21 Mart. Newroz!
Bundan çok uzun yıllar önce özelliğini hiç bilmediğim bir tarih ve tarihsel olaydı “21 Mart” ve “Newroz.” Sonrasında ise, bambaşka duygularla karşıladığım, yaşadığım, andığım sayısız yaşanmışlık…
Zamanın anlamı, tarihin adı yoktu! Tarih ve zaman sadece kaybedilenlerden ibaretti. Tekmil tanrılar, tanrıçalar, kahramanlar ölümlüydü. Göçüp gitmişti. Ölümsüz tek insan yoktu. Kahraman da kahramanlığında izleri çoktan kaybolmuştu. Herkesin Kürt’ten, Kürtlüğünden utandığı, sakındığı yıllardı. İnkar edilmiş bir coğrafyada umutlar, aşklar, arzular, irade ve istekler medfundu. Umut, ömrü vefa etmez, kelebeklerden bile kısa yaşardı.
Sonra ne olduysa olmuş; kısacık ömürleriyle kelebeklerin çıktığı o umutsuz kozalardan talebeler çıkmıştı! Çıkar çıkmaz reddedilen, inkara uğrayan, hakir görülen, küçümsenen, alaya alınan öğrenciler… Ancak yaşları küçük, iddiaları büyük bu talebeler, umut ve düşün emekçileriydi. Bir tek insanı etkilemek/kazanmak için tarlada, harmanda, inşaatta çalışan, sırtında sarhoş taşıyan, az biraz bildikleriye en ciddi tartışmalara, seminerlere, giren emekçilerdi. Talebelerin elleri nasırlı zihinleri aydınlıktı. Bir şeyleri yoktu ama büyük inançları ve iradeleri vardı. Bir de derin duyguları…
İçlerinden biri sonradan karanlığa üç kibrit çöpü yakacaktı…
***
21 Mart. Tarihin artık bir adı, zamanın anlamı vardı. Ve zaman, talebelerin sayısız anı biriktirmesine izin vermişti…
Hatırlarım: 70’li yılların başlarıydı. Keko, Karakoçan’da Çingene Mahallesi’ndeki evlerinin bahçesinde bir masada oturuyordu. Masada birçok klasik kitap vardı. Açık duran ve hayli yıpranmış bu kitaplarda birçok cümlenin altı çizilmiş, sayfa kenarlarına notlar düşülmüştü. Keko başını kaldırmadan okuyor, çiziyor notlar alıyordu. Ben masaya oturmuş, izliyordum. O gün aramızda şöyle bir diyalog olmuştu.
“Ne yapıyorsun?”
“Hiç oturuyorum abi”. Bir an duraksadı ve tebessümle:
“Sen Bolşevik Partisi Tarihi’ni okudun mu peki?”
“Okumadım abi.”
Yüzündeki tebessüm kayboldu, ciddileşti.
“Olur mu okuman gerekir. Tarihte ilk kez devrim yapmış bir halkın tarihi bilinmeden devrim yapılamaz.”
Susmuş, biraz da utanmıştım. Keko devam etmişti.
“Bolşevik Partisi Tarihi burada, ev de var mı?”
“Var.”
“Getirir misin.“
Kitabı alıp masaya dönmüştüm.
“Otur oku” dedi gülümseyerek. Dediğini yapmıştım. Keko’nun karşısına oturup Bolşevik Partisi Tarihi’ni o gün okumuştum.
***
Keko ilçeye her gelişinde ya kitap okur ya da ortaokul, lise fark etmez öğrencilere toplumları, diyalektiği, ulusal sorunu anlatırdı.
Yine aynı yıllardı. Kaldığımız öğrenci evine gelmişti. “Kimse yok mu? Konuşacağımız, bir şeyler anlatacağımız kimseler yok mu? Küçük-büyük, ilk okullu, ortaokullu, liseli fark etmez. Varsa çağır gelsin.” demişti. Evde bir araya gelen küçücük çocuklara büyük bir ciddiyetle uzun süre toplumları anlatmıştı. Henüz 20’li yaşlardaki bu insanların yarattığı birikim olağanüstüydü. Sonrası yaşamları da olağanüstü olacaktı…
***
Yıllar sonra 82’de Diyarbakır zindanında Keko, üç kibrit çöpü yakarak Newroz’u kutlayacaktı. Ben ise aynı zaman diliminde Elazığ Askeri Cezaevi’nde olacaktım. Çünkü Keko, her birimizi çok önceden aydınlatmıştı…
***
21 Mart. Tarihin artık bir adı, zamanın anlamı vardı…
Ah Keko!
