1. Haberler
  2. Kültür Sanat
  3. Mezopotamya’ya Yolculuk ve Kudüs’te Hayal

Mezopotamya’ya Yolculuk ve Kudüs’te Hayal

featured

Söyleşi: Cafer Solgun

Yazar Ali Kemal Şahin ile geçtiğimiz yıl Belge Yayınları etiketiyle okurla buluşan Kudüs’te Hayal romanını konuştuk. Edebiyat eleştirmenlerinin “belgesel roman” olarak tanımladığı eser, Şahin’in sekiz cilt olarak tasarladığı Uzun ve Kutsal Yolculuk serisinin ilk kitabı. Şahin, yazma amacını, “Çocuklarımız, gençlerimiz için yazdım ve yazıyorum. Bu coğrafyanın okullarda öğretilmeyen tarihi, kültürel ve sosyolojik değerleriyle ilgili kaç kişiye ulaşabilirsem, bir fikir ve ilham kaynağı olabilirsem kendimi o kadar mutlu sayarım” sözleriyle anlatıyor.

Edebiyat eleştirmenlerinin “belgesel roman” olarak tanımladıkları Kudüs’te Hayal, Şahin’in ilk romanı. Fakat bir “ilk roman” olmasına karşın içerdiği konular, belgesel tadında aktarılan tarihî, kültürel, etnik ve etimolojik bilgiler nedeniyle yazın dünyasında dikkat çekti.

Şahin, Malatya-Kürecikli bir ailenin çocuğu olarak 1964 yılında İstanbul’da dünyaya gelen bir Kürt Alevisi. İddialı bir romanla yazın dünyasına girişini, “Şöhret olmak için yazmıyorum” diye izah ediyor ve devam ediyor:

“Çocuklarımız, gençlerimiz için yazdım ve yazıyorum. Ne kadar insanımıza ulaşabilir ve bu coğrafyanın okullarda öğretilmeyen tarihi, kültürel ve sosyolojik değerleriyle ilgili kaç kişiye ulaşabilirsem, bir fikir ve ilham kaynağı olabilirsem kendimi o kadar mutlu sayar, yazarlığımın karşılığını bulduğuna inanırım.”

Mezopotamya’ya Yolculuk ve Kudüs’te Hayal

Cafer Solgun: Bize romanınızın hikâyesinden bahseder misiniz? Hayatın farklı alanlarında çalışmaları olan biriyken neden roman yazarı olmaya ihtiyaç duydunuz?

Aslında bu romanın hikâyesi ilköğretim yıllarına kadar geriye gidiyor. Ortaokulda iken, İstanbul’un Haznedar semtinde okumayı seven, dünyaya karşı merak dolu, çok okuyan, kafadar üç-dört arkadaştık. Bir emekli öğretmenin kitapçı, kırtasiyeci dükkânı vardı ve oradan çok ucuza kitap kiralar, değiş tokuş yapardık.

Bir gün bana, “Elimde çok güzel bir kitap var, çok beğeneceksin,” dedi ve Jules Verne’in İnatçı Keraban Ağa isimli romanını verdi. Hikâye İstanbul’da başlıyor, Karadeniz’i Romanya, Bulgaristan üzerinden dolaşıp tekrar İstanbul’a geliyor. Yollar, halklar, kültürler, yemekler, maceralar… Bu kitabı okudum ve gerçekten de çok sevdim, etkilendim. Kitabı bitirince, “Ben de ileride çok gezecek, dolaşacak ve böyle bir kitap yazacağım,” diye düşünmüştüm. Bu romanın hikâyesinin ilköğretim yıllarına kadar geriye gittiğini söylememin sebebi bu.

Hayatın farklı alanlarında çalışırken bir yandan da ben bu kitaba hazırlık yapıyordum. Kafamda tasarlamış, planlamıştım ve 40 yaşında başlamayı hedeflemiştim yazmaya. Ama insan hayat pınarına hâkim olamıyor, her şey istediğin, planladığın gibi olmuyor bazen. 48 yaşında yazmaya başladım. Tabii hazırlık süreci diyebileceğimiz zaman zarfında günlükler tuttum, duyduğum, okuduğum ilginç hikâyelerin notlarını aldım. Değişik ülkelerde, değişik şehirlerde defterler dolusu yazdığım aforizmalar, hikâyeler oldu. Kitaba başladığım zaman elimde 800 sayfa dolusu hikâyeler birikmişti.

Niye böyle bir ihtiyaç duydum? Bildiklerini, gördüklerini, öğrendiklerini insanlara aktarmak. Temel meselem buydu. Bildiklerini, gördüklerini, öğrendiklerini insanlarla paylaşırsan onlar değer kazanır. Buna inanıyorum.

Konfüçyus’un şöyle bir sözü var: “Oturduğumuzda sen bir biliyordun ben de bir biliyordum. Sen anlattın, ben dinledim. Ben anlattım, sen dinledin. Kalktığımızda her ikimiz de iki biliyorduk.”

Çocuklarımızın, gençlerin öğrenmesi için bunları yazmamız lazım… Şeyh Bedrettin de Varidat’ında “Bilmek öğretmekle kaimdir, kalıcıdır,” diyor. Gene bir başka babında, “Bildiğini öğretmeyen en büyük cahildir,” diyor. Bu konuda Kürtlerin kronoloji kitabı olan Şerefnamede Şerefhan’ın aktardığı bir şiir var. Orada da diyor ki, “İnsanın bildiğini boş bir evde, boş bir odada söylemesi dahi içinde kalmasından çok daha iyidir.”

Bir yerde okumuştum, “Tarihte bir eylem olduğunda değil, asıl bir sonraki kuşaklara aktarıldığında olmuş olur.” Bu açıdan Kürt epopelerini (destanlarını), efsanelerini, dilden dile yaşatılmış ama yazılmamış hikâyelerini yazmak, önemli bir motivasyon kaynağı benim için.

Bütün bunlar bildiklerimizi, gördüklerimizi, duyduklarımızı, tecrübe ettiklerimizi, okuduklarımızı, hayata dair öğrendiklerimizi bizden sonraki kuşaklara aktarmanın önem ve gerekliliğini anlatıyor bize. Bu yüzden ve bu sorumluluğu hissettiğim için yazdım…

Okuduğum kitaplar…

Cafer Solgun: Okuduğunuz, etkilendiğiniz, size ilham veren yazar ve kitaplar vardır mutlaka…

Victor Hugo’ya soruyorlar etkilendiği, beğendiği romanları. O da diyor ki, “Bu dünyada yazılmış üç kitap var. Birisi benim Sefiller. İkincisi Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı. Üçüncüsü Dostoyevski’nin bütün eserleri.”

Victor Hugo’ya katılıyorum. Ama bu listeye tabii ki Don Kişot ve Cervantes’i eklemek gerekir. John Steinbeck ve Cennet’in Doğusu. Her kitabı favorim olmamakla beraber Amin Maalouf, Semerkand ve Doğunun Limanları. Elias Canetti ve Marakeş’te Sesler. Ivo Andrić ve onun dünyaca ünlü eseri Drina Köprüsü. Stefan Zweig’in öyküleri ve portreleri. Tabii ki Shakespeare (Can Yücel çevirisini özellikle öneririm). Türk yazarlarından Çetin Altan, Ahmet Altan, Can Yücel ve Sabahattin Ali başta olmak üzere beğenerek okuduğum çok sayıda yazar var. Ahmedê Xanî ve Mem û Zîn’i öneririm. Son kuşak Kürt yazarlardan Ramazan Çeper’i de tavsiye ederim. Bunlar hemen aklıma gelenler…

Psikoloji, psikiyatri kitaplarını okumaya ayrıca önem verdiğimi de eklemem lazım. Türklerden Engin Geçtan’dan, oradan Freud, Adler’e kadar, Jung’a kadar okumalar yaptım. Zaten Freud’u ileride anlatacağım için, Freud’un hemen bütün kitaplarını ve Freud hakkında yazılmış 4-5 kitap okudum.

Hepsini sayamadım ama bu yazarlar ve eserleri beni etkilemiş ve ilham vermiştir. Herkese de tavsiye ederim.

“Kapsamlı, yorucu ve sonuç itibarıyla çok zevkli bir çalışma süreciydi”

Cafer Solgun: Kudüs’te Hayal, oldukça geniş bir coğrafyada ve Mezopotamya’nın hayli çeşitli, çok kültürlü yapısını işleyen belgesel nitelikte bir roman. Kaynakçadan da anlaşılıyor ki kitabın şekillenmesi ciddi bir araştırma ve emek ürünü. Bu süreci biraz anlatır mısınız?

Çeşitli ve çok yönlü bir çalışma ve yoğunlaşma yöntemini esas alıyorum. Oluşturduğum okuma listeleri doğrultusunda okuyorum. Araştırma-inceleme ve edebiyat eserlerinin yanı sıra anı, tanıklık kitapları okudum ve okuyorum. Anlattığım konularla ilgili konunun uzmanlarıyla röportajlar yaptım. Belgeseller izledim ve alan araştırmaları yaptım.

Kudüs’te Hayal, sekiz cilt olarak planladığım serinin ilk cildi. Bu ciltlerin her birinde ele alacağım, işleyeceğim konular var. Bunları netleştirdikten sonra o konularla ilgili ciddi bir araştırma sürecine giriyorum. Yazacağım konuya hâkim olmayı önemserim. Örneğin Selahaddin Eyyubi ile ilgili kitabımın akışı içerisinde dikkatli okurun ilk defa gördüğünü, öğrendiğini dile getirdiği önemli bilgiler var. Bunun için Selahaddin’i konu alan yedi temel eser dahil elliden fazla kitap okudum…

Yeri gelmişken söyleyeyim. Bu çalışma vesilesiyle Kur’an, İncil, Tevrat gibi kutsal kitapları okudum. Bunlar dışında en az bir milyar insanı etkileyen Budizmi, Konfüçyüs’ü okudum. Sonra Êzidilik, Zerdüştilik, Alevilik okumaları yaptım. Felsefe serisini tekrar taradım. Menkıbeler, masallar, peri masalları okudum, derledim, arşivledim. Kürt efsanelerini, sonra dünya efsanelerini okudum. İşte Latin Amerika’nın kesik damarlarından Guatemala efsanelerine okumalar yaptık. La Fontaine’den Beydaba’ya, Beydaba’dan Ezop’a kadar fabl okumaları yaptım. Kürt fablı okuduğum gibi Fransızcadan özellikle Kürtçe fabllar bulduk.

Bu arada Kudüs’te Hayal’in şekillenmesi sürecinde yedi, sekiz dilde tercümanların katkısı olduğunu da belirteyim. Bunların kimi gönüllüydü, kimisi parayla çeviri yaptı. Kürtçenin yanı sıra Fransızca, Almanca, İngilizce, Rusça, İbranice, Arapça, Farsça tercümanlarımız vardı.

Ansiklopedileri taradım. Bölge halklarının hafızasında hâlâ canlı atasözlerini araştırdım. İnternet taramaları yaptım. Kürt siyasi külliyatını okudum, Kürt tarihini araştırdım. Kitabımda adı geçen ülke ve şehirlere gittim; İsrail, Lübnan, Filistin. Toplamda 17 ülkeye gittim, bazısına birkaç kez olmak üzere. Diğer ciltlerde anlatılacak…

Avrupa’da anlatacağım konularla ilgili müzeleri gezdim. Mesela sonraki ciltlerde Freud’u anlatacağım. Onun için Avusturya’da Freud Müzesi’ne gittim. İngiltere’de Londra Freud Müzesi’ne gittim. Röportajlar yaptım…

Şunu da ekleyeyim, kafayı bir koydum 2014’ün 10. ayında, 2 senede 210 kitabı okudum, kafayı öyle kaldırdım…

Kapsamlı, yorucu ve sonuç itibarıyla çok zevkli bir çalışma süreciydi. Bu süreci ancak istikrarlı, disiplinli bir çalışma ile yürütebilir ve Kudüs’te Hayali ortaya çıkarabilirdim. Tabii ki özet çıkarmada, çıkarılan özetleri bilgisayar ortamına kaydetmede, tercümanların yanı sıra bana destek veren arkadaşlarım da oldu; bu vesileyle onlara da ayrı ayrı tekrar teşekkür etmiş olayım…

Romanın kahramanları

Cafer Solgun: Mazlum başta olmak üzere roman karakterleriniz için neler söyleyebilirsiniz? Mazlum da diğerleri de sanki gerçek hayatta var olan kişilerden esinlenerek yarattığınız kahramanlar. Öyle midir?

Bir edebiyat eleştirisinde okumuştum. Hiçbir yazarın kurgusu, hayali, yazarın yaşadığı kadar fantastik değildir, diyor. Kısmen katılıyorum. Kitaptaki tüm Kürt kahramanlar Mazlum hariç gerçek hayattan alınmış isimler. Mesela Sucaiş Mahallesi, Gazze’deki Sucaiş Mahallesi’ndeki Kürtler, gerçek Kürtler. Tabii bizim hikâyemiz 1895’te başlıyor. 140 yıl evvel. Kervan ilerlerken Kudüs yakınlarında bir gümrük hadisesi var. Oradaki gümrükçü Derviş Ali Berazi gerçek kişidir. Salahiyeli jandarma komutanı gerçek kişidir. Ben sadece onu 5 yıl önceye, 5 yıl sonraya çekiyorum. Özellikle o dönem yaşamış, kitaba alınmaya, isimleri anılmaya değer insanları aldım.

Mehmet Emin Zeki Bey’in Kürt Büyükleri adında bir kitabı var. Mehmet Emin Zeki Bey çok önemli bir adam. Altı dil biliyor. Kürt tarihi üstüne önemli iki kitap yazmış. Osmanlı’da subay. Daha sonra bugünkü Irak’ın kuruluşunda bakan olarak defalarca yer alıyor. Irak’taki Kürt özerkliğini o zaman Irak Anayasası’na yazan, buna önderlik yapan bir kişi. Onun kitabından ve benzer içerikte başka kaynaklardan yararlandım.

Kudüs’te Hayal Kürtçeye çevriliyor

Cafer Solgun: Kudüs’te Hayal, sekiz cilt olarak planladığınız serinin ilk cildi. Sekiz cilt oldukça iddialı bir hedef. Roman, kendi akışı içinde günümüze kadar gelecek mi?

Hayır, günümüze gelmeyecek. 1900’lerin ilk yarısında bu seriyi tamamlamış olacağım. Ama ömrüm vefa ederse bu sekiz cilt bittikten sonra, kitabın bittiği tarihten günümüze kadar olan kısmı da yazacağım. Planlarımda var.

Şimdi ikinci cildi çalışıyorum. Bundan sonra işim daha kolay. İlk cildin ön sözünde yazdığım gibi, her bir buçuk veya iki senede bir yenisi çıkacak.

Okurlara sizin aracılığınızla duyurmuş olayım: Kitap Kürtçeye çevrilmeye başladı. Yakında İngilizce çevirisi de yapılacak. Diğer dillerde basılması için de çalışmalar yapıyoruz.

Ali Kemal Şahin

“Yüzde 50 bilgi, yüzde 50 eğlendirme”

Cafer Solgun: Kudüs’te Hayal’in sizin için “özgün” diyebileceğimiz bir anlamı var mı? Kimler okuyor ve kimler okusun istersiniz?

Stefan Zweig’in edebiyat üstüne çok önemli bir tespiti var. “Edebi bir eser ancak bize hayal ürünü bir eser olduğunu unutturduğu ve gerçeğin ta kendisiymiş gibi geldiği zaman kusursuzluğa ulaşmış demektir,” diyor. Amacım ve çabam bunu başarmaktı.

Freud’un bir kitabının ön sözünde, okura, “Konu çok ağır. Ben olabildiğince sade anlatacağım. Onun için teknik kelimelerden uzak yazmaya çalışacağım. Ama bir teknik kelime söylemişsem onu başka şekilde anlatamayacağım içindir,” gibi uyarılarda bulunur.

Tolstoy Savaş ve Barışı yazdıktan sonra altı kez kontrol ediyor. Bir kaynağa göre yedi kez kontrol ediyor, ondan sonra gönderiyor Moskova’ya. Kendisi Moskova’nın 200 km dışında, Yasnaya Polyana diye bir yerde yaşıyor. (Orada ve Moskova’da müzesi de var.) Fakat kitabını yayıncıya yolladıktan hemen sonra peşinden atlı çıkarıyor, diyor ki arabacıyı geri çağırın. Ama atlılar yetişemiyorlar ve kitap baskıya giriyor. Gidenlerden birisi yetişemediği için üzgün, Tolstoy’a “Ya çok mu önemliydi?” diyor. O da, “Arabacının anlayamayacağı iki tane cümle var, onları değiştirecektim,” diyor.

Hikâyeniz orijinal ise, karşıdaki insanda bir farkındalık yaratıyorsa, bir hoşlanma yaratıyorsa, işte edebiyat odur. Edebiyat eleştirmenlerine göre edebiyatta iki amaç var. Biri eğitmek, diğeri eğlendirmek. Ben belgesel roman olmasına rağmen yüzde 50 bilgi, yüzde 50 eğlendirme özelliğinde olmasına gayret ettim.

Sonuç olarak özgün olsun diye çaba gösterdim, mücadele ettim. Onun cevabını ben değil ama edebiyatçılar ve okurlar verecek. Şu ana değin okurlardan çok olumlu tepkiler aldım. Bu gurur ve umut verici. İngiltere’de yaşayan ve tanıdığım en entelektüel beş kişiden biri olan Vahap adında bir arkadaşım var ve o, kitabı okuduktan sonra beni aradı, “Kemal bu kitap Kürt çocukları için önemli bir tarih kitabı olacak. Ama tüm dünya halkları için de çok önemli bir roman olacak,” dedi. Çabamız da mücadelemiz de bunun için…

Cafer Solgun: Teşekkürler.

Kitabın Künyesi

Uzun ve Kutsal Yolculuk / Kudüs’te Hayal – 1. Cilt
Yazar: Ali Kemal Şahin
Yayınevi: Belge Yayınları
İstanbul, 2025

Mezopotamya’ya Yolculuk ve Kudüs’te Hayal
2

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

2 Yorum

  1. 16 Eylül 2026, 19:30

    Kemal abim emeğine yüregine kalemine sağlık hayatımda okuduğum en güzel aydınlatıcı akıcı müthiş bir eser yapmışsın Allah seni var etsin inşallah devamını bekleriz gerçekten okurken hayranlıkla okudum yazdığım bütün coğrafyanın tamamını o kadar akıcı güzel anlatmışsın ki yani sanki okurken oraları geziyor gibi hissettim tekrardan tebrik ederim başarılar dilerim abim❤️

  2. Canım abim kitap buram buram emek kokuyor. Akıcı ve gerçekten kitap ile gezintiye çıkmış gibi oluyorsun. Herkese tavsiye ederim. Mutkala okuyun. Devamı sabırsızlıkla bekliyorum.

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.