escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Delil Karakoçan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Felsefe
  4. Düş ve Gerçek Senkronizasyonu: Nesnel Aklın İnşası

Düş ve Gerçek Senkronizasyonu: Nesnel Aklın İnşası

featured
Düş ve Gerçek Senkronizasyonu: Nesnel Aklın İnşası

Tanıtım:

Her birimiz düş kurarız. Düş kurmanın iki önemli bağlamı vardır: Birincisi yol almak isteği, ikincisi düşlerimizin gerçekle kavgalı halidir. İlki olumludur ancak ikincisi yani düş-gerçek çelişkisi düş kırıklıklarımızın ocağıdır.  “Düş kurma demiyoruz, düşlerini gerçekle senkronize et ki sistemin çökmesin,” sözleri de buna işaret ediyor. Daha da önemlisi, hayatı ancak gerçeğin rahminde kurduğumuzda güvende olabiliriz. Düşlerin gerçekle çarpışmasının yarattığı kırılmaları onaramayışımızın nedeni, “düşlerimizi gerçekle senkronize edecek” nesnel aklın yokluğudur!

Klasik akıl; düşlerin gerçeğe uygunluğunu değil, “duvar”ı yani gerçeğin kendisini suçlar. Oysa duvar hep vardır, oradadır. Sorun, bizim oradan geçebileceğimize dair kurduğumuz temelsiz düştür. Zaman kulağımıza şunu fısıldar: Yol açık değilse eğer yeni bir yol bul ya da yeni bir yol yarat.

Bu yazının konusu, insanın neden bu kadar düş kırıklığı yaşayarak birdenbire yıkılıverdiği ve bu yıkımın neden kronik bir nefrete dönüştüğünün ipuçlarını bulmaktır.  Anlatım dili ise yazarın değil, zamanın dilidir. Yazı boyunca bizlere seslenen sadece “Zaman”dır.

Zaman (ki) kadir-kıymet bilir, seslenir her birimize: “Ne de çok düş kırıklığınız var” der, sayar tekmilini bir bir avuçlarınıza.  Bir anda yıkılıyor, bir daha da doğrulamıyorsunuz. Politik, sosyal ya da duygusal her neyse, aralanmayan bir düş alemindesiniz. Her defasında hakikat duvarına çarpıp, darmadağın oluyorsunuz. Gerçeği kabullenemiyorsunuz. Doğrulup kalkmak gelmiyor içinizden. Çaresizsiniz. Aklınız gibi duygularınız da darmadağınık… Aldanmış aşıklar gibisiniz, sürekli kriz geçiriyorsunuz. Yaşadığınız ruhsal/duygusal travmaların, şok-artçı şokların haddi hesabı yok ama “bir gün olur”, “döner gelir” diye beklemeye devam ediyorsunuz…

Zaman (ki) kadir-kıymet bilir, seslenir her birimize: Düş kırıklıklarını onar(a)madığınızdan her biri öfkeye sonra da nefrete dönüşüyor. Öfke de nefret de kendi eseriniz. Yanıtını bul(a)mamış şüpheleriniz, nefret kapılarını aşındırıp duruyor. Empati yeteneğinizi kaybettikçe yalnızlaşıyorsunuz ve yalnızlık, hayal kırıklığınızı kışkırtıp duruyor. Öyle bir iklim var ki içinizde; Es’leri yok, sevgiden nefrete bir çırpıda geçiveriyorsunuz. Bir anda hem kendiniz hem de nefret ettiğiniz olabiliyorsunuz.

Düş kırıklığı”nı ise en iyi, Stoacılar tanımlıyor: “Düş kırıklığı, isteklerin gerçekliğin yıkılmaz duvarlarına çarpmasıdır.” İsteklerin gerçekliğe çarpması, gerçeklikle yüzleşmesi, gerçek hayatla sınanması yani… Bu sınanma da kurulu bir düzenin, dünyanın ve dünya tasavvurunun yerle bir olması… “Düş kırıklılığı” deyip geçmeyin sakın. Bazen bir tokat gibi iner suratınıza, neye uğradığınızı şaşırırsınız.

Düş kırıklığı -ki salya sümük hallerin melankolik seremonilerle kendini hiçliğin o derin, anlamsız boşluğuna bıraktığı- müzmin bir çaresizliktir. Bir o kadar da ürperticidir. O düalist akla ve kadere teslim olmuş bedbaht duygudur. Ah o duygusal ergenlik, tamamlan(a)mamışlık, umut kıran kifayetsizlik, ne çok kırılgansın sen!

Zaman (ki) kadir-kıymet bilir, seslenir her birimize: “Düş ki” der, “zihinde veya hayal dünyasında yaratılan fikirleri, umutları, hedefleri ifade eder.” Zihinde, yani hakikatte değil. Bu anlamda “düş”, gerçekleşebilir “soyut”tur. Ancak gerçekleşebilirliği mutlak değil, görecelidir.  Soyut olanın somutlanışı ise, aklın hele de geleneksel aklın-nesnel akla dönüşmesiyle olasıdır. Nesnel akıl ise, “isteklerin yumuşak bir şekilde yere inmesini”, yere basmasını, şok-artçı şoklar yaşamadan gerçekle örtüşmesini, senkronize olmasını sağlar.  Akıl, hakikate saygı duyar ve evrim geçirerek nesnel form kazanır. “Nesnel aklın ödevi (ise), bu duvarı aşmaya çalışırken isteklerin yumuşak bir şekilde yere inmesini sağlamaktır.” İşte her biriniz için sihirli cümle budur: Ayakları yere basmak ve “İsteklerin yumuşak bir şekilde yere inmesini sağlamak.” Olasılıklar içinde gerçekleşebilir olanı tercih etmek ve hayatı, gerçeğin rahminde kurmak.

Zaman (ki) kadir-kıymet bilir, seslenir her birimize, der ki: Budur hayatın ve hayat için de yol almanın altın kuralı; özcesi, siyasetin, duygu ve düşüncelerinizin yaratıcı kalbi, Edep’i.

Felsefe ki, toplumsal zaman içinde aklın yaratıcı yolculuğudur. Çok şey anlatır her birinize, o da der ki: Akıl ama nesnel akıl… Zira akıl bir diğer ifadeyle klasik akıl, eleştirici kuramı sevmez; bir çırpıda yıkıverir, devre dışı bırakır. Mitler, totemler, semboller yaratır sadece. Ki erildir; sadece statik olana eşlik eder. Ancak eleştirici kuram, eleştirici düşünce kırabilir mitleri, buradan nesnel hakikate ulaşarak nesnel aklı açığa çıkarabilir.

Zaman (ki) kadir-kıymet bilir, seslenir her birimize: Der ki; klasik akıl, düşseldir, masalsı düşler aleminde tutar sizi, orada öylece uyur kalırsınız ve gafil avlanırsınız.  Nesnel akıl ise çözümseldir, uyarır sizi. Klasik akıl ki, “Amaca ulaşmak için seçilen araçların yeterli olup olmadığını değerlendirir ancak amaçların akla uygun olup olmadığını sorgulamaz.” Düş kırıklığının kaynağı da bu değil midir zaten? Amaç edinilenin akla uygun olup olmadığını sorgulamamak, gözü kapalı kabullenmek, hayata, olaylara, talep edilene eleştirici kuramla yaklaşmamak yani? Ve devam eder zaman: Araçlara, sayılara, niceliğe baktınız hep; ancak amaçladığınız şeylerin akla uygun olup olmadığına hiç bakmadınız, es geçtiniz hep. Es geçerken, çözümü de hayatı da ıskaladınız. Düş kırıklıkları kaldı her birinize. Sizi gerçeğin duvarına çarpıp hiçliğin çengeline asan düş kırıklıkları…

Klasik aklı değil, nesnel akıldır isteklerinizin yumuşak şekilde yere inmesini sağlayacak; hakikat duvarına çarpıp parçalanmaktan kurtaracak. Zira nesnel akıl, “daha çok gerçekliğin yapısı ve evrensel ilkelerle ilgilenirken, klasik akıl bilinçdışı süreçlerin savunucusu olarak kalır.” Çıkamaz kısır döngülerden, kapalı kutulardan, kurgucu ve kuşkucu hallerden, düş kırıklığından. Düşlerinizi bilinç süreçleriyle uyumlamak daha açık bir ifadeyle hakikate yatkın hale getirmek, nesnel aklın rehberliğini ve önermelerini daha gerçekçi kılacaktır oysa. Düş de kurmak gerekir elbette. Düşler olmaksızın Yol’da olmaz, gayrette…Gayret ise, uyumlamaktır düş ile gerçeği.

Zaman (ki) kadir-kıymet bilir, seslenir her birimize:  Düş kırıklığının nedenselliği çözümü de barındırır içinde. “Zihinsel esneklik”tir bu.  Zihinsel esneklik, başarısızlığı subjektif alana çekerek kişiselleştirmez asla.

Her başarısızlığı, her kaybı, her düş kırıklığını “kişisel bir yetersizlik” olarak değil, bir “deneyim” olarak görür ve her deneyimden sonuçlar çıkarır. Mahkûm etmez, ipe çekmez, giyotine yollamaz, teşhir etmez, sürgün etmez; deneyimleyerek yol alır hep. Her durumda bireyi, politik düşünsel, ruhsal ve duygusal travmalara, düş kırıklığına karşı uyarır.  Düş kırıklığınızın çokluğu; her politik-pratik sonucu, hakikat duvarına çarpıp kırılan her eylemi, her duyguyu, her düşünceyi, her adımı kişisel bir yetmezlik olarak algılıyor oluşunuzdandır. Nesnel akıl ve zihinsel esneklikten yoksun oluşunuzdandır.  Bu yokluk; amaç edindiklerinizi değil sadece düş kırıklıklarınızı büyütür. Düşlerinizin hakikat duvarına çarpıp yok olmaması için esnetin zihninizi…

Düş ve Gerçek Senkronizasyonu: Nesnel Aklın İnşası
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir