3. Bölüm
M. Bidav: Önce şunu sormak istiyorum… Geldiğiniz yaş itibariyle birçok gençlik kuşağı gördünüz; ya da gençlik gruplarının içinde kaldınız… Kendinizi herhangi bir kuşağa ait görüyor musunuz? Neden?
D. Karakoçan: Kuşak algım olmadı. “Bizim kuşak” gibi sahiplenici ve olumlayıcı tanımlamaları pek doğru bulmam. Önceleri daha çok politik kimliğim sonralarında ise sosyal içerik kazanmış bir kimlikle kendimi ifade eder oldum. Sanırım ilerici yanım “kuşak”lara hapsolmayan bir “görü” ve davranış biçimi yarattı. Fiziksel açıdan “78 kuşağı” sayılabilirim. Komünal ve ahlakçı bir öğrenci-gençlik geçmişim oldu. Aslında çok özgün süreç bu. Politik açıdan sınıfsal, ulusal ve toplumsal uyanışlar dönemine tekabül ediyor… Buna, toplumsal duyarlılıklar ve devrimci önceliklere dayanmış kolektifler zamanı da denebilir. Bu dönem (70’li yıllar) beni ateist ilgileri olan, yarı köylü yarı aydın “ahlakçı” olarak tanımlar. Tamamen dinsel ve gelenekçi kurallara indirgenmiş bir ahlak değil ama; töreci değil. Biraz onu da içeren ancak M.İ. Kalinin’in “Devrimci Eğitim Devrimci Ahlak” çizgisinden etkilenen bir ahlak anlayışı… Politik ve kültürel olarak beni etkileyen, 68 kuşağından doğrudan etkilenen ve esinlenen gençliktir.

Öncü, aydın vasfını kaybetmiş bir gençlik…
M. Bidav: Gençlik yıllarınızda sizin için en önemli konular nelerdi? Bugünün gençliğinin öncelikleriyle ne gibi benzerlikler ve farklılıklar görüyorsunuz? Değişen şey ne?
D. Karakoçan: 70’li yıllar sosyal dönüşümler açısından da çok farklı, çok özgün. Ağır köylülük koşulları ve sınıfsal olarak küçük burjuva devrimci gençliğin kabarışı… Başlangıçta ikili bir yaşam var: Geleneksel köylülük ve devrimci tercihin yarattığı yeni sosyal ve ahlaki şekilleniş içinde oluşan politik kimlik… Kimlik, aidiyet, halk, ulus, ulusal sorun, sömürgecilik, sosyal devrimler, emperyalizm, faşizm gibi kavramların ve buna dayalı yapıların öne çıktığı devrimler çağı… Doğal olarak bu çağın ideolojik politik problemleri, çelişkileri… Aslında dünya devrimlerinin doğrudan etkilediği ve yerel ulusal biçimler kazandırdığı tarihi bir kesit bu… Özellikle, öğrenci ve işçi gençlik bu kesitte çok etkin.

M. Bidav: Bireysel tercihler, düşler, istekler, arzular giderek tali plana düşüyor öyle mi?
D. Karakoçan: Aynen öyle… Tali planda kaldığını hatta zamanla kaybolduğunu görüyoruz. Öğrenci/devrimci gençlik arasında evlenmek, ev/iş kurmak, dar çevre ile sınırlı kalan bir yaşamı tercih etmek gibi içgüdüsel/geleneksel yaşam döngüsü önemli oranda kayboluyor.
M. Bidav: Ya benzerlik?
D. Karakoçan: Benzerlik yok aslında… Politik ilgiyi sempati düzeyinde tutan kolektifine dahil olmayı düşünmeyen, sorumluluk almaktan çoğunlukla kaçınan; geleneksellik içinde kendine alan açan ve bu alanda kendini yaşayan bir gençlik var. Öncü, aydın vasfını kaybetmiş bir gençlik bu. Maalesef genel olarak böyle… İkisinin arasındaki en önemli fark ise toplumsallıktır. Aslında bu fark, aynı zamanda günümüzün ana sorununu oluşturuyor.
Z Kuşağı…
M. Bidav: Buradan “Z Kuşağı”na geçiş yapayım. “Z kuşağı” denilince insanın akla son teknoloji ile silahlanmış bir bilim kurgu filmi oyuncuları geliyor. Nedir bu Z Kuşağı? Böyle bir “kuşak”tan bahsedilebilir mi? Başka bir değişle “kuşak” tanımlaması neye göre belirleniyor?
D. Karakoçan: Sondan başlayayım: “Kuşak” tanımlaması sanırım geçmiş ile bugün arasında oluşan sosyokültürel farklılıklar baz alınarak yapılıyor. Farklı kişilik ve davranış özellikleri toplumsal hayatı doğrudan etkiler hatta belirler hale gelince “kuşak” özelliğini kazanıyor. Sosyolojik kuşak kavramı “bir toplumun yaklaşık olarak aynı zaman diliminde doğan ve bu nedenle tarihsel olayları benzer yaşlarda deneyimleyen ve yaşam boyunca uyum içinde ilerleyen kişilerin toplamı” olarak tanımlanıyor. Bana göre geleneksel bir yaklaşım bu. Tatminkâr değil. “Kuşaklara” bir de spontane yani kendiliğindenci anlamlar yükleniyor. Oysa öyle değil. Kuşaklar-ki eğer tanım doğruysa- oluşan bir şey değil, yaratılan bir şey.
Mutlak denetim ve enjekte sistemi…
M. Bidav: Sanırım açmanız gerekiyor?
D. Karakoçan: Bakın global dünyada özellikle bilim-tekniğin gelişmesiyle beraber merkezi kontroller zorlaşmış, lokal yerel inisiyatifler artmış gibi görülebilir. Ancak bana göre yeni dünyanın belirgin karakteristiği emperyal yapıların yarattığı küresel etkidir. Reel sosyalizm sonrası dünya yönetimini ele geçirdiler ve ilk kez sosyo ekonomik, politik psikolojik denetim kurdular. Yani gözetleyen “tepegöz”ler var! Sadece denetim değil, aynı zamanda üstünlük… Dolaysıyla sadece ekonomik politik sınırları değil, sosyo psikolojik sınırları, toplumun (özellikle de gençliğin) davranış biçimlerini de kendileri belirliyor. Aslında enjekte bir durum bu. Kuşaklar meselesi de böyle. Yarattıkları mutlak denetim ve enjekte sistemiyle enfekte olmuş kuşaklar yaratıyorlar. Sınırlarını, yaşayışlarını, ilgilerini, isteklerini, düşlerini belirliyorlar. Toplumsal devrim ve değişimler söz konusu olduğunda, onu bloke edecek bir başka kuşak, araç ve argümanlar üretiyorlar…
“Z Kuşağı” oluşmadı; oluşturuldu!
M. Bidav: “Z Kuşağı” bu denklemin ürünü mü?
D. Karakoçan: Kesinlikle… “Z Kuşağı” oluşmadı; oluşturuldu! Data çağı ya da dijital çağ denen tekno-bilimsel gelişmelerle bu “kuşağın” şekillendiğini görüyoruz. Peki bu şekilleniş sadece gençlikle mi sınırlı? Hayır değil. Aslında önceki kuşaklarda bununla büyük ölçüde uyumlanmış durumda. 50’li, 60’lı yaş grupları da ağır dijital etkiler yaşıyor ve birer kuşak gönüllüsü! Özellikle data çağı olarak tabir edilen ve bilgi çağıyla birlikte toplumsallığı mezara gömmüş olan bu “kuşak” sosyal kaotiği oluşturan önemli unsurlardan biri olmuştur. Aslında buna toplumcu çağa karşı bireyselliğin zaferi de diyebiliriz. Aklın, bilginin ve bilimin yerine konan “fenomen” kültü bu kuşağın zirvesidir. Artık liderler, önderler, kahramanlar, öncüler filan yoktur; fenomenler vardır. İdol onlardır.
Burada dijital teknoloji ile sosyal medya arasına sıkışmış fenomenizm toplumsal kahramanların yerini almıştır. Gerçek hayatın sanal hayatla yer değişimidir bu… Toprağa, ulusa, vatana ihtiyaç duymayan, gerçeklikten kopuk ve ilgisiz ciddi bir sosyal katman yaratılmıştır. Gençliğin öncü rolü burada biter.
M. Bidav: Z Kuşağını farklı tanımlayanlar da var.
D. Karakoçan: Evet var. Örneğin Seemiller “ben” olarak adlandırılan “Y” Kuşağına karşı “Z” Kuşağını “biz” olarak adlandırır. Seemiller ve diğerleri, kuşağı şöyle okur: “Z kuşağı olarak tanımlanan bireyler, genellikle küresel düşünceye sahip, çeşitliliğe önem veren, sosyal sorumluluk sahibi ve değişime açık bireyler olarak da tanımlanır. Bu özellikler, Z kuşağının farklı bir bakış açısına sahip olduğunu ve dünyaya daha farklı bir perspektiften baktığını gösterir.” Hatta daha ileri giderler: “Z kuşağı nereye giderse kültürel değişim de oraya doğru gidecektir.” derler. Yorum farklılıklar sanırım, yorumlayanların dünya görüşleriyle ve beklentileriyle ilgili.

“Dijital Yerliler!”
M. Bidav: Sanırım katılmıyorsunuz?
D.Karakoçan: Böyle gözlemlemedim. Daha çok Tweng gibi düşünüyorum. Tweng, Z Kuşağını bireyci görür. Aslında bu “kuşak”la birlikte sosyal kategorilerde değişti. “Dijital yerliler” gibi. Aslında bunu gözlemlemek hiç de zor değil. “Dijital yerliler” daha çok metin ve sesle iletişim kuruyor. Çevrenize bakın görürsünüz. Bir de “Neo dijital yerliler” var. Onlar da video, görüntülü telefon ve filmlerle ilgili. Bu tespitler doğru geliyor.
M. Bidav: Peki Z kuşağı her yerde aynı davranışı mı gösteriyor?
D. Karakoçan: Hayır değil. Görece farklılıklar var. Örneğin ABD’de geleneksel toplumsal kuralları reddettiğini görüyoruz. Dini bağlılıkları pek güçlü değil. Güvenlik konusunda takıntılılar. Eşitsizliğe tahammül edemiyor gibiler. Tüm bencilliklerine karşın birey olma, tepki verme gibi eğilimler de taşıyorlar. Genel Z kuşağı ile ortak yanları da var: Ekonomik kaygı, kırılganlık, depresiflik, yavaş büyüme, özgüven yoksunluğu, ekran başında zaman geçirme, geçmiş kuşaklardan daha az fiziksel aktivite filan…
“Demokrasi yok” diyor ama “demokrasi için mücadelede de yokum” diyor.
M. Bidav: Ya Türkiye’de?
D. Karakoçan: Türkiye’de de özellikler benzer. Çok farklı değil.Köylü gençlik artık yok. Kültürel ve aidiyet karmaşasının yarattığı durumlarda var. Kendilerini hem Avrupalı hem Asyalı gören her iki kültürden de nasibini alan gençler var. Öte yandan geleneksel yerel kültürden beslenen ama aynı zamanda data çağıyla farklı kültür, inanç ve sosyal davranışlarla tanışan bir gençlik var. Sadece Türkler değil, Kürtler de çoğunlukla aynı havuzda.
İnsan hakları algısını, sosyal haklar algısını bireysel haklara indirgeyen toplumsal yanı es geçen bir kuşak bu. Sanal dünya ve dijital de uluslararası literatürle çoktan uyumlanmış durumda. Yüzde yüze yakını sosyal medya kullanıcısı. Veriler hiç internet kullanmayanı yüzde 1 gösteriyor. Ama aynı kuşak Türkiye’de demokrasinin işleyişine yüzde 5’in altında oy veriyor. Demokrasi yok diyor ama, demokrasi için mücadelede de yokum diyor. Her 10 gençten 9’unun herhangi bir STK’ya üye olmaması ya da etkinliklerine katılmaması da sanırım bunu gösteriyor.
Paradoks şu: Z Kuşağı’nda kendilerine inançlı ya da dindar diyenlerin toplam oranı yüzde 87. Din ve mezhep kimliğini diğer kimliklerin önünde tutuyor. Sanırım bu son 20 yılda yaratılan gençlik profili ile ilgili…

“Yavaş büyüme yavaş evrimleşme durumları var.”
M. Bidav: Dijital dünyayla iç içe, teknolojik aletlere hakim, sosyal medyayı aktif olarak kullanan, müthiş bir ilişki ağı oluşturabilen ve bilgiye erişebilen bu nesil, toplumsal sorunlarla neden mesafeli?
D. Karakoçan: Arama motorlarını kontrol edin. Toplumsal duraklar göremezsiniz. Yavaş büyüme yavaş evrimleşme durumları var. Dijital merkezler cazip ilgi alanları yaratıyor. Bunlar Küresel güçlerden ve onların sosyal projelerinden bağımsız değil. Gerçek dünya burada karartılıyor, görünmez kılınıyor ve ışıl ışıl dijital/sanal bir dünya yaratılıyor. Bu dünyada efendi birey. Yani kendisi. Bu dünyada her şey var. Seks, sexting, eğlence, oyun, zenginlik, dedikodu, ihanet, yatak odaları, kamera arkaları, katil, kurban ve daha nicesi… Ama bir tek şey yok: Birlik, dayanışma, mücadele… Bunlar yok. Bu durum bireyin gerçek bilgiye toplumsal sorunlara ilgisini kırıyor, azaltıyor, sorunsalı olmaktan çıkarıyor…
M. Bidav: Sürekli değişen bir dünyada yaşıyorlar ve bu değişime hızlı bir şekilde uyum sağlayabiliyorlar. Yerel ve ulusal sorunlar gençlik için giderek önemini yitiriyor mu?
D. Karakoçan: Yitiriyor… Kuşağın, önceki kuşaklar üzerindeki mutlak hakimiyetini de var sayarsak temel kırılmalar olmadıkça durum değişmeyecek gibi.

M. Bidav: Nasıl kırılmalar?
D. Karakoçan: Birincisi bu kuşakta; kapitalizm, emperyalizm, faşizm gibi kavramlar ve bunlara dayalı sistemlerin pratik iticiliği yok. Teorik olarak belki onay görmüyor ama pratik olarak zorlayıcı değil. Ayrıca Dataizmin, yani dijital hegemonyanın küresel politikalarla doğrudan bağı konusunda bilinçsiz. Data çağının aslında güncellenmiş bir emperyal çağ olduğu bilinci ve algısı geliştiği an ciddi bir kırılma da yaşanacaktır. Dijital tekniğin yeni alanlar açtığı kadar, insandan ve insanlık değerlerinden çok şey götürdüğü fark edilmedikçe bu kırılma yaşanmaz.
Transhümanizm: İnsanın sınırlı doğasına müdahale etmek ve dönüştürmek…
M. Bidav: Data çağı ya da dijital çağ denen şeyler bilim tekniğin doğal evrimi değil mi yani; bir plan mı var?
D. Karakoçan: Bence var. Bu kadar yatırım salt pazar için olmaz. Pazar insanı yaratmak için de insanın kontrol altında tutulması hatta biçimlenmesi gerekir. Mesele çok derin ve bir o kadar karmaşık. Bence sadece bilim insanlarının, felsefenin değil, politik yapıların da üzerinde durması gereken geniş bir konu bu.
Şimdi bakın, transhümanizm diye bir akım oluştu. Önemli sosyal hareketlerden biri gibi görünüyor. Z Kuşağı olarak tabir edilen günümüz gençliğiyle de son derece uyumlu. Z Kuşağının değer yönelimleri ile transhümanizm akımının benimsediği seküler değerler arasında etkileşimler ve paralellikler çok belirgin.

Transhümanizm; “insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin artırılması, yaşlanma ve hastalanma gibi arzu edilmeyen veya gereksiz görülen yönlerinin ortadan kaldırılması amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanılması gerektiğini öne süren uluslararası bir entelektüel ve kültürel hareket” olarak ortaya çıkıyor. Dahası var: Özellikle gen teknolojisi, robotik bilimi ve birtakım tıbbi uygulamalar aracılığıyla insanın sınırlı doğasını dönüştürmeyi/geliştirmeyi amaçlıyor. İnsanın sınırlı doğasına müdahale etmek ve dönüştürmek… Genlerle, insan genleriyle, hayvan genleriyle, bitki genleriyle oynamak ve emperyal dünyaya uygun kabul edilebilir aynı zamanda sürdürülebilir “türler” yaratmak… Dehşet bir küresel etki bu!
Gençlik: Umut ve inanç yitimi…
M. Bidav: Türkiye’nin geneli ama özellikle de bölgemizde gençlik içinde ciddi dağılmalar var. Öncelikle göç… Artık burada bir umut beklentileri yok… Fırsatını bulan, yeterli parayı toplayan göçüyor. Umutsuzluk çok gelişkin. Eskiden bu gençlere umut veriliyordu. Siyasal ve ideolojik umutlar… Ekonomik refah veya güven gibi… Ama artık umudunu yitirmiş bir gençlikle yüz yüzeyiz. O yüzden dağılıyor. Çeteleşmeler başlıyor. Başka şiddet veya uyuşturucu boyutları gelişiyor… Ne diyorsun?
D. Karakoçan: Doğrudur. Küresel etkiler ve hegemonik kültür sadece yeni kuşaklar yaratmıyor aynı zamanda içe dönük çökmeler/göçükler de yaratıyor. Buna sosyal, ruhsal, kültürel ve ahlaki göçük diyoruz. Her şey göçük altında kalıyor. Paradoksal seyir, bir yandan data çağına uygun modernist ve konformist davranışları tetiklerken öte yandan gerici geleneksel davranışları güncellemiş oluyor. Toplumsal alandan kaçan birey, belirttiğiniz bataklığa yakalanıyor. Böylece genç kuşak, ruhsal, duygusal ve düşünsel olarak “yaşlanıyor!” Önceleri atalarımızda umut ve inanç yitimini görürdük. İfadeleri yenik cümlelerden ibaretti. Aynı cümleleri şimdi gençlerden de duyuyoruz.
M. Bidav: Ya umut?
D. Karakoçan: Umut her zaman var. İnsan varsa unut da vardır. Umudu canlı tutmak için geleneksel insan toplum kavrayışını aşmak, oluşan yeni sosyolojiye uygun tahliller yapmak ve uyuma dönüştürmek gerekir. Akıl, özellikle de politik akıl sıçramalar yapabilirse, umut hakikate dönüşebilir.
M. Bidav: Son olarak belirtmek istediğin bir şey var mı? Gençlere ne söylemek istersin?
D. Karakoçan: Aktüel ve bir o kadar da önemli güncel konularda ifade etme olanağı sağladığınız için çok teşekkürler. Gençlere ancak saygı duyabilirim. Anlamaya çalışıyorum. Düşünsel olarak genç kalmayı amaçlıyorum. Söyleyeceğim değil de önereceğim tek şey: Sorgulasınlar. Hey şeyi sorgulayarak benimsesinler. Statüleri, sınırları, töreyi, gelenekleri sindirmesinler. Daha da önemlisi dijital hayatın arka planındaki güçleri ve amaçlarını bilerek sosyalleşsinler…

Çok güzel bir röporatj olmuş, soru ve cevaplar amacına ulaşmış. En çok dikkatımı çeken gençlerın umutsuzluğa kapılması. Bu egemenlerın istediği bir şey olsada siyasetın buna cevap olmamasının da etkisi büyük. Hem Kürt hareketı hem sol için geçerli.