DOLAR

32,8071$% -0.15

EURO

35,6577% -0.21

STERLİN

42,4925£% -0.03

GRAM ALTIN

2.528,71%-0,63

ONS

2.397,85%-0,47

BİST100

10.991,57%-0,88

BİTCOİN

2166206฿%0.06562

Tunceli AÇIK 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Zazakî  dilinin edebi mücadelesi ‘’Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan’’

Bugün sayıları giderek azalan bir kesim tarafından konuşulan ve neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Zazakî dilinin yaşatılması için önemli adımlar atan bireylerin çabaları, sadece bir dilin korunmasını değil, aynı zamanda bir kültür ve tarih mücadelesini de temsil ediyor.

Bu çabanın arkasında, dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda tarih, kültür ve inançların bir taşıyıcısı olduğuna inanan insanlar var. Onların çalışmaları, Zazakî dilini ve kültürünü unutturmaya yönelik insanlık dışı yaklaşımlara karşı bir duruş sergiliyor.

Bingöl’ün Karer bölgesinde, Alevi köylerinde konuşulan Zazakî dilinin ve kültürünün kaybolmaması için verilen mücadele, bir dilin ötesinde, bir inancın ve yaşam biçiminin de korunması anlamına geliyor. Bu çaba, tıpkı Konfüçyüs’ün dediği gibi, “Bir toplumu yok etmek için silahlara gerek yok, lisanını unutturmak yeterlidir” sözünün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

‘’Varım, buradayım, insanlığın, atalarımın ve benim olana sahip çıkıyorum demektir’’ diyen yazar Turabi Kişin ile Vate yayınlarından çıkan masal derlemesi olan ‘’Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan’’adlı kitabının geçmişten geleceğe olan serüvenini konuştuk.

Şu zamanlarda belirli bir kesim, hatta sayıca az diyebileceğimiz kişiler tarafından kullanılan Zazakî bir eser vermek sizin için ne anlam ifade ediyor?

Her şeyden önce vicdani sorumluluk demektir benim için. Kirmançkî-Zakakî bir eser vermek aynı zamanda bu dili yok etmeye çalışan, yok sayan insanlık dışı yaklaşıma karşı mücadele etmek demek. Varım, buradayım, insanlığın, atalarımın ve benim olana sahip çıkıyorum demektir. Bu haksızlığı reddetmek demektir.

Evet biliyoruz ki bu dili kısmen de olsa günlük yaşantısında kullanan bir kesim var ama bu dili okuyup yazan insan sayısı ise çok çok sınırlı. Pazarı yok, alıcısı yok, bir getirisi de yok. Hatta risk alıyorsun.

Bu elbette dilimizin güncel durumu ve geleceği için çok üzücü. Bu durumu durdurmak ve bu dili yaşatmak için çaba harcayan her insanımızın emeği kıymetli benim için. Çorbada azıcık tuzumun olması anadilime karşı saygımın gereği. Geciktiğim için bağışlasın beni.

Masal kitabı olmasının ötesinde, bir dilin varlığı söz konusu. Devlet politikalarının etkisiyle gelecek nesiller neredeyse dillerini unutmuş olacaklar. Siz, Zazakî-Kirmançki bir eser vermekle anadilin önemine vurgu yapıyor ve bu dillere sahip çıkıyorsunuz. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?

Bir önceki sorunuza verdiğim cevapta da belirtiğim gibi bu bir eser vermenin ötesinde bir tutum bir duruş. “Senin yok saydığın yok değil var” demenin duruşu. Öyle edebiyatta bir çığır açma, düşünce tarihine bir damga vurma vb. bir derdin sonucu değil. Dilimizi korumanın derdi bizimkisi. Dilimiz eşittir tarihimiz, hafızamız, kültürümüz, kelamımız, tarımımız, hayvancılığımız, şifacılığımız, inancımız özetle geride kalan tüm yaşantımız demektir. Bunu korumaktır derdimiz.

Kitabınıza konu olan masalların hikâyelerini anlatır mısınız ve hangi temalara odaklanıyorsunuz?

Aslında bir çoğunun hikayesi çocukluğuma kadar uzanır. Elektriğin, araba yolunun, radyo ve televizyonun olmadığı o masalsı zamanlara kadar uzanır. Çocukluğumuzda neredeyse her akşam anne, baba, dede, nine, teyze, dayı, hala, amca, uzak veya yakın akraba gibi büyüklerimizin anlattığı masallarla uyurduk ocağın yanındaki yer yataklarına. Onlar da kendilerinden önceki yaşlılardan dinlemişlerdi. Yazılı edebiyat yoktu ama sözlü edebiyat güçlü bir şekilde akıp gelmişti ve bize de bu şekilde aktarılıyordu. Her anlatıcının ağzında masal başka başka bir hal hatta tat alıyordu. Masala dinamizm güncellik katan bile oluyordu. İtirazlarımız üzerine düzeltme yapan bile oluyordu. Çünkü bir masalı birçok defa dinlemişsindir ve artık ona hakim ve bir tür ezberine de almışsındır.

Tema konusuna gelince; aslında masal deyince akla çocuklara hitaben, onları avutan aynı zamanda hayal dünyalarını geliştiren, düşündürten, fabl dediğimiz yöntemle hayvanları konuşturan yer yer doğaüstü ve abartılı anlatımlar akla gelir. Benim derlediğim masallarda da bu yan öne çıkıyor denebilir. Ama her masalın aynı zamanda her yaş gurubuna dair kendi içinde birçok mesaj barındırdığını da biliyoruz. Almak isteyen için tabi.

Bingöl’ün Karer tarafları, sizin çocukluğunuzun geçtiği ve şekillendiği yerler. Şehir merkezinden uzak, toplam dokuz Alevi köyünden oluşan bu bölgelerde, Alevi insanlar yaşıyor ve Zazakî dili konuşuluyor. Bu bölgelerde zamanla kaybolan bir dilin ötesinde, bir inanç ve kültür de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu konuda Kürt sanatçılar, aydınlar ve edebiyatçılara ne görev düşüyor?

Evet, Karer 9 Alevi köyünün ve çokça mezranın yaşadığı bölgenin genel adı. Bu köylerin çoğu Kürtçenin Kirmanckî lehçesi birkaç tanesi de Kurmancî lehçesiyle konuşur. Belirttiğiniz gibi burada konuşulan dile dair asimilasyon aynı zamanda inanç ve kültüre dair de bir asimilasyonu içeriyor. Basite alınmayacak düzeyde büyük bir kayıp bizim için. Hepimizi, herkesi, her bireyi ilgilendiren bir durum bu.

Elbette ki buna dur deme görevi başta aydın, yazar, sanatçı, edebiyatçı, araştırmacı ve benzer düzeydekilere düşer. Açığa çıkarmak, kayıt altına almak, günlük yaşamda konuşmak için öncülük yapmak, ulusal ve uluslararası platformlara taşımak, inatla bu alana dair ürünler vermek kıymetli olandır. Yok etme cephesindeki bir general “Bunların başarma umudunu kırmazsak sonuç alamayız” diyordu. Tersi bizim için geçerlidir. Asimilasyoncunun başarma umudunu varlığımızı sahiplenerek kırabiliriz.

‘’Bir toplumu yok etmek için silahlara gerek yok. Lisanını unutturmak yeterlidir” der Konfüçyüs. Zazakî, diğer lehçelere göre daha dar bir alana sıkıştırılmış durumda ve zorlukları olan bir dil. Bu zorlukları aşmak için neler yapılabilir?

Konfüçyüs daha ne desin? Bir gerçek ancak bu kadar özel ve özet bir cümleyle anlatılabilir.

Anadilimizin ve bütünlüklü tarihimizin böyle bir tehdit altında olduğu bir gerçek.  Başkasından hele hele bunu yok etmeye çalışandan medet umarsak kaybettik demektir. Kendi öz gücüne güvenmeyen hiçbir toplum başarılı olamaz. Toplumumuzun gücüne inanmak ve bu uğurda çaba sarf etmek her fırsatı değerlendirmek zorundayız.

Geçmiş dönemlerde yaşanan baskıcı iktidarlara karşı mücadele eden bir aydın tabakası oluşmuştu. İtalya’da Antonio Gramsci, Fransa’da Michel Foucault, Jean-Luc Godard gibi isimler bu mücadelede öne çıkan isimlerdendi. Sizce Türkiye’deki baskı ortamında oluşan bir aydın tabakasından bahsedilebilir mi?

Dünyadaki örnekler çoğaltılabilir elbet. Türkiye için de bir çırpıda İsmail Beşikçi, Vedat Türkali, Veysi Sarısözen, Şebnem Korur Fincancı, Akın Birdal gibi, yakın zamanda yaşama veda eden Celal Başlangıç gibi vicdanlı aynı zamanda bedel ödeyen birçok isim sayabiliriz. Bu demokratik damarı yok saymak ahlaki olmaz.

Öte yandan evet Türkiye’de birçok Sosyalistin, aydının, yazarın, dindarın, Müslümanın, akademisyenin aşamadığı devlet gibi, Kemalizm gibi, ulus devletçilik gibi, devlet dini, devlet islamı gibi bariyerler var. Bu bariyerlere eleştirel yaklaşımlarda sığlık, yüzeysellik bir türlü aşılamıyor. Aşıldı dediğiniz yerde konu Kürt dili, kültürü, temel hakları ise sosyalistinden bilmem İslamcısına kadar birçok kişinin içinden ırkçılık, inkarcılık fışkırmaya başlıyor. Buna kimisi demokrasi adına, kimisi Marksizm adına kimisi de şu bu ayet adına pişkince kılıflar giydirmekten de utanmıyor. Maalesef bunlar aydın yazar bilmem ne diye kıymete biniyor.

Anadile yönelik baskılar artmış olsa da, Kürtçe eserler geçmiş yıllara göre daha fazla üretilmekte ve yeni yayınlar ortaya çıkmaktadır. Bu baskı ortamında yaşanan bu artışı nasıl yorumluyorsunuz?

Son on yıllardır verilen çok yönlü mücadelenin bir meyvesi olarak görüyorum. Demokratik toplum ve ulus bilincindeki gelişmeyle paralel bir uyanış olarak görüyorum. Hiçbir şey kendiliğinden ortaya çıkmaz. İnkar ve red politikalarındaki ahlaksızca derinliğe karşı ahlaki politik toplumun vicdanının harekete geçişi olarak değerlendiriyorum. Durdurulması imkansız demokratik kültürel bir yolculuğun ayak sesleri olarak görüyor ve umutlanıyorum. Halklar bahçesinin bu güzel renginin solmayacağının işaretleri bunlar.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İlkokul öğrencileri, Müzeler Günü’nde arkeolojik kazı yaptı

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

SON YAZI

TÜM YAZARLAR
Trafik Kazaları mı Trafik Cinayetleri mi?..

Trafikte ölüm, yaralanma ve mal kayıpları önlenebilir bir sağlık sorunudur. Bu sorunun diğer sorunlar gibi içinden çıkılmaz bir şekle dönüşmesinin nedeni bilimden ve akıldan uzaklaşmış, dışa bağımlı, taşeronlaşmış, kural tanımayan, liyakatten uzak üstenci siyasi anlayıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.