amacıyla da çelişir. Başka sorun ve çelişkileri öne almak boşa çıkarıp bozar… Alınırsa, çalışma “Ulusal” olmaktan çıkar.
Türk, Kürt, Arap, Acem kim olursa olsun eğer “Ulusal Birlik” esprisiyle bir çalışma yapılıyorsa, esneklik ve hoşgörü zorunlu hale gelir. Siyasal etiğin gereği de budur. “Birliğin” zedelenmemesi için, olgun, kapsayıcı ve mütevazı bir dil öne çıkar. Vücut dili de politik dil ve üslup gibi estetize olur. Saygın olur. Birliğe hizmet eder.
“Ulusallık” bunu gerektirir.
Olgunluk da…
Çözüm ve demokratik birlik için ileri adımlar da bu hoşgörüden çıkar.
Bu nasıl bir “birlikçi” tavır?

Salih Müslüm, gördüğümüz kadarıyla önemli bir politik figürdür. Geçmiş Çözüm Süreçlerinde önemli roller üstlenmiştir. Diplomasi yapmıştır. İzledik. Yapıcı, kapsayıcı bir izlenim yaratmıştır. Eminim hayli ilgi de görmüştür.
O, Salih Müslüm’e ne oldu?
Bilemem.
Salih Müslüm, Konferansta, katılımcı kimliği taşıyan bir kadın muhabiri “Rudaw’lı” diye reddetmiştir.“Ulusal bir platform”da, “Ulusal çalışmaların yapıldığı” bir zeminde; politik tutum ve vücut diliyle zarar vermiştir.
Tavrı olgun ve yapıcı olmamıştır. “Konferansın” ruhuyla da amacıyla da çelişmiştir.
Rudaw ne olursa olsun… Konferansa ‘basın’ olarak kabul edilmiştir. Dolaysıyla meşrudur. Yasaldır. Hakları vardır. Haber alma, haber verme haklarına sahiptir.
Salih Müslüm’ün Rudaw muhabirine takındığı tavır anti demokratiktir. Yapıcı değil, dışlayıcıdır. Dar siyasetçiliktir.
Bir Kürt ve aydın olarak, Salih Müslüm’un bu tavrını kınıyorum!
