escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Prof. Dr. Şükrü Aslan

Muhasipzade Celal’in mumu

featured
Muhasipzade Celal’in mumu

Türk kimliğinin inşası ile inançlara yönelik yeni bir politik hattın inşası hemen her zaman birbirini destekler biçimde işlemiştir. İnanç alanını kuşatan bu ‘milli’ çizginin Alevi inanç geleneğine de kapalı olduğunu gösteren pek çok veri-olgu bulunmaktadır. 1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu bu yeni politikanın en önemli örneklerinden birisidir. Kanunu takip eden yıllarda Alevi-Bektaşi toplumuna karşı utanç verici suçlamalar yapılmış, geleneğin gruplarına jandarma ve polis baskını yapılarak kriminal duruma konu yapılmışlardır.

Bu aydın taifenin üyelerinden biri olan Musahipzade Celâl ya da asıl adıyla Mahmut Celalettin, 1868’de İstanbul’da dünyaya gelmiş ve eğitimini bu şehirde tamamlamış bir tiyatrocudur. 17. yüzyıl başlarında Kırım Tatarlarının Osmanlı’ya göçüyle gelmiş bir ailenin torunudur. Kuşağının diğer sanatçı örnekleri gibi Türk modernleşmesinin temsilcilerinden birisidir ve yazdığı ilk oyunun Türk Kızı (1910) olması da sürpriz değildir. Modern aydın taifesinin kendini adeta Türk kimliğine adadığı bir zamandır.

Muhasipzade Celal’in dedesinin, II. Mahmud döneminin ünlü bestekarlarından biri olması herhalde altı çizilmesi gereken bir durumdur. Kaderin cilvesine bakın ki Tekke ve türbelerden toplanmış materyallerden bir kolleksiyon oluşturmak da torunu Celal’e düşmüştür. II. Mahmut’un Alevi tekkelerini kapatan kararından yüz yıl sonra benzer bir kanun çıkarılınca, gereğini yerine getirmek için dedesi gibi faal görev almıştır.

Muhasipzade Celal 1931 yılında Mum Söndü adlı bir oyun yazmıştır. 1936’da Kanaat Kitapevi’nden aynı isimle kitaplaştırılan bu oyunu yazmaya onu motive eden nedir diye düşünmeye gerek bile yok. Çünkü dönemin politik iklimi zaten bunu teşvik etmektedir. ‘Komedi’ olarak takdim edilen ve ‘Halk Piyesleri’nin 13. kitabı olarak yayınlanan bu oyunun ‘roller’ bölümünün dağılımı, oyunun amacına da gayet uygun oluşturulmuştur. Bunlardan ‘Nihani Dede’, ‘Gözcü Dede’ gibi bazı roller doğrudan Alevi geleneklerine gönderme yapmakta ama bütün roller Alevi inanç geleneğinin ritüellerini sıradanlaştırmak ve aşağılamak amacıyla yazılmış gibidir.

Oyun, adına “Goygoycular” dediği bir grubun ilahileriyle açılmaktadır. Bu bölümde aşure, bereket ve geleneğin ifade biçimlerindeki ‘bacı’ söylemlerine hep bir alay edici dil içinde yer verilmiştir. Takip eden kısımlarda sıklıkla türbe ve tekkelere, ‘Baba’ ve ‘erenlere’ gönderme yapılmıştır. Oyunda kadın rolleri tekkelerde gezen, eğlence arayan figürler içinde sunulmuş, hemen tüm sahnelerde bu tür ilişkilerin içinde ya da peşinde koşan roller tarif edilmiştir.

Oyunda tekke geleneğini temsil eden Nihani’de aynı şekilde kadın müritlere yönelik istekleri olan biri olarak anlatılmıştır. Genç kız Nazıdil’e ilgisi ve teşebbüsü, izleyen bölümlerde esrar içilmesi ve cinsel ilişkiye gönderme yapan bölümler sıklıkla yer almıştır. Oyunun tüm bölümleri kadın-erkek aktörlerin/rollerin cinsel temas ve yakınlaşma arayışları, gönderme ve teşebbüsleri, bu sürecin işlemesinde uyuşturucu madde kullanımını normalleştirilmesine dayanıdırılmıştır ve bütün bunlar Alevi Bektaşi terminolojisinin kavramları kullanılarak sunulmuştur. Kızıldeli, Erenler, Hak yolu, Dede Sultan , Hızır, Dede Sultan, Dört kapı, Sırrı sır eylemek, Tahtacılar, Hak Aşığı, Kızılbaş, Çerağ, Türbe, Tekke gibi terimler bu açıdan özellikle dikkat çekicidir.

Oyun bitiminde tekkedeki genç kadınların hamile kaldıkları, bu durumun ‘mum söndükten’ sonra oyunda Gani olarak geçen tekke şeyhi tarafından gerçekleştirildiği geleneğin dili kullanılarak anlatılmıştır. ‘Mum Söndü’ vurgusu oyunun kapanışında özellikle bu gerçekdışı ve aşağılayıcı anlatıya uygun olarak yer almıştır. Kitabın arka kapağındaki şu ifade ise ayrıca dikkat çekicidir: ‘Bu piyesler İstanbul’da, Ankara’da ve diğer şehirlerde bir çok defa temsil edilmiş ve umumun rağbetini kazanmıştır.’

Cumhuriyet dönemi Türk aydınının öyküsünü bir de sosyolojinin penceresinden ama özellikle kimliklerle ilişkileri içinden okumak çok büyük bir akademik ve toplumsal ihtiyaçtır. Muhasipzade Celal bunun bir örneğidir. Geçen hafta Mine Kırıkkanat’ın özür dilemesine yol açan yazısına konu olan zihniyet ne yazık ki pek çok Cumhuriyet aydınında devam ediyor. 

Muhasipzade Celal’in mumu
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir