1.Bölüm:
Evet, öyleyiz!
Sovyetik devrimleri “iktidar/devlet dışı” alternatifler geliştirememiştir. Sorgulamış ancak alternatif oluşturamamıştır. Dış emperyalist kuşatma, içeride devrilen burjuvazinin canlanma olasılığının (geri dönüş) yarattığı güvenlikçi/korunmacı politikalar tıkatıcı olmuştur. Alaşağı edilen burjuvazinin yerini “proletarya diktatörlüğü” almış, ancak bu diktatörlük gerçek anlamda halkların ve emekçilerin öz yönetimini yaratmamıştır. Yaşanan sosyal sapma, Komünist Parti yönetimlerini güçlendirerek ayrıcalıklı sınıf konumuna getirerek “parti diktatörlüğü”nü yaratmıştır.
Emperyalist merkezler, bu durumu çok iyi değerlendirmiş; Rus Devrimi şahsında sosyalizme karşı büyük algısal operasyonlar yürütmüştür. Bu operasyon, Truman Doktrini ve tüm soğuk savaş boyunca devam ettirilmiştir.
İç çürümeyle buluşan bu yönelim son derece güçlü ve organize geliştirilmiş, sosyalizm, bir anda “tu kaka” olmuştur! Dahası, alternatifi olduğu kapitalizmle aynı platformda anılmaya başlanmıştır. Sosyalizme inananlar bile adını anmaktan imtina eder hale gelmiştir.
Kapitalizm açısından da “görece kabul edilebilir” olan “demokrasi” ise, bir anda ilerici güçlerin elindeki “sihirli değnek” oluvermiştir. “Her derde deva”, “her şeye kadir” olarak ünlenmiştir. Sosyalizmin üzeri çizilirken, “demokrasi” hemen hemen her kavramın, her önermenin “ön eki” olarak onurlandırılmıştır! “Demokratik toplum”, “Demokratik ulus”, “Demokratik düzen”, “Demokratik siyaset…” “Demokratik işleyiş…” Gibi, gibi, gibi…
Sosyalizm bugün de en ileri sosyal örgüdür.

Yeri gelmişken belirtelim: Demokrasi, sosyalizmin çelişkisi değil, değeridir. Ancak demokrasi, daha çok bir yönetim biçimidir. İdari bir olgudur. İşleyişle ilgilidir. Genellikle hak ve özgürlüklere yanıt verecek sistemi tanımlar. Yani ağırlıkla ve özellikle kurumsaldır. Sosyalizm ise, daha çok toplumsaldır, yaşayışla ilgilidir. Yatay kolektiftir. Bir toplumun yaşam ve davranış biçimlerinin tümünü kapsar. Bu özelliği ile kurumsal olmaktan çok sosyal, kültürel ve ahlakidir.
Sosyalizm bugün de en iyi, en ileri sosyal örgü; sosyal düzendir.
Vahşi kapitalizmin hiçbir versiyonu, hiçbir açılımı sosyalizmi aşmış değildir. Aynı biçimde sosyalizmin reel biçimleri (gerçekleşen sosyalizm) sosyalizmi, sosyal, kültürel, politik ve ahlaki seçenek olmaktan alıkoymaz. Tartıştırır ancak alternatif olmaktan çıkarmaz. Bir diğer ifadeyle kapitalizmin korunma yeteneği vardır; ancak kendini aşma yeteneği yoktur. Vahşi kapitalizmin kendi içindeki bir üst aşaması yine kapitalizmdir. Özel aşama olarak emperyalizm de aynı formdadır. Ebedi değildir. İlerici ve ilerletici vasfı yoktur.
Paradigmasal olarak da sosyalist düşünce ve kültür; günümüz koşullarında, doğru ya da doğruya en yakın bakış açısıdır. Kapitalizmin vahşi ve yıkıcı yükselişine alternatif olmak, yeni yollar aramak da bu perspektifle mümkün olmuştur.
Bu durumda sosyalizmi, insanlığın evrensel düşü, kimliği, özgür ve eşit yaşam biçimi olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Sosyalizm, teorik ve pratik olarak toplumun çıkarlarıyla özdeşlik kurar, kolektif taleplerini ön plana alır ve gerçekleştirir. Kapitalizmin yapısındaki olumsuzlukları, çürüme ve yozlaşmayı açığa çıkararak alternatifler geliştirir.
Sosyalizmin “tek ve mutlak” biçimi: Klasik Sosyalizm.

Sosyalizmin tek ve mutlak biçimi yoktur. Marksist teoremin en büyük hatası sosyalizmi “tek ve mutlak” biçime indirgemiş olmasıdır. “Somut şartların somut tahlili”ni metodik olarak kabul etmiştir. Ancak Sosyalizmi, her ülkenin, toplumun, devletin özgül şartlarına uygun önermelerle ele almamıştır. “Tek ve Sovyetik” olanda ısrar edilmesi bürokratik-dogmatik sosyalizmi beslemiştir. “Öncü” olarak Komünist ya da Sosyalist Partileri ise birer bürokratik idari aygıta dönüştürmüştür.
Bu konuda özellikle Yemen Sosyalist Partisi (YSP)’nin (80-90’lı yıllar) yapmış olduğu özeleştiri önemlidir. YSP, siyasal yozlaşmanın Parti ve Parti organlarını halk ve toplum gerçekliğinden koparak, birer bürokratik idari aygıta dönüştüğünün altını çizmiştir.
Böylece şeklen sosyalist, nitelik olarak dogmatik olan klasik sosyalizmin, kapitalizmi aşamadığını; insanlığın özgürlük-mutluluk arayışına çözüm bulamadığını söylemek gerekir.
Sonrasında da durum farksızdır…
Sonrasında, “Yirminci Yüzyıl Sosyalizminin Yeni Biçimleri” tartışmalarıyla bu aşılmaya çalışılsa da, “Sınıf”, “Ulus”, “Devlet” vb. hakkındaki klasik tanımlamalar, sosyalizmi bilimsel olandan uzaklaştırmıştır. Teorik olarak sosyalizmin gelişmiş kapitalist toplumlarda öngörülmesi, sömürge ve yarı sömürgelerde öngörülmemesi, dayandığı dinamikler konusunu da yanılgılı hale sokmuştur. Devrim, Batı’da beklenirken Doğu’da geçekleşmesi ilk önemli travmayı oluşturur. Bağlı olarak başta Rus Devrimi ve diğer prototiplerin, iç çelişkiler ve sosyal farklılıkları “iradi müdahalelerle” giderme yolunu seçmeleri tüm sosyalist devrimlerin, “devlet sosyalizmi”ne dönüşmesine neden olmuştur.
Devam edecek…
