Mehmet Bidav: Bu röportajda gazetemiz yazarlarından Delil Karakoçan’la Türkiye’de gençliğin 1968’den günümüze kadar olan süreçte yaşadıkları değişimleri, karşılaştıkları zorlukları ve umutlarını bölümler halinde konuşacağız.
Son 50 yılda gençlerin kimlik algıları, siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dönüşümlerin, yaşam tarzları ve gelecek planları üzerindeki etkileri nelerdi?
Röportajımız, gençlerin sesini duyurarak onların deneyimlerini ve perspektiflerini daha iyi anlamamızı amaçlamaktadır.
“EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, ADALET” ÖNCÜLÜĞÜ
Mehmet Bidav: “68 Kuşağı”, “78 Kuşağı”, “90 Kuşağı” diye tanımlayan ve günümüzde “Z Kuşağı” denilen bir “kuşak” var. Bu gençlik gruplarının temel özellikleri nelerdi? İç ve dış etkenler bu grupların oluşmasında ne kadar etkili oldu?
Delil Karakoçan: “Kuşak” kavramının, kendisinden önceki dönemde yaşayan insanlardan farklılaşan bireyleri ifade etmek için kullanıldığını biliyoruz. “Kuşak farkı”, “kuşak çatışması”, “kuşak özelliği” “şu kuşak, bu kuşak” gibi. Ancak politik toplumsal olaylardan etkilenerek ya da onları etkileyerek oluşan yapılara “kuşak” demek pek doğru gelmiyor bana. Sorunuz bağlamında yanıtlamak gerekirse şunları belirtebilirim: 68 kuşağı, II. dünya savaşı sonrası ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunların yansıması olarak oluştu. Politik kimliği karakteri niteliğiyle “hareket”leşti. Devrimci gençlik ve sendikal yapılarla bağ kurdu. Ekim Devrimi ve sonrası demokratik devrimlerden etkilendi. “Dogmatik ve İndirgemeci” de olsa toplumsal aydınlanmada önemli roller oynadı. Bu sonuç gençliğin toplumsal ve kültürel sorunlarla ilişkilenmiş, sosyal bir aidiyet oluşturmuş olmasıyla ilgilidir. Dikkat çekici olan şudur: Gençlik bu yıllarda devrimci ve devindirici olduğu kadar öncüdür de. Bu öncülüğün, “Eşitlik özgürlük adalet” sloganı altında kitleselleştiğini söylemek yanlış olmaz.

Mehmet Bidav: meselesine ilgileri oldu mu?
Delil Karakoçan: Kürt meselesine vurgu var. Mahir’lerde bir yakınlık var. Ancak “kuşağın”, Kemalist ulusçu etkileri aşamadığını görüyoruz. Bu durum sonrası 78 Kuşağını da olumsuz etkiler. Kürt meselesine inkarcı yaklaşım biraz daha sert biçimde yeni kuşağa devredilir. Ulusçu inkarcı yaklaşım aslında Sol yapılar için tarihsel miras gibidir. Kürt meselesinde o günün siyasal koşullarında sosyal şoven dalgayı daha da beslediğini söylemek gerekir.
Konu başlığına dönersek. 68 hareketi Avrupa merkezli olmakla birlikte, Türkiye’de de etkileri görüldü. 78 kuşağı bu çizgiyi izledi. Hatta pratikleştirdi diyebiliriz. Ancak 80 darbesiyle bloke edildi ya da oldu. O yıllarda Kürt gençliği bir çıkış yarattıysa da Türkiye ölçeğinde toplumsallaşamadı.
Sosyolojik açıdan değerlendirirsek, 78 Kuşağı genellikle köylülük-yoksul köylülükten gelen, küçük burjuva yarı aydın özellikler taşır. Özellikle ezen-ezilen denklemine duyarlı yapıdadır. Ağırlıkla üniversiteler, Eğitim Enstitüleri, Öğretmen Okulları ve Liselerde kendini gösterir. Karekteristik olarak dışa dönük ve aktiftir. Okuyan, sorgulayan, tanımlayan bir gençliktir. Sınıf tutumu önemli bir duyarlılık oluşturur. Bedel öder, hapse atılır, ceza alır, akademik ya da kurumsal kariyerleri rahatlıkla reddeder. Buna karşın aynı kuşak içinde önemli bir sağ gençlik de vardır ve Sol gençlikle ciddi bir reaksiyon içindedir.
“90 KUŞAĞI KÜRTLERLE SINIRLI KALDI”
Mehmet Bidav: “90 kuşağı”?
Delil Karakoçan: Türkiye’de 90’lı yıllarda Kürtler dışında sosyolojik olarak politize bir kuşaktan pek bahsedilemez. Bir kuşak” yok”. Aslında bugün de pek yok. 80’ Darbesinin ağır travmatik sonuçlarından biridir bu. Belli arayışlar olmuş, ancak tutunamamıştır. Genelde Sol’un özelde sendikal Sol’un politik kimliğinin ve toplumsal aidiyetinin marjinalize olduğu süreç olarak tanımlanabilir. Özellikle küresel sol sosyalist ideolojik merkezlerin yıkılması; oluşan ideolojik ve inançsal boşluk yeni ve üretken bir Sol kuşağın oluşmasını engellediğini görüyoruz. Sosyolojik olarak 78 kuşağında Türk ve Kürt gençliğinin paralel yükselişi sonrasında Kürtlerle sınırlı kalır. Türkiye gençliği daha çok iş ve kariyer alanına yönelir. Bireysel sanat-kültür çalışmaları belli bir yoğunluk oluştursa da geleneksel kimliğine geri döner. Sendikal harekette de ciddi düşüşler gözlemlenir. Kürtler açısından bir parantez açmakta fayda vardır: Kürt gençleri 90’lı yıllarla birlikte farklı angaje bir retorik geliştirir. Bir alana dayanma tutumuna girer. Böylece kendini öğrenme-aydınlama arayışının dışına atar. Artık pratik olarak çalışkan, ancak düşünsel açıdan son derece tembel, eklektik ve “göndermeci” bir gençlik şekillenmiştir.
Mehmet Bidav: Sol’a dönersek… Kürt demokratik yapılarıyla yakınlaşanlar var…
Delil Karakoçan: Evet var. Ama bu durum ideolojik paradigmasal bir tezahür değil. Belki iyi niyetli, belki bir özeleştiri ama pratik durum ve sonuçlara bakılırsa daha çok “ayakta kalma, korunma” ihtiyacından kaynaklanıyor gibi geliyor bana. Böyle de olsa Sol içinde, ulusçu-şoven etkilerin kırılması konusunda oynadığı rol itibariyle sosyal mücadelede iyi ve saygın bir yere oturtulabilir. Konuya ilişki sonuç olarak şu söylenebilir: 90’lı yıllarda daha çok Kürtlerle sınırlı kalan bir siyasallaşma gözlemlenmiştir. Sol ise iki şeyin bedelini ağır öder. Birincisi, ulusçuluğun bedelini… İkincisi, dogmatizmin, yani Çin, Arnavutluk gibi ideolojik merkezlere mutlak bağlılığın bedelini…
Mehmet Bidav: Şimdi bir de “Z” kuşağı var. Çok konuşuluyor?
“Z Kuşağı” diğerlerinden farklı olarak daha çok sosyolojik bir tanımlamadır. 68, 78, 90 gibi kuşak tanımlamaları ise politik. Tarihsel bir sürecin ideolojik, politik ve sosyal niteliğini ifade ederler. “Z kuşağı” sorunuzu sonra yanıtlasam olur mu?
Mehmet Bidav: Olur, neden olmasın. Tekrar döneriz.
Delil Karakoçan: Teşekkür ederim.
PARADİGMASAL BOŞLUK VE KIRILMA
Mehmet Bidav: Peki, geçtiğimiz 50 yılı esas alırsak gençliğin kırılma noktaları nelerdir? Neler söyleyebilirsiniz?
Delil Karakoçan: Farklı parametreler var tabii. Genel ve öznel nedenler… Özellikle sol gençlik ya da Sol üzerinden okumak gerekir. Genel kırılma noktası, Reel sosyalizmin çöküşü ve çözülüşü sayılabilir. Ancak bundan da önemlisi, teorik ve ideolojik dayanakların da -ki bir tür dogmadır bunlar- aynı akıbete uğramış olmasıdır. Öznel planda ise, özeleştirisizlik ve bunu izleyen paradigmasal boşluk denebilir. Sol gençliğin izleyeceği yeni ideolojik merkezlerin yokluğu dehşet bir boşluk yaratmış bu da kırılmaları tetiklemiştir. Aynı gençliğin yeni arayışlara yönelmemesi; daha doğrusu pratik, ideolojik ve paradigmasal sorumluluk üstlenmemesi de yaşanan kırılmanın öznel nedenlerinden biri sayılabilir.
Mehmet Bidav: Darbe, tahribat? Özellikle gençlik üzerinde ne tür tahribatları oldu? Kürt ve Alevi gençliği açısından da bakarsak?
Delil Karakoçan: Aleviler ve alevi gençliğe ayrı başlık açmakta fayda var. Sorunuzun aleviler kısmını izninizle ikinci bölümde cevaplamayı düşünüyorum.
Aslında 80 darbesi bir gençlik tasfiyesidir. Eğitim-aydınlanma kültürü yerine “kışla kültürü/disiplini”nin konmasıdır. Sadece politik sol gençlik açısından değil, genelde gençlik için bir karabasandır. Özel planda öğrenci-gençlik hareketinden devrimci-toplumcu bir harekete dönüşme eğilimi gösteren arayışın tasfiyesidir. 80’li yıllarda Okulların kışlaya çevrilmesi, eğitimin militarize edilmesi, kapatılması, okuldan uzaklaştırmalar vb. uygulamalar politizasyonu bozarak gençliği apolitik unsurlara dönüştürdü. Kolektif refleksler kalmadı. Arayışları sekteye uğradı. 70’li yılların duyarlı gençliği kayboldu. Bu durum toplumu da dibe çekti. Ve gençlik içinde istismara açık asosyal ve apolitik bir katman oluşturdu. Kalite düştü. Yarınları bugünden düşleyen, kuran, kurma arayışında olan gençlik ruhsal olarak yaşlandı ve tutuculaştı. Aramaktan sorgulamaktan aykırı düşünmekten korkan bir gençlik oluştu.

Buradan baktığımızda gençlik için en büyük darbe, kolektif hareket ve duygu kaybının yaşanmasıdır diyebilirim. Umut kaybı, irade kaybı, inanç kaybı gibi olgular gençliği geleneksel toplum havuzuna geri atığını görürüz.
Böyle de olsa demokratik güçlerin varlığı gençliği belli oranda kendi çeperinde de tutmuş, böylece gençlik tükeniş potasına girmekten bir ölçüde kurtulmuştur. 70-80 arası yıllar gençliğin baharı olarak da tanımlanabilir. Özellikle öğrenci ve işçi gençliğin anlam arayışları yoğundur. 90’lı yıllarda kısmı bir canlanma görülse de 2000’li yıllarla birlikte karakteristiği tamamen değişir.
Mehmet Bidav: “Toplumsal mücadeleler ile gençlik arasında etkileyici bir bağ var” demek mi oluyor bu?
Delil Karakoçan: Evet, var. Gençliğin sosyal davranışları ile politik aksiyonlar arasında doğrudan bir bağ var. Aslında gençlik doğası gereği etkileşimlere açıktır. Özellikle sınıfsal ve toplumsal çelişme ve mücadelelerin yoğun olduğu koşullarda bu etkileşim daha fazladır. Gençlik bu anlamda toplumsal mücadeleler tarihinin koruyucusu gibidir.
“METROPOL KÜRT GERÇEKLİĞİ…”
Mehmet Bidav: İç göç ve dış göçün gençlerin kimlik algısı, sosyal ilişkileri ve gelecek planları üzerindeki etkileri nelerdir?
Delil Karakoçan: Tabi ki doğrudan bir etkisi vardır. Ve bu etkiyi günümüz koşullarında kırmak ya da aşmak olası değil gibidir. Hatta giderek “karma kimlikler” oluşuyor. Mesela etnik köken olarak Kürt, ancak sosyokültürel olarak “Türk” olan bir sosyolojik gerçeklik var. Bu bir illüzyon değil. Kendini Kürt olarak tanımlasa da bu hakikat değişmiyor.
Tarihin izleri de bunu anlatır.
Tedip ve tenkil hareketleri, sosyal ve ekonomik göçler, ağır güvenlik endişeleri vs. bunu besleyen olgular… Tüm bunların hatırı sayılır etkileri vardır. Önce toprakla sonra tarih ve yaşanmışlıklarla bağın kopuşu, kimlikleri dejenere eder. Aşındırır. Bunları biliyoruz. Yaşıyoruz. İç ya da dış göç sadece fiziksel kopuşlara yol açmıyor; ciddi ruhsal, sosyal, kültürel, politik hatta kimliksel kopuşlara da besliyor. Ekonomik kaygıları merkeze alan ve bu kaygılarını giderdiği yeri “yurt” olarak tanımlayan karmaşık ve ayrık bir kimlik ve aidiyet oluşuyor.
Örneğin Kürt olduğunu söyleyen (şimdilik) ancak topraklarına geri dönmeyi de düşünmeyen, düşünse bile, kent kültürüyle büyümüş, bir tür entegre olmuş çocuklarını ikna edemeyecek olan bir metropol Kürt gerçekliği var. Bu da sorumluluk almayan, ilgiyi pratikleştirmeyen, toplumsal olaylar karşısında derin sarsılmalar yaşamayan bir prototipin şekillenmesine yol açıyor.
Türkiye’de gençlik, 1968’den günümüze kadar siyasi, sosyal ve kültürel dönüşümlerin tam ortasında yer alır. 68 kuşağının toplumsal değişimlere öncülük ettiği, 78 kuşağının bu mirası devralmaya çalıştığı ancak 80 darbesiyle engellendiği, 90 kuşağının ise siyasi ve ideolojik belirsizlikler içinde bir nesil olarak yetiştiği görülür. Bu süreçte, Kürt meselesi gibi toplumsal sorunlar, gençlerin kimlik ve aidiyet arayışlarını derinden etkiler.
Sonuç olarak, Türkiye’deki gençlik tarihi, ülkenin siyasi ve sosyal dönüşümlerinin bir aynası gibidir. Her kuşak, kendinden önceki kuşaklardan devraldığı bir mirasla birlikte, kendi döneminin koşullarına göre şekillenmiştir. Gelecekte, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve sosyal adaletin tesis edilmesi için gençlerin aktif rol oynaması büyük önem taşır.
Gelecek bölüm: Türkiye’deki Alevi gençliğinin siyasi, sosyal ve kültürel kimliği, karşılaştığı sorunlar ve mücadeleleri…

Harika bir röpürtaj olmuş hemen paylaşıyorum.