escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Felsefe
  4. Ölümden muaf ruhlar ve birey üzerindeki yapıcı rölü…

Ölümden muaf ruhlar ve birey üzerindeki yapıcı rölü…

featured
Lahte Nehri’nde arınma ritüeli...

2.Bölüm: Ruh’un sağaltıcı gücü…

Birinci bölüm’den: Böyle de olsa, Leo Buscaglia’nın “tinsel deneyim”i üzerinde durmak gerekir. Zira, bireyin dokunma, deneyimleme, gözlemleme yoluyla edindiği bilgi ve bunun yarattığı düşünsel, ruhsal sonuçlar önemlidir. Kişiliğin oluşması ve onarılmasında etkin bir yere sahiptir.  Ve tüm bu tinsel deneyimler, (oluşma, arınma, sadeleşme) daha genel almamda kendini bulma ritüelinin önemli unsurlarındandır. Ve bu ritüeller bugün, birey ve toplum hayatından neredeyse tümüyle çıkmış olan yapıcı ruhu ve iradenin de önemle altını çizer…

Montaıgne, “Ruhlar ölümden muaftır; ilk bedenlerini terk ettikten sonra hep başka evlere gider, kabul edilir ve yerleşirler” der.   Claudian’da ruhlara ilişkin şu benzeşmeyi yapar: “Onlar (ruhlar) dilsiz hayvan bedenlerine, kabaları ayıların, hırsızları kurtların ve hilekarları tilkilerin bedenine hapseder. Ve çok yıllar sonra, binlerce şekilden geçtikten sonra Lethe nehri (*) onları temizler ve sonunda ilk insan bedenine dönerler.” Ruh-hayvan betimlemesi iyi ruh kötü ruh ayrışması açısından önemsenebilir. Ruhun reankarne olduğunu söyleyen Pisagor ve Empedokles çok da doğru bir noktada durmuyor. Biz gerçek hayatta kahramanların (bitkiler, hayvanlar, insanlar) yarattığı sağaltıcı enerjinin insanda yarattığı sarsıcı etki ve bu etkinin insanın kendini tamamlamasındaki rolünden bahsediyoruz.

Bu konuda Sokrates’e yakınız. Sokrates, ruhun gıdası akıldır. Beynimiz ne kadar çok felsefeye ve akletmeye (düşünmeye) yorarsak ruh o denli bilgeleşir ve mutlu olur” der.

Geç kapitalizm: Acıya yabancılaştırma.

“Ey Başkasının acısıyla kaygılanmayan, sana insan demek yakışık almaz” Sadi Şirazi.

Devrimci ruh ve iradenin günümüzde birey ve toplum hayatında önemli yer tutmayışı bir başka önemli problem olarak karşımıza çıkar. Ve bu problem, kolektif acılara karşı ilgisizliği özgür bırakır. Ve özellikle kapitalist çağda bu ilgisizlik, kayıtsızlık daha çok ajite edilir. Böylece birey, toplumsal dünyayla buluşmadan derin kırılmalar yaşayarak “acı” öznesine yabancılaşır.  Joel Kovel de “Geç kapitalizmin kendini iyi hissetme kültürü içinde, acı çekmenin değeri bugünlerde unutulmuştur. Aslında genel bir uyuşukluk ve kayıtsızlık düzeninin bir parçası haline gelmiştir” der. Ve “acı-ruh” ilişkisinin altını şöyle çizer: “Ruh acı çekmenin yeridir. Ötekine açılma dünyanın acısını hissetmek demektir. Kişinin her şeyden uzaklaştığı güzel manzaralı odalarda yolculuk yapılabilir, ama o yerler tinsel değillerdir.”

Ruh’un acı çekişi: Mutluluğun rahmi…

Ruh’un acı çekişi, radikal mutluluk umudunu da geliştirir.Tin’in (Ruh) yurdu, Öteki’nin yaşadığı acı’dır.

Tin’in (Ruh) yurdu, Öteki’nin yaşadığı acı’dır. Ve ruh, “adaletsizlik ve şiddet olarak kendini gösteren bu yanlışlığı hisseder. Ancak ruhun acı çekişi radikal mutluluk umudunu da ima eder.” Acı, sadece trajik olayların zihne vuran hali değildir. Aynı zamanda mutluluğun, özgürlüğün, güzelliğin rahmidir. Özgürlük acıdan doğar. Ruh’un kaynağı da aynı duygudur. Birey ötekine açıldıkça, toplumsallaşır ve “dünyanın acısını” acısını hissetmeye başlar. Bu hissediş, vicdani uyarılarla onu tutum almaya zorlar.

Bencillik azaldıkça, “Öteki” içeri doğru akmaya başlar. Ötekinin içeri akması bencilliği çözer. Böylece insanın yaşam algısı değişir. Bireyin, bakış açısı duyarlılığı da aynı oranda genişler.

Burada insan, “tekil varlık” olmaktan çıkmıştır. Artık “dünyalı”dır. Sadece kendinin değil, insanlığın yükünü taşır.

İradenin erdemin birlik ve dayanışmanın yarattığı ruh ve duygudan bağımsız değildir. Her birinin doğrudan etkisi altındadır. Afrika’nın aç çocukları, Amerika’daki yerli katliamı, bilmem neredeki vahşet onu doğrudan etkiler. Aynı biçimde sergilenen direnişler, ortaya konan kahramanlıkların yarattığı ruh her defasında kapısını çalar.

Bu ruh, iradesini keskinleştirir; böylece birey acının olduğu her yere koşar. Sorunsalı olarak görür, irdeler.

Kolektif ruhun eğitici estetiği…

Direnç, ruh’u çiçeklendirir…Kolektif ruh, sadece bireyleri disipline etmez, toplumların sürdürülebilirliğini de sağlar.

Kolektif ruh, sadece bireyleri disipline etmez, toplumların sürdürülebilirliğini de sağlar. Örneğin Car İstibdadına karşı mücadeleler, Faşist Franko ve Nazi zulmüne kalkan olmalar, Gaz odalarında, işkence tezgahlarında acıya direnç göstermeler, Saygon, Evin, Diyarbakır vb. zindanlarda ortaya konan iradeler; haksızlığa itirazlar, bedel ödemeler kolektif ruhun çiçeklenmesini sağlar. Uyuşmuş birey ve toplumlar da bu ruhla kendine gelir ve özgürleşirler. Kolektif ruhun eğitici estetiğidir bu…

Birey de bu ruhu kendi dünyasında estetize eder. En umutsuz anında hisseder ve sarılır. Acı’nın rahminde yani ölümün, yokluğun, korku ve yılgınlığın kol gezdiği her yerde; bir hücrelerde, ıssız bir sokakta, bir fabrika da okulda ya da herhangi bir acı yatağında bu ruhla beslenir. Bir çiçekleniş, özgür bir çıkış, bir tek söz, bir bakış ya da bir dokunuş etkiler onu…

Böylece bireyin kendini yapması ve tamamlamasında önemli bir öge daha devreye girmiş olur: Ruh!… Ve Montaıgne’den aktardığımız gibi, “Ruhlar ölümden muaftır; ilk bedenlerini terk ettikten sonra hep başka evlere gider, kabul edilir ve yerleşirler.”

Kapılar kapanırsa ne olur?

Ruh ölür. İrade zayıflar ve özgürlük ötelenir. Ruhun ölümü, acıyı unutturur. Acı unutulunca da birey, “ötekine açılma” ediminden vazgeçer. Joel Kovel’in tezi gerçekleşir. Birey, “genel bir uyuşukluk ve kayıtsızlık düzeninin parçası haline gelir.” Lethe Nehrinde arınmaya ihtiyaç duymaz olur.

Sonuç yerine: Ruh’un dönüşü…

Ruhun Dönüşü: “Akıl ve ruh aynı bedende oldukları için çatışırlar.”

“Akıl ve ruh aynı bedende oldukları için çatışırlar.” Bilinç yetersizse ruhu geri çeker. Acıya, zorluğa tavır aldırır. Özgür ruhları selamlamaktan kaçınan akıllar, günlük yaşamlarında da bu ruhu korku ve kaygılarına kurban eder. Politik korkular, pişmanlıklar, teslimiyetler, vazgeçişler gelişir. Kolektif ruhların yerini, kötü/ölümcül ruhlar alır. Ve bu ruh tek bedende özgür ruhlarla çatışır.

Özgür ruh, yabancılaşmayı reddederek öteki ile problemi çözer. Çelişkilerini giderir. Temas, Öteki’ne akış, ruhun yolunu açar. Böylece birey kendini tanır. Yargı, doğrulanır. Bahsettiğimiz “üç ana olgu” (kendini tanımak, ortamını belirlemek, Öteki’yle problemini çözmek) uyumlanmış olur. Kendine karşı kötülük süreci, özgürlük sürecine evrilir. İnsan, daha “iradeli insan” olur. Yaşamla bağı yıkıcı olmaktan çıkar. “Tinsel deneyimler” acıya yabancılaşmayı engeller ve onu özgür kılar…

Böylece birey, kendi içinde mutluluğun rahmine sahip olur…

(*) Lethe: Yeraltı dünyasında (Hades) akan nehirlerden biri. Bu nehrin suyundan içen gölgeler (ölülerin ruhları) dünyada yaşamış oldukları geçmiş fâni hayatlarına dair her şeyi unuturlardı. “Unutuşun nehri”.

Ölümden muaf ruhlar ve birey üzerindeki yapıcı rölü…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir